KARANLIK BİR NOT 

Dora Onur ile birlikte çevre yolu üzerinden Emsalsiz’in Kalbi’nin kuzeyinde kalan bölgeye doğru hızla yol aldırlar. Karanlığın Dora’ya gönderdiği mektupta siyah bir harita üzerinde işaretlenmiş adres kuzeyde bir yerdi. Dora takımın orada olduğunu düşünüyordu. Bir şekilde Karanlık onları orada tutuyor olmalı diye geçirdi aklından. Bu yüzden bir an önce oraya varmak için olabildiğince hızlı gitmeye çalışıtı.

Gün öğlene yaklaşıyordu ve orada olmaları geceyi bulacağa benziyordu.

Uzun, ip gibi uzanan yolda sadece ikisi vardı. Tenha yolda Asil ve Gölge birbirlerine uyarak yolda ilerlediler. Karşılıklı o denli uyumlu sağlıyorlardı ki, uzaktan bakıldığında piyanonun tuşları üzerinde gezinen parmaklar gibi insanı hayran bırakıyordu.

Hiç konuşmadan yolda bir süre gösteri edasıyla ilerledikten sonra Gölge Asil’e olabildiğince yaklaştı.

Onur Dora’ya seslendi; “Dora!”

Düşüncelerin içinde kaybolmuş olan Dora yoldan gözlerini ayırmadan, “Efendim!” dedi.

“Sana gelen mektup Karanlık’tan..! Bu sizi sürekli takıntı haline getiren adam değil miydi?”

“Evet! O!”

“Emsalsizi’n Kalbi’nde ne işi var?”

“Bilmiyorum!” dedi gerilerek.

“Anka Takımı’yla alıp veremediği olduğunu sanmıyorum. Yoksa onunla yeni bir iddianız mı var?”

Dora biraz sinirlenmişti. Ama Onur’un sorusuna değildi öfkesi…Karanlık’ın hâlâ etrafta olmasından, sorun çıkarabiliyor olmasından dolayı sinirden içi içini yiyordu.

“İddia değil..! Biliyorsun onu Güney Yarışları’nda bıraktım! Orada yenilgiye doymuyordu! Bu defa da Emsalsiz’i denemek istemiş olabilir! dedi. Bunu söylerken aklı tam olarak neredeydi, takım arkadaşlarında mı, yoksa Karanlık’la uzun zaman sonra karşı karşıya gelecek olması mıydı? Artık emin değildi. Onunla hesaplaşmak istiyordu… Ama şimdi değil…. Bir an önce diğerlerinin nerede oluğunu bulmaya odaklanmalıydı.

“Hiç şaşırmadım! Tam Karanlık tarzı bir durum! Unutma hiç bir zaman yanlız değilsin! Ben her zaman yanındayım!” dedi içtenlikle.

“Bunu biliyorum!” dedi inanarak.

“Hadi biraz daha hızlanalım. Bakalım takımın nerede?”

“Evet hızlanalım. Yoksa yol bitmeyecek!”

Aynı anda hızlanırken kırmızı mavi ışıklar gibi görünerek gözden kayboldular.

***

Hava kararmaya başlamıştı. Dora ve Onur Karanlık’ın işaretlediği yere varmak üzereydiler. Düz yoldan ilerledikten sonra ikiye ayrılan yolun sağ tarafından patika yola geçtiler. Bir dakika daha ilerledikten sonra yol bitmişti. Arazi aşağıya doğru iniyordu ve arazinin sonunda bir orman görünüyordu. İkisi de aykırılarından inip yola baktılar.

Onur aşağıdaki araziye bakıp, “Tuzak gibi görünüyor!” dedi dikkatle.

Dora gizemli bakışlarla, “Çok muhtemel bir durum! Karanlık oyunlarından asla vazgeçmez! İlla bir zorluk çıkarır!” dedi.

Rüzgârlı havada dalgalı saçları arkasında savunulurken arazinin önünde bir hareketlilik fark etti. Gözlerini kısıp dikkatli bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalıştı.

Onur telaşla, “Olamaz! Oyunbozanlar burada! Bizim için oldukları da kesin!” dedi.

Dora beş oyunbozan sayabilmişti. Arazinin önündeydi hepsi de…

Onur, arazinin önünde hareketlilik artınca, “Dora çabuk aykırılara..! Saldırmaya hazırlanıyor gibiler… Onlar saldırmadan biz önlemimizi alalım!” diye uyardı.

Aykırılarına hızla binip oyunbozanların gelmelerini beklediler.

“Bir planın var mı?”diye sordu Onur.

“Hayır yok! Peki ya senin?” diye sordu sakin tavırla.

“Benim de yok! Ben anlık kararlar alırım bu gibi durumlarda!” dedi dalga geçerek.

İkisi de sakin gibi gözüküyor olsa da gerginliklerini birbirlerine belli etmemeye çalıştı.

Dora birden, “Benim bir planım var artık!” dedi kararlı sesle.

“Hemen söyle, çünkü bize doğru geliyorlar!” dedi oyunbozanların üzerlerine doğru koştuklarını görüp.

“Aşağı düz araziye kadar peşimize takıcağız. Orada onları alt etmek daha kolay olur. Engebeli arazide onlar daha avantajlılar! Av sırasında hareket kabiliyetleri bunu gösteriyordu.”

“Tamam! O hâlde alan dışı Emsalsiz başlasın!” dedi rahat tavırla.

Kana susamış görünen beş oyunbozan hızla üzerlerine doğru koşu kopardılar. Ağızlarında bu defa kan yoktu. Ama uzun, sivri dişlerinin arasından saçılan salyalar, kan dolu gözleri, simsiyah ten renkleri ile korku salarak geliyorlardı.

Tüğlü, sivri tırnaklı ayakları ile patırtılar çıkartarak sürü halinde saldırıya geçmişlerdi.

Dora sakin ama son derece dikkali şekilde bekleyip onların iyice yaklaşmasını bekledi. Onur’la birlikte harekete geçmek için doğru anı kolladılar.

“Saldırı için bize doğru ilk hamleyi yaptıklarında araziye hızla kazacağız!”

“Kolay görünüyor!” dedi, Onur sırıtarak.

Oyunbozanlar hepsi birden Asil ve Gölge’yi pençelerine geçirmek için zıplayınca ikisi de iki yana fırlayıp aşağı yola kendilerini attılar. O kadar hızlı savrularak ilerliyorlardı ki yola temas edip etmedikleri belli değildi. Uçarcasına düz araziye ulaşmaya çalıştılar.

Oyunbozanlar ilk hamlede onları ellerinden kaçırmış olamanın öfkesi ile çılgına döndü. Onları yakalamak için kükreyerek çılgın bir koşu kopardılar.

Oyunbozanlar Asil ve Gölge’yi yakalamaya çalışırken aralarındaki mesafeyi kapatmak için birbirlerini savurarak koşmaya devam etti.

Gölge düz araziye varır varmaz tozu dumana katarak peşinde ki oyunbozanlara manevra yapıp karşısına aldı.

Asil de Gölge’nin yanına ulaşır ulaşmaz, oyunbozanlar onları köşeye sıkıştırdıkları hevesi ile etraflarını sardı.

Asil ve Gölge oyunbozan çemberi içinde kaldı.

Onur sırtını Dora’ya verip, “Fazla öfkeliler!” dedi, fısıltıyla.

Dora gözlerini oyunbozanlardan ayırmadan, “Bunlar avdakilerden farklı görünüyor!” dedi.

“Farklı mı? Nasıl?” diye sordu.

“Ağızlarında kan yok!”

“Bunun iyi bir şey olması gerekmiyor mu?”

“Söz konusu Karanlık’sa hiç bir şey iyi olamaz!”

“Yüksek ihtimal! Sonuç olarak onu benden daha iyi tanıyorsun. Yıllarca sizi yenme arzusu vardı.”

Oyunbozanlar saldırmak için kükreyerek üzerlerine doğru adımlar atmaya başlayınca Dora Onur’a olabildiğince alçak sesle, “Onlardan kurtulmak için tam bir avcı gibi davranmamız gerekiyor. Kanlı bir düello olacak!” dedi.

“Ben daha kansız savaş görmedim!”

Oyunbozanlar ayaklarını yere sürmeye başlayınca Asil ve Gölge de gardını aldı.

“Birlikte aynı anda! Tuttuğunu savur!” dedi, Dora kararlı sesle.

Oyunbozanlar beşi birden havalanarak üzerlerilerine saldırınca Dora, “HAADİİİ!” dedi bağırdı.

Asil ve Gölge tiz çığlıklar, kükremelerle meydan okudular.

Asil olduğu yerde zıplayıp ilk önüne gelen oyunbozanı boğazından yakaladı. Keskin gagasıyla alıp, tıpkı bir aslanın ceylanı yakalamısı gibi fırlatarak vahşice savurdu. Yeni bir saldırı yapamayacak hâlde olduğunu anlayınca diğer oyunbozanlara yöneldi.

Asil’e doğru yaklaşan iki kızgın oyunbozan oldukça öfkeli görünüyordu. Anlaşılan arkadaşlarına yapılanın intikamı için yanıp tutuşuyorlardı.

Asil ise onlardan daha öfkeli görünüyordu. Avlanmak çin sabırsızlanan bir aslan gibi atağa geçti. Asil onu kanat kısmından yakalamaya kalkan bir oyunbozanı ensesinden tutup fırtınaya tutulmuş gibi savurduğunda çoktan saldıramaz hâle getirmişti. Karşında gördüğü yeni oyunbozan ilk bakışta artık eskisi kadar saldırgan görünmüyordu. Arkadaşlarına olanlardan sonra saldırmak istemiyor gibiydi.

Asil son bir hamle ile geri adım atmış görünen oyunbozanı yakalayıp hırpalayarak bir yaprak gibi yere savurdu.

Yerde hareketsiz yatan oyunbozanın yanında duran Onur, “Bunları halletim! Sen de iyi iş çıkarmıssın!” diye seslendi az ileriden.

Dora oyunbozanlar’a bakıp, “Fazla güç kullanmaya gerek yoktu!” dedi.

Onur Karanlık ormanın girişine yaklaşıp, “Hadi devam edelim, yeni bir engel çıkmadan!” diye seslendi.

Dora Onur’un yanına gelince birlikte ormana doğru ilerledirler. Ay’ın cılız ışığıyla belli belirsiz aydınlanan ormanda her yer ağaçların, dalların engelleriyle doluydu. Zaman geçtikçe  karanlığın içinde ilerlemek gittikçe daha da zor olmaya başladı.

Onur bu durumdan rahatsız, “Bu şekilde ilerlemek imkansız!” dedi.

Dora daha önce kullanmak zorunda kalmadığı aykırıların özelliğini hatırladı. “Göz Işıkları’nı açalım!” dedi.

Onur da hatırlayıp, “Doğru! Böyle bir özellikleri vardı! Nasıl da unuttum! Uzun süredir kullanıyorum ama hiç ihtiyacım olmadı. İlk defa bu kadar karanlıkta kalıyorum. Av alanları bile bundan kat kat daha aydınlıktır!”

Dora hemen ankasının düşüncelerine hükmederek göz ışıklarını açtı. Karanlık orman bir anda kıpkırmızı bir çift ışıkla iğne gibi delindi. Gözün ulaşabileceği tüm alanı aydınlatabilecek kadar kuveytli bir ışıktı. Asil’i Gölge takip etti. Gece mavisi ışıklar ok gibi ormanın diğer ucuna ulaştı.

Dora ve Onur ışıklardan oldukça etkilenmişti. “Hiç bu kadar güçlü ışık görmedim!” dedi Onur hayretle.

“Ben de! Çok etkileyici! Bu kadar uzun süredir onunlayım ama bilmediğim özelliklerini yeni yeni keşfetmek garip bir duygu!”

Dora bir yandan da gözleriyle ormanı tarıyordu.

Onur birden durdu. “Duyuyor musun?” diye sordu ormanı dinleyerek.

Dora etrafa baktı. “Neyi?”

“Sesler!”

Dora daha dikketle kulak kesildi. Sanki ‘imdat’ diye bağıran birini duyduğunu sandı.

Biraz daha ilerleyip sesin nerden geldiğini anlamaya çalıştılar. Dora Korhan’nın adını söylediğini duyar gibi oldu.

Onur ormanın derinliklerine iyice ilerledi. “Buralarda olmalılar! Sesler çokta uzakta olmadıklarını söylüyor!”

Dora sağa sola bakıp her yanı tararcasına ilerledi. Işığın deldiği karanlığın sonunda demirden yapılmış bir bina gördü. Onur’a seslendi.

“Buldum galiba!” dedi heycanla.

“Nerdeler?”

“Ormanın diğer ucu!” dedi, kırmızı ışığın ulaştığı son noktayı işaret ederek.

“Gidelim o zaman!”

Asil ve Gölge karşılarına çıkan tüm dalları parçalayarak binaya doğru ilerlediler. Oraya varmaları hiç kolay görünmüyordu. Engelleri aşmak zaman alıyordu.

Ormanın uç noktasına vardıklarında karşılarında tıpkı bir kafesi andıran siyah demir parmaklıklarla yapılmış kullanılmayan on katlı bir bina çıktı.

Onur ve Dora aykırılarından inip yukarı baktılar. Anka Takımı üzerlerinde zırhlı kıyafetleriyle hapsolmuş, kurtarılmayı bekliyordu.

Onur Dora’ya dönüp, “Sonunda bulduk!” dedi, sevinçle.

“Öyle görünüyor! Hadi çıkalım!” dedi mutlulukla.

Açık olan giriş kapısından geçip siyah, demir merdivenlerden yukarı çıktılar. Anka Takımı kafes içinde kafese benzeyen yerde tutulmuştu. Kurtulduklarını anlayınca sevinçten deliye döndüler.

Kapalı kalmaktan son derece mutsuz olan Selin, daha çok Atakan’la kalmanın verdiği bıkkınlıkla, “ÇABUK  BENİ  BURADAN  ÇIKARIN !” diye haykırdı.

Atakan imalı bakışlar fırlatıp “Bizi demek istedin heralde!” diye düzeltti.

Görkem otoriter tavırla, “Hepimizi kasdediyorsunuz!” diye son noktayı koydu.

Onur hemen etrafta onların tutulduğu kapının asma kilidini kırabileceği bir şeyler aramaya koyuldu. Dora da takımın iyi olduğu görmenin sevinci ile onları çıkarmanın yolunu ararken aşağıda ormanın içinde bir çift mavi göz gördü. Dışarıya bakmak için demir parmaklıklara iyice yaktı. Ormanın içinden gelen maviliği anlamaya çalıştı.

Dora birden buz kesildi. “Olabilir mi?” diye kendi kendine sordu. Bu bir ihtimaldi. Küçük de olsa bir ihtimal diye kendini zorladı.

Hızla merdivenlere yöneldi. Basamakları ikişer ikişer inip etrafa baktı. Gördüğü maviliğin nerde olduğunu bulamaya çalıştı. İleride karşında tekrar göründü. Oraya doğru bir koşu kopardı. O kadar hızlı koşuyordu ki dalların yüzünü yalayıp sıyırmasını umursamadı bile. Uyuşmuş gibiydi. Bir an önce oraya varmak tek isteğiydi.

Bir kaç saniye sonra oraya vardığında bulduğu şey hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Kimse yoktu. Sadece yerde dalların arasında duran nottan başka…

Hemen kağıdı alıp okumaya başladı.

Sevgili Dora;

Görüyorsun ya artık kazanan benim! İstediğim de seni yanlız bırakabilir istediğimde yeni arkadaşlarını da vermem. Bana ulaşmak artık kolay değil! Takımını geri veriyorum! Anlaştığımız gibi sezonun üçüncü avını benimle yapacaksın! Tabi kazanmak istiyorsan! Yani O’nu geri istiyorsan!

Dora her satırı öfke ile okudu. Karanlık’ın yakınlarda bir yerlerde olduğundan emindi. Ama bir o kadar uzakmış gibi bulamamak deli ediyodu Dora’yı. Çılgına dönmüştü. Belli etmemeye çalıştı. Bir yerlerde mutlaka izliyor olacağını hesaba katıp sakin kalmaya çalıştı.

Uyuşmuş gibi kağıda tekrar baktı. Karanlık’ın, takımı alarak kendisini delirtmek için bunu yaptığına emindi. Onu yıllarca ciddiye almamışlardı. Bunun bir hata olduğunu geç anlamıştı. Bu defa ciddiye alacaktı. Onun tahmin edeceğinden de çok… İçinde biriken tüm öfkeyi üçüncü ava saklayarak sakinleşmeye çalıştı.

Düşüncelerinde kaybolmuşken Onur’un sesiyle irkildi.

“Dora napıyorsun orada? Herkesi çıkardım! Gidebiliriz artık!” diye seslendi.

Dora arkasını döndüğünde Onur ve takımı karşında görür görmez kağıdı onlara fark ettirmeden cebine soktu. “Sizi buraya tıkanı gördüğümü sandım!” diye yalan söyledi. Asil’e doğru yürürken, “Hadi gidelim artık!” deyip kafasının karışmış olduğunu kimsenin anlamaması için büyük çaba sarf etti.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz