35. BÖLÜM : EMSALSİZ KULESİ 

Dora Emsalsiz Kulesi’ne vardığında Karanlık’ın onu sabırsızlıkla beklediği gördü.

Her zamankinden farkı görünüyordu. Artık bir insan gibi değildi… Bunu nasıl yaptı bilmiyordu ama O sanki bir oyunbozana dönüşmüştü.

Yarı insan yarı hayvan oyunbozanlara göre mekanik kısmı olabildiğince azdı.

Asil’le ona doğru yaklaşıp yavaşça indi. Karanlık’a doğru bir kaç adım attı.

“Demek seni burada bitirmemi istiyorsun!” dedi sakin ama kararlı sesle.

Karanlık o bilindik halinden çok ama çok uzak, ürkütücü görüntüsüyle, “İlk olarak arkadaşını elinden aldım! Sıra sende Dora..!” dedi tıslayarak.

Dora tüm bedeninin uyuştuğunu hissetti.

Karanlık’a olan öfkesi bu sözler üzerine on kat daha artmıştı. Daha fazla beklemek istemiyordu.

“O zaman görelim kim kimi harcayacak!” dedi öfkeye.

Karanlık o kadar özgüvenli duruyorduki daha şimdiden kazanmış gibi davranıyordu.

“Bana yalvaracağın anı görür gibiyim Dora!” dedi iğrenç yüz ifadesiyle.

Dora Asil’e doğru yürürken, “Unutma Karanlık bugün buradan da kurtulmana asla izin vermeyeceğim!” diye seslendi.

Ankasına binip Emsalsiz Kulesi’nin cam giriş kapısına yaklaştı.

Karanlık’ında yanında belirmesiyle kapı yukarı doğru açıldı.

Sarmal cam merdivenlerden yukarı doğru çıkarken konuşmadan ilerleyip yapacakları ava konsantre olmuşlardı.

Emsalsiz Kulesi’nin zirvesine vardıklarında sert rüzgar uğultusuyla onları karşıladı.

Futbol sahası büyüklüğündeki yer mavi cam bir zemine sahipti. Aşağı doğru bakıldığında kulenin zemini görünüyordu. Sadece alanın ortasında ki siyah dairenin olduğu yer görünmüyordu. Siyah daire kalenin en alt kısmına kadar silindir gibi uzanıyordu. Kulenin ortasında siyah devasa bir sütun gibi yerleştirilmişti.

Karanlık ve Dora birbirlerine delici bakışlar fırlatarak artık ava başlamanın tam zamanı olduğunu anlattılar.

Karanlık yürüyüp Dora’ nın karşıda saldırı pozisyonu alırken Dora da onun karşısında saldırı pozisyonu alacakken durdu. Giriş kapısının kenarında yerde parıldayan cam kılıçı son anda gördü. Sanki az önce orada degildi. Yoksa Karanlık onu alırdı diye düşündü. Sonra onun da görmediğini hesaba katıp Karanlık’a fark ettirmeden aldı. Kapıyı kapatıyormuş gibi yapıp kilidini kılıçla parçaladı. Artık kapıdan çıkış imkansız hale gelmişti.

Asil’in kanadına kılıçı saklayıp sanki saldırı pozisyonu alıyormuş gibi yaparak Karanlık’ın fark etmemesini sağladı.

Sert rüzgâr daha da öfkeli eserken yarım kalan Emsalsiz Avı başlıyordu artık…

Karanlık yavaş yavaş olduğu yerden hareket ederken gözlerini Asil’e dikmiş onu parçalamaya sabırsızlanan yırtıcı bir hayvan gibiydi.

Kükreme ve tıslamaları etrafı iletirken tam bir ezberbozandı.

Karanlık avına saldırmak için adımlar atarken Dora çılgın bir öfkeye kapıldı.

Karşında Karanlık varken önceden yaşadığı anı tekrar yaşıyordu.

O gün Karanlık kurtulmuş, hatta kaçmıştı. Doruk kaybolmuştu ya da Karanlık’ın tuzağına düşmüştü. Onu geri verebileceğini söylemişti Karanlık… Ama Dora onun sözünde durmayacağını hissetmeye başladı. Doruk’u geri alamayacaktı. Onu geri alma ihtimali varsa bile şu an Karanlık’ın bakışlarından bunu yapmayacağını artık görüyordu. Bir ihtimal diye herşeyi yapmış, Emsalsiz Avı’na sırf bu yüzden katlanmıştı. Doruk’u geri almak için… Doruk’u belki bir daha görmeyecekti… Karanlık bunu bile bile umut etmesine sebep olmuştu. Karanlık, herşeyin sebebi oydu. O halde geriye tek seçenek kalmıştı. Karanlık’a artık buradan çıkış yoktu.

Öfkesi değildi içinde kopan, tüm duygularının fırtınasıydı. Yaşadığı bildiği tüm duygular beynine hücum etmişti.

O anda birdenbire Asil elektrik mavisi bir ışığa hapsoldu. Işık söndüğünde Asil’in bendeni silinip Dora’nın bedenini bırakmıştı geriye. Asil yoktu… Dora vardı artık… Elinde mavi cam kılıçıyla…

Dora öfkeli gözlerle Karanlık’ın karşındaydı.

Karanlık duruma önce şaşırsada sonra kabullenerek saldırıya geçti.

Dora öfkesinden Asil’in yok olup kendisinin saldırması gerektiğini umursamadı.

Sanki bunu hep yapıyormuş gibi kılıçın kabzasını kavrayıp Karanlık’a doğru koşu kopardı.

Dora ve Karanlık birbirlerine doğru saldırıya geçerken kulenin etrafını siyah bulutlar çevrelemeye başladı.

Dora öfkeli çığlıklarla kılıçı Karanlık’ın metal gövdesine sapladı. Kıvılcımlar elektirik gibi çıkarken Karanlık acıyla kükredi.

Dora acımasızlıkla kılıçı sapladığı yerden çıkartırken, “Canın mı acıdı?” diye sordu acımasızlık dolu sesiyle dalga geçerek.

Karanlık doğrulup, “Hayır! Ama senin canın acıyacak!” deyip Dora’yı savurup fırlattı.

Dora savrularak yere düşerken kılıçı düşürmemek için büyük çaba sarfetti.

Yerden doğrulup tekrar saldırıya geçerken bu defa kılıçı onun hayvan tarafına sapladı.

Karnına saplanan kılıçın acısıyla kükreyen Karanlık Dora’yı pençesiyle yakalayıp kenara savurdu.

Dora aşağı düşmemek için çırpınırken Karanlık salyalarını saçarak Dora’yı boğazından yakaladı.

Dora kılıçı Karanlık’ın metal sırtına saplayıp onu aşağı atmadan son anda elinden kurtuldu.

Dora Karanlık’ın kan ve kıvılcımlar saçan bedenine öfkeyle baktı.

“Daha fazla uğraşma artık! Kurtuluşun yok!”

Karanlık öfkeyle yerden doğrulup, “Sen öyle san!” dedi tıslayarak.

Dora’ya doğru koşup onu boynundan yakaladı. Pençesini geçirip havaya kaldırdı. Dora’nın ayakları yerden kalktı. Havada sallanırken Karanlık onu kulenin ortasına götürdü. Siyah dairenin üzerinde sallamaya başladı.

“Birazdan burası açılacak ve alevler meşale gibi püskürütüp seni içine almış olacak!” diye hırladı.

Dora boğazının kanamasından güçlükle yutkunup, “Öyle mi?” dedi kendini gülümsemeye zorlayarak.

“Evet! Ben de kulenin patlamasını izlemek için aşağında olacağım! Tabi seni atıp kaçtıktan sonra!”

Dora acıyla güldü.

“Nasıl çıkmayı planlıyorsun?” diye sordu kapıyı gözüyle işaret ederek.

Karanlık gözünü kapıya çevirdi.

Kırılmış ve parçalanarak çıkışı imkansız hale gelmiş kapıyı fark edince deliye döndü.

“Gerizekalı!” dedi haykırdı.

Dora güldü.

“Asıl gerizekalı sen oluyosun bu durumda..!” Dora Karanlık’ın gözlerinin içine bakıp, “Buradan kimse çıkamaz! Bir daha kaçmana izin verir miyim sandın?” dedi kararlılıkla.

Karanlık öfkeden deliye dönerken , “Beni bitirirken kendini de bitirmeyi göze aldın! Ama bu bile sana Doruk’u geri getirmeyecek!” dedi tıslayarak.

“Biz ona gideriz o hâlde! O yoksa ben de yokum! Zaten kendini bozana çevirerek gebermişsin! Ikinci kere bunu yaşamak senin gibi bir ucubeye yaraşır!”

Karanlık birden olduğu yerde sendeledi.

Kule sallanmaya başladı. Faliyete geçiyordu sanki. Siyah kısımın dışında kalan her yer patlamaya başladı. Dora’nın üzerinde sallandığı yerde sarsılıp çatladı. Yavaş yavaş kırılıyordu.

Bu ikisi için de sonlarının geldiğini gösteriyordu .

Cam çatırdayarak kırılırken kıskaçta kalmışlardı.

Karanlık korkulu öfkeyle bakarken Dora Doruk’a yaklaştığını düşünmek istiyordu.

Siyah sütun kırmızıya dönerken dipten yukarı alevler çıkmaya başlayınca, “Kahretsin!” diye çığlık attı Karanlık.

Karanlık o kadar öfkeli ve korkulu bakıyordu ki pençesini Dora’nın boynuna iyice geçirdi.

Dora canı çok yansa da yine de mutluydu. Doruk’a olan borcunu ödediği için huzurluydu.

Alevler artık onlara ulaşmıştı. Üzerlerinde durdukları zeminin hemen altındaydı. Saniyelik bir çatlama ile içine düşmeleri an meslesiydi.

Tam o anda kulakları delen bir kükreme… Aşağıdan ormanın içinden yükseldi.

Sesin sahibi ormandan koşarak gelip kuleye tırmanmaya başladı. Kükreyerek tırmanıp kulenin zirvesine ulaştı. Bu bir aykırıydı.

Devasa büyüklükte siyah bir kurt kızgınlıkla etrafa baktı.

Gece Karanlığı kadar siyah kurt öfkeden kıpkırmızı gözleriyle Dora ve Karanlık’a baktı. Hızla onlara doğru koşup Dora’yı pençesiyle savurup Karanlık’ın pencesinden aldı.

Dora savunularak düşerken Asil belirmeye başladı. Dora Asil’in içindeydi yine.

Kurt hemen Karanlık’a doğru saldırıya geçti.

Kıskaca kapılan Karanlık Dora’nın açtığı yaraların üzerine bir de kurtun saldırısıyla perişan olmuştu artık.

Kule onların avını umursamadan patlamaya devam ederken siyah kısım kulak delen gürültüyle kırılıp alevlerini göğe yükseltmeye başlamıştı. Meşale gibi saçılan alevler Kurt’un çekilmesiyle Karanlık’ı yuttu.

Kurt aynı sonu kendisi de paylaşmamak için hızlı hareket etti.

Kurt yerde hareketiz yatan Asil’i ağzıyla alıp sırtına attı.

Koşarak kulenin kıyısına gelip geldiği yerden inmeye başladı. Alevler her yanı sarınca kurt yolunu ağaçların dallarına çevirmek zorunda kaldı. Bir yandan alevler bir yandan ağaç dallarının gövdesini yaralamasını umursamayıp Asil’i düşürmemeye çalıştı.

Kükreyerek yere ulaştığında kulenin biraz uzağında Asil’i yavaşça yere bıraktı.

Asil hareketsiz baygın şekilde yatarken kurt onun kanayan boynunu yaladı.

Asil’in gözlerine gözlerini yaklaştırıp acıyla baktı.

Asil yavaş yavaş hareket edince onun iyi ve uyanmakta olduğu anladı.

Asil uyanmadan hızla ormana koşup dağların eteklerinde gözden kayboldu.

 

36. BÖLÜM : AVDAN KAÇIŞ 

 

Anka boynunun acısıyla yavaş yavaş uyandı. Güç bela doğrulup etrafına baktı.

Dora buraya nasıl geldiğini hatırlamıyordu. Asil’in üst kapağı güçlükle açılıp aşağı indi. Kanayan boynunu tutarak meşale gibi yanan Emsalsiz Kalesi’ne baktı.

Alevler göğe yükselirken her yanı dumanlar kaplamaya başlamıştı.

Yavaşça adım atarken buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı.

Baygındı ama öncesinde az da olsa olanları hatırlıyordu.

Siyah bir kurt kuleye tırmanmıştı. En son hatırladığı onu savurmuştu. Sonrasında hafızasında silik görüntüler vardı.

Hatırlamak için biraz daha zorladı kendisini… Hayal meyal bir görüntü… Kurtun sırtındaydı…Onu yere bıraktığında başını yaklaştırmıştı… Gözlerini görmüştü… Kapkara gibi görünen ama aslında dikkatli bakıldığında Gece Mavisi gözleri hatırladı.

Dora’nın içini birden bir umut kapladı. Heyecanlanıp kalbi hızlı atmaya başladı. O gözleri hatırlıyordu. Doruk’un gözleriydi sanki. O değilse bile kurtu ona yardım etmesi için yollamıştı. Doruk yaşıyordu. Buralarda bir yerlerdeydi mutlaka diye düşündü. Kurtulmuştu o gün. Ona ulaşabilme ihtimali vardı artık. Ona hemen ulaşmak, bulmak istedi ama kurt çoktan gitmişti.

Asil’e yöneldi.

Yanına yaklaşıp yaralı boğazına dokunarak başını okşadı.

“Asil biliyorum çok kötü durumdasın! Ama şu an sana her zamankinden daha çok ihtiyacım var! Doruk’u bulmam lazım yardım et! Onu bulmak için peşinden gitmeliyim!”

Asil bunu yapmak istese de kan revan içinde ki yaralı hâli izin vermiyordu.

Dora ona sarıldı.

“Canın çok yanıyor biliyorum! Benim de öyle! Durumun Doruk’un peşinden gitmemize izin veremeyecek kadar yorgun, yaralı ve bitkinsin! O zaman bizi Emsalsiz’in Kalbi’ne ulaştır! Orada yaralarını sarar sonra da yola çıkarız!” dedi yalvarır gibi.

Asil’in kanayan boynuna bakıp ne kadar kötü olduğu henüz fark etti. Düşündüğünden daha çok canı yanıyordu besbelli. Önce ona ilgilenmesi gerektiğine karar verdi.

Bez bilekligini çıkarıp Asil’in boynuna sarıp yarasına bastırırken kendi canının acısını da bastırmaya çalıştı.

Canının ne kadar çok yandığı yüzünden okunuyordu.

Asil Dora’nın üzgün ve canı yanan haline daha fazla dayanamadı.

Asil de canı acıyarak yavaşça doğruldu. Dora’yı bir yaprak gibi tutup açılan kapaktan içeri bıraktı.

Kapağı kapatırken gözerini yola çoktan dikmişti.

Geldiğin yönden Emsalsiz’in Kalbi’ne hareket ederken Asil’in gövdesinde ki metal parçalardan biri kopup yere düştü.

Bu durumu ne Dora ne de Asil fark etmedi.

Asil patika yola geçti.

Arkasında yanan Emsalsiz Kulesi’ni bırakırken artık daha özgür gibi davranıyordu.

Karanlık yoldan asfalt yola geçip hızla Emsalsiz’in Kalbi’ne ulaşmaya çalıştı.

Mola vermeden sabaha kadar yaralı halde ilerleyip nihayet varabildi.

Şehrin girişine vardıklarında Onur’un ejderhasıyla henüz bir yerden döndüğünü gördüp durdu.

Karşında en az Asil kadar parçalamış bir Gölge vardı.

Dora Asil’den yavaşça indi.

Onur da Gölge’den inip Dora’ya doğru yürüdü.

Dora’nın yara bere içindeki haline bakıp şaşkına döndü.

“Bu halin ne böyle?”

Dora Onur’un kendisinden farksız yaralı yüzüne baktı.

“Senin kadar olmasa da fena sayılmaz!” dedi zorlama bir espiriyle.

“Sezonun son avından geliyorum!”

Dora avı umursamıyordu artık. Kazananı da merak etmiyordu. Tek merak etttiği Doruk’tu. “Ben de av konusunu kapatmak için burdayım!” dedi kesin tavırla.

Onur sanki bu cevabı bekliyor gibi baktı. “Benim için de kapandı!” dedi aynı kesin tavırla.

“Neden?”

“Kazandım ama! Burada kalmak istemiyorum artık!”

“Neden gitmek istiyorsun ?”

“Burası fazla acımasız. Alıştığım gibi değil. Gitmek iyi gelecek!”

” O hâlde aykırıları onarım bakım merkezine götürelim. Birlikte gitmesekte birlikte ayrılırız!” dedi.

“Harika fikir!”

Birlikte sahil yolu üzerinden geçip onarım bakım merkezine gittiler.

Burası takımlar dışında çalışan bir yerdi. Kimse buraya uğradıklarını asla düşünmezdi.

Dora ve Onur gün tamamiyle ağırdığında denizin hemen yanında terkedilmiş gibi görünen merkeze girdiler.

İçerisinin haline temkinli gözlerle baktılar.

Simsiyah duvarların etrafında yığınla metal parçalar ve aykırılar için pansuman yapmaya yarayan bir sürü merhem vardı.

Dora ve Onur etrafta birileri var mı diye bakarken şişman, uzun boylu, çürük dişli, beyaz tenli, yağlı beyaz saçlı, yaşlı bir adam karanlık koridordan çıktı.

Yağ içinde ki kıyafetinin cebinden ellerini çıkardı.

“Ne istiyorsunuz?” diye homurdandı

Onur dışarıda bekleyen Asil ve Gölge’yi gözüyle işaret edip, “Acil bakıma ihtiyaçları var!” dedi.

“Hem de hemen!” diye araya girdi Dora

Adam ikisine de dikkatle baktı, “Pekâlâ!” dedi homurdanarak.

Asil ve Gölge’yi yanına alıp karanlık koridorun sonuna götürdü. Onları garip bir makinaya bağlayıp Dora ve Onur’un yanına geldi.

Onur’un parçalamış gibi duran kıyafetini inceleyip yaralı yüzüne baktı.

“Ejderha Takım Lideri!” dedi gözlerini kısıp.

Dora’ya dönüp yaralı boğazına ve savaştan çıkmış gibi görünen kıyafetine baktı.

“Anka Takım Lideri!” dedi dikkatli gözlerle.

İkisine de gözerini dikip, “Sizlerin binalarınız da dinleniyor olmanız gerekirdi!” dedi şüpheyle.

“Anka ve ejderha ne durumda?” diye sordu Onur konuşmak istemediğini açıkça belli ederek.

Adam acıyla güldü.

“Emsalsiz’den kaçış haa!”

Dora ve Onur birbirlerine şaşkınlıkla baktı.

Adam gülümsedi.

“Şaşırmayın! Emsalsiz Avı tarihini her bilinmezliğiyle her detayıyla iyi bilen biri olarak şunu söylemeliyim ki, ilk kaçan liderler siz değilsiniz! Ama şunu unutmuş olmalısınız…Buradan kaçsanız ya da gitseniz de av sizi bulur!” dedi kuşkucu bakışlarla.

Dora adama dikkatle baktı.

“Madem çok şey biliyorsun asla dönmeyeceğimizi de tahmin edersin!”

Adam yine gülümsedi.

“Dönmeseniz de bulur!” dedi kendinden emin.

Dora sinirlenerek, “Ne söylemeye çalışıyorsun?” diye bağırdı.

Adam ikisine de ciddiyetle baktı. Çok şey yaşamış gibi derin bir nefes alıp düşünceyle konuşmaya devam etti.

“Liderler önceden belirlendi! Dört lider de önceden belirlendi! İki lider kaçarsa diğer ikisini sizi bulmaya gönderirler!” dedi gizemli bakışlarla.

Dora ve Onur yumruk yemiş gibi baktı.

Dora hışımla , “Dört mü?” diye sordu.

“Evet dört! Açıklanmamış söylenmemiş olsa da Emsalsiz Takımları dört ekipten oluşur! Tarihinde de bu böyle şimdi de..!”

Onur şaşkınlıkla karışık merakla, “Dört takım hiç olmadı!” dedi.

Adam anlayışlı tavra bürünerek, “En başından beri vardı!” dedi.

Dora öfkeyle, “Nerde o zaman?” diye sordu.

Adam önce düşündü sonra onlara bakıp hatırlamaya çalıştı.

“İlk iki ava dahil olmayabilir amaaaa..! Sezon Sonu Av’a dahil olma hakkını kullanmıştır! Mutlaka öyle olmuştur!” dedi. Son cümleyi söylerken kendisinide iknâ eder gibiydi.

Dora düşünceyle bakıp birşeyler hatırlamaya çalıştı.

Adam onun bu durumu fark edip,” Mutlaka fark ettiğin bir şey olmuştur! Anlamasan da hissetmişsindir! Dördüncü Takım ava dahil olduğunu bir şekilde hissettirir!” dedi.

Onur artık bilmezlikten bıkıp sinirlenerek, “Av falan umurumda değil! Biz gidelim! Hadi aykırıları hemen onarın da gidelim!” dedi.

Adam sakindi.

“Tabi ki! Hemen durumlarını kontrol edeyim!”

Adam aykırıların yanında giderken Dora ve Onur da peşinden gitti.

Asil ve Gölge ilk günkü gibi muhteşem görünüyorlardı.

Adam mutlulukla, “Harika! İkisi de çok iyi görünüyor! Yeni bir ava dahil olabilecek kadar iyiler!” dedi.

Onur hemen bağlı olduğu makindan Gölgeyi çıkarıp çıkışa yöneldi.

Dora da Asil’i makinadan çıkarırken onun yan tarafında, kanadının üst kısımdaki metal parçanın olmadığı o sırada gördü.

Dora ne olduğunu anlamaya çalışırken yaşlı adam yanlarına geldi. Asil’in yan metal parçasının olmadığını o da yeni görüp dehşete kapıldı birden.

Dora adamın korkulu halini görünce panikledi.

“Ne oluyor ? Ne ? Kötü bir şey mi var?”

Adam durumunu toparlamak ister gibi, ” Hayır hayır! Sadece yan parçasına baktım! Yeni kopmuş belli! Ama önemli değil!” dedi.

Dora adama inanmasa da Asil’in iyi olmasına sevinip üzerinde durmadı.

Onur’un yanına gitti.

Birlikte aykırılarıyla uzaklaşırken adam arkalarından uzun uzun baktı.

Dora ve Onur Emsalsiz’in Kalbi’nden çıkmak için aykırılarına binip hızla yola koyuldular.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz