YARIM KALAN

Güney Emsalsiz’de sabah olmuştu. Issız yolda metalik gri aracıyla Dora belirti. Yavaş yavaş evine yaklaşıyordu. Kafası o kadar karışıktı ki aracını fazla tehlikeli kullandığının farkında bile değildi. Yol kenarındaki ağaca çarpmaktan son anda kurtulup, aynı hızla devam ederken bile, aklı yerinde değildi sanki.

Evinin sokağına gelir gelmez kendi evi yerine yan evin önünde durdu. Aracından indi. Bahçedeki ağaca bağlanmış salıncağa oturdu.

Düello da yaşadıklarını düşünmek istemiyordu. Beyni uyuşmuş gibiydi. Orada uzun süre öylece oturdu. Bir süre kafasını boşaltmak istedi. Ama mümkün olmuyordu. Kalbi, beyni her yeri ağrıyordu. Sanki boğazı şişmiş de yutkunamıyor gibiydi. Kafası taşıyamayacağı kadar ağırlaştırılmıştı. Vücudu onu taşımakta zorlanıyordu adeta.

Birkaç saat öylece orada oturdu. Sonra aniden kendine gelir gibi oldu. Öfkelendi bir anda. Hışımla salıncaktan kalkıp ağacın etrafında oradan oraya dönüp durdu. Bir karar vermesi gerektiğini düşündü. Karanlığa karşı içinde büyük bir öfke vardı. Sonra kendine kızmaya başladı. Birden aldığı karar aklına geldi.

Aniden aracına yöneldi. Hızla binip ‘Alp Ozan Onarım Bakım’ binasına doğru yola çıktı. Oraya varınca aracından öfkeyle indip, paslı demir kapıyı sertçe açtı.

Karşısında onun durumunu anlamaya çalışarak bakan bir adam belirdi.

Uzun boylu, sıska, sivri burunlu kumral adam ona endişeyle, “Dora iyi misin?” diye sordu.

“Ozan konuşmamız lazım!” dedi kaygılı ifadeyle.

Ozan siyah büyük koltuğu işaret ederek, “Otur hadi,” dedi.

Dora metal tamir aletlerin ve onların etrafta saldığı kokuyu aşıp koltuğa oturdu.

Etrafta metal parçalar dışında neye yaradığı belli olmayan birçok âlet her yana saçılmıştı. Burası hem tamirhane gibi, hem de değil gibi duruyordu. Biraz zorlamayla laboratuvar esintisinden de bahsedilebilirdi. Tuhaf bir havası vardı.

Ozan Dora’nın yanına oturdu. “Dağınıklık için özür dilerim Alp şaşkını her yanı dağıtmada usta, “dedi yerdeki demirleri ayağıyla iterek.

Dora Ozan’a baktı. “Bırak şimdi bunları! Seninle önemli bir şey konuşacağım!”

“Konu önemli galiba..!” Dedi ciddiyetle.

“Hem de çok!”

“Sorun ne?”

“Dün Karanlık’la bir düello yaptım.”

“Yine kazandınız tabi…”  Dedi araya girerek.

“Hayır öyle olmadı!”

“Ne! Kaybetmeniz imkansız! ” dedi şaşkın bakışlarla.

“Hayır kaybetmedim,” dedi durdu. Boşluğa baktı. “Aslında şimdilik!”diye ekledi.

Ozan kafası karışmış , ne soracağını bilemeyen ifadeyle Dora’ya gözlerini dikti. “Şunu doğru düzgün anlat.”

“Dün gece Karanlık’la düello yaptık. Sahayı seçen O, kuralları koyan bendim. Herşey çok karışık, anlatmaya da vaktim yok! Yalnızca şunu bilmeni istiyorum, düello tamamlanmadı. Tamamlanabilmesi ve her şeyi yoluna koymam için gitmem gerek,” dedi kararlılıkla.

Ozan duyduklarını kafasında oturtmaya çalışıp, “Nereye gitmen gerek? ” diye sordu endişeye kapılıp.

“Bak bunu delilik olarak görme sakın! Her şeyin yoluna girmesi, yarım kalmaması için şart! “dedi uyararak.

“Söyleyecek misin artık? “dedi giderek endişeyle karışık sabırsızlıkla.

“Emsalsiz Avı’na katılmam gerekiyor.”

Ozan birkaç saniye durdu.

Dora’nın gözlerindeki kesin kararı görünce “Delirdin mi? Emsalsiz Avı… Kafayı mı yedin? ” diye bağırdı.

Dora ayağa kalkıp Ozan’a dönerek, “BUNU YAPMAK ZORUNDAYIM!” diye bağırdı.

Ozan da öfkeyle ayağa kalktı.”O AVDA İNSANLAR HAYATLARINI ORTAYA KOYUYOR!” dedi yüksek sesle.

“BUNUN GAYET FARKINDAYIM! ” diye öfkeyle bağırdı. O an kafası buz kesti sanki. Ozan’a belli etmemek için kendini toparlamaya çalıştı. “Daha fazla vaktim kalmadı,” deyip kapıya yöneldi.

Daha o kapıyı açmadan kapı dışardan açıldı. İçeri uzun boylu, sarışın, üzerinde gri tulumuyla Alp belirdi.

Dora Alp’e bakıp, “Alp Ozan sana anlatır. Acil çıkmam gerek!” deyip kapıdan dışarı doğru adım attı.

“Neyi? Neler oluyor burada?”

“Ben de tam bilmiyorum,” dedi Ozan kollarını iki yana açıp pes ederek.

Dora tam gitmek üzereyken aniden hatırlayarak Ozan ve Alp’e dönüp, “Maya, onunla vedalaşmaya vaktim olmayacak! Ozan ona lütfen durumu sen anlat,” dedi.

Alp iyice merak ederek, “Ozan noluyo!” dedi şaşkın bakışlarla. İkisinin endişeli tavırlarından kaygılanıp, “Durum çok ciddi. Anladım peki!” diye ekledi.

Ozan Dora’ya gözlerini dikip, “Peki onun haberi_ _”dedi sözü kesilerek.

“EVET VAR!” diye bağırdı Dora.

Ozan bir anlık şaşkınlık yaşayıp. “Umarım dediğin gibidir!” dedi ona inanmadığını açıkça belirterek.

Dora anlık öfkesinden sıyrılıp ikisine birden sarıldı. Güçlü olmaya çalışıyordu. Ozan’ın kulağına, “Kız arkadaşın, Maya bugün pistte olacaktı… O yüzden ona veda etmeye vaktim yok. Onunla buluşacağınızı söylemişti. Ona sen anlatırsın olanları. Beni anlamasını sağla,”dedi.

Hızla yürüyüp aracına bindi. Oradan ayrılırken Alp ve Ozan’a son kez baktı. “Sizleri çok seviyorum unutmayın,”deyip el salladı.

“Biz de seni çok seviyoruz,” dediler aynı anda. Dora aracıyla gözden kaybolana dek arkasından el salladılar.

Dora Güney Emsalsiz’in çıkışına yaklaşırken küçük bir dükkânın önünde durdu. Aracından indi. Arkasına döndü. Evine veda eder gibi baktı. Tam o anda metalik gri bir aracı fark etti.

Aracına yaslanıp mola vermiş görünen adama bakınca onun Güney Yarışları’ndan Onur olduğunu gördü.

Kısa gür kahverengi saçlı, zayıf, hafif uzun boylu, havalı bir duruşu vardı.

Hemen hemen Dora’nın aracıyla aynı aracına yaslanmış, koyu yeşil ceketinin cebine ellerini sokmuş, öylece duruyordu.

Dora onu yarışlardan biliyordu. Güney Yarışları’nda çok yarışmışlardı. Ama bugüne kadar hiç konuşmamışlardı. Rakiptiler! En az kendisi kadar iyi bir yarışçıydı! Hattâ Güney Yarışları’nda en iyi üç yarışçı arasında gösterilmişti her zaman. Sıkı bir rakipti.

Onur aracına binerken, Dora’da artık daha fazla vakit kaybetmeden aracına binip, hızla yola koyuldu. Emsalsiz Avı’nın yapılacağı yere, Emsalsiz’in Kalbi’ne doğru uzun bir yolculuk onu bekliyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz