7. BÖLÜM

SAFİR ŞEHİR

 

Kıyı Emsalsiz Bölgesi… Safir Şehir…

Üç ya da dört katlı mavi camlı binaları, ışıltılı sokakları, alabildiğine geniş caddeleri, geniş sahilleri ve akıl almaz güzellikteki köprülerle inşa edilmiş bir şehir… Emsalsiz’in en güzel en özel yerlerinden biri, Safir Şehir…

Dora Güney Yarışçısı aracıyla ışıklı köprüden yavaşça ilerliyordu. Süslü taşlarla süslemiş ışıklı yollardan, geniş caddeye geçip uzun sahil şeridine çıktı.

Yarasa ve fare biçimindeki aykırılardan bozma araçların bile güzel görülebildiği göz alıcı caddeden durmadan ilerledi. Bir süre sonra deniz kenarındaki yan yoldan geçip ilerlemeye devam etti.

Etrafı seyrederek giderken oyunbozanların etrafta rahatça dolaştığını görünce şaşırıp, onların özgür olabileceği hiç aklına gelmemişti. Emsalsiz Avı’nda kullanıldıkları için her zaman emir altında oldukları düşüncesiyle fazla garip bulmuştu bu durumu.

Daha bunun şaşkınlığını üzerinden atamadan ileride sahile doğru yürüyen bir ezberbozan gördüğüne yemin edebilirdi.

Yaşadığı şokla deniz kenarından ilerleyip, geniş, gösterişli binaların önünden geçti. Deniz kenarında bulunan, hayatında gördüğü en geniş caddenin karşısında duran, iki katlı binaya doğru yaklaştı.

Dışardan bakıldığında binanın üst katı ev olarak kullanılıyor gibiydi. Alt katı garaj girişi gibi tamamıyla açıktı. İlk bakışta icat merkezi havası uyandırıyordu.

Dora aracıyla yavaşça ilerleyip açık girişten içeri girdi.

Mekan oldukça geniş ve ferahtı.

Aracından indi. Etrafa baktı.

Bir kaç eski, siyah koltuğun özensizce yerleştirildiği girişin ortasında geniş, siyah tüğlü bir sehpa vardı. Anka binasında bulunan koltuğun sehpa versiyonu gibi duruyordu. Mekanın her tarafında odalara açılan kapılar ve üzerlerinde rahatsız etmeyin yazıları vardı.

Dora kapılardan birini açıp kimse var mı diye baktı.

Baktığı oda, küçük, beyaz dolaplı, dört sandalyeli masadan oluşan bir mutfaktı. Oldukça sade, ama şirin görünüyordu.

Dora mutfağa doğru bir adım attı. Söyle bir etrafa baktı.

O sırada kapalı kapılardan biri gıcırdayarak açıldı.

İçeriden uzun boylu, iri yarı, seyrek saçlı, kirli sakallı, bir adam çıktı. Yağ içindeki çuval gibi pantolonlu ve kırmızı kareli gömleğiyle özensiz hâli dikkat çekiyordu.

Adam Dora’yı görünce elindeki fincanı birden sehpaya fırlatıp attı.

Aynı anda, adamın arkasında upuzun kıvırcık sarı saçlı, ufak tefek bir kız belirdi.

Adam Dora’ya doğru bir adım attı.

Dora da mutfaktan çıkıp, kaşlarını çatarak adama doğru bir adım attı.

Adam ve Dora karşılıklı birbirlerine uzun uzun baktılar.

 

 

BÖLÜM 8

CENGAVER

 

Dora siyahi adama bir adım daha attı.

Adam ona yaklaşıp, geniş kaslı kollarını iki yana açıp, “Dora! Dostum..! Ne güzel bir sürpriz,” dedi gülen gözleriyle.

Dora adama sarılıp, “Dostum! Cengaver, seni görmeyeli uzun zaman oldu! Özlemişim,” dedi.

“Ben de çok özledim.”

Onlar sarılırken Cengaver’in arkasındaki sarışın, ufak tefek kız, güler yüzle baktı.

Dora Cengaver’e sarılmayı bırakıp kıza dikkatle bakarak, “Seni hatırlıyorum!” dedi.

Cengaver ikisine şaşkın yüz ifadesiyle, Yoksa tanışıyor musunuz? diye sordu.

Dora, “Tam olarak değil,” diye cevap verdi.

Kız konuşmaya oldukça hevesle, “Aslında ben açıklayabilirim… Emsalsiz Avcı’sı olmak için Eleme Yarışları’na katılmıştım… Kazanamadım! Ama Dora’yla kısa sürede olsa orada olmak güzeldi,” dedi.

Cengaver şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Eleme Yarışları’na katıldığından bahsetmemiştin… Dora’dan da hiç bahsetmedin…”

“Dora’yı tanıdığını bilmiyordum.”

Dora araya girip, “Cengaver Güney Yarışları’nda bir süre bize yardımcı oldu. Takım arkadaşım ve bana – -”

Cengaver sözünü kesip, “Aaa..! Evet! Doruk nerede? O da buralardadır… Geliyor mu yoksa? Yine aracıyla mı meşgul?” deyip dışarıya baktı.

“Cengaver dur!”

“Ne oldu?”

“Doruk yok!”

“Ne demek yok?”

“Biz uzun süredir ayrıyız.”

“Ne! Asla inanmam! Siz asla ayrılmazsınız… Güney Yarışları’nın efsanevi çifti! Hem takım, hem aşk sizden sorulur.”

“Biz istemedik zaten.”

“Ne yani, Emsalsiz’de başka takımlarda olduğunuz için mi ayrıldınız?”

“Aynı takımlarda olmadık. Biz hep ayrıydık.”

“Anka Lideri sensin! Bunu biliyorum. Kurt Takımı da Doruk’ta! Ne yani takımlarda mı sorun çıktı? Hiç haberim olmadı!”

Dora iyice karışık hale gelmiş konuşmayı çözmeye çalıştı. “Ne Kurt Takımı? Neden bahsediyorsun sen?”

“Kurt Takımını diyorum.”

“Ne Kurt Takımı Cengaver? Anka, ejderha ve panterler var. Hem ayrıca, ben av’dan çıktım. Bir süredir avcı değilim! Ne saçmalıyorsun anlamıyorum.”

Cengaver ortamdaki karışıklığı katlayarak devam ettirmek ister gibi, “Nasıl yani? Emsalsiz Avcı’sı değil misin? Av Takımları peki? Olamaz Dora..! Delirdin mi? Böyle bir şeyden nasıl çıkarsın?” diye sorular sıraladı.

Ayşıl araya girdi.

“Ava katıldın… Artık avcı olmak istemesende kimse oradan çıkamaz! İstesen de, istemedende!!!” deyip Dora’ya gözerini dikti.

Dora artık anlaşmazlıktan sıkılıp, “Şunu en baştan anlatın bana. Ben avdan çıktım… Sonra bir şeyler dönmüş belli! Bakın Doruk’tan haber alamıyorum! Cengaver ne biliyorsan anlat,” dedi sabrı taşarak.

Cengaver Dora’nın bir şey bilmiyor olmasına inanamayan ifadeyle baktı. “Hiçbir şeyin farkında olmadığına inanamıyorum. Dora bilmiyor olamazsın! Av’dan çıktığın için belli ki… Sen bilmesende olanları, Emsalsiz’in Kalbi ve Safir Şehir, herkes, herşeyi biliyor.”

“İki şehirde de değildim. Anlat artık!!!” diye bağırdı. Dora sabırsızlık ve öfke doluydu.

Cengaver ürkek bakışlarla, “Tamam… Ne kadarını biliyorsun bilemiyorum ama, ben bütün olup biteni anlatayım. Dora bak, ilk iki av çok konuşulmadı insanlar arasında… Ama üçüncü av, iki şehirde de çok konuşuldu. Malum bu şehir oyunbozanlar ve hatta inanmıyacaksın ama ezberbozanlar’ın yaşadığı şehir… Bu yüzden Emsalsiz’in Kalbi’nde olup biten her şey burada da bilinir ve konuşulur.”

Dora dikkatle Cengaver’i dinledi.

“Dora üçüncü av… Bunu bile bilmediğini düşünüyorum artık… Doruk’u bilmediğine göre… Av olmaya çok yakın olduğun o anda seni kurtaran Doruk’tu!”

“DORUK MU?”diye bağırdı Dora. BİLİYORUM, AMA EMİN OLAMADIM… HİSSETTİM SADECE!” dedi dolu gözlerle. “YAŞIYOR DEĞİL Mİ?”diye sordu heyecanla.

“Ne yani onu yaşamıyor mu sanıyordun? Dora nasıl bu hale geldiniz?diye sordu Cengaver hayretle bakarak.

“Hadi anlat! Sonra neler oldu?”

“Doruk’la ne yaşadınız, nasıl bu hâle geldiniz bilemem ama, Doruk üçüncü avda seni kurtardı! Avın başlangıcında nasıl oldu onu bilen yok, ama diskalifiye olduğu için bu haliyle ava dahil olma hakkı elde etti. Kurt Takımı yine de kural dışı durumlardan dolayı tek avcı! Kurt Takımı Doruk’tan ibaret! Ama daha iyi oldu. Takımının yani onun diğer takımlarla durumu eşitlesin diye ona Takımlar Lideri ünvan verildi. Dolayısıyla Doruk, Kurt Takımı ve aynı zamanda Takımlar Lider!”

Dora duyduklarını inanamıyordu. Ama onun yaşadığını ve güçlü olduğunu bildiği için uzun zamandır hiç olmadığı kadar mutluydu.

“Şimdi sen söyle! Neden avdan çıktın?”

Ayşıl araya girip, “O öyle olmaz… Kimse oradan çıkamaz! İlla ki dahil ederler,” dedi bilmiş tavırla.

Dora parçaları kafasında birleştirdi. “Ben av’dan çıktım. Çünkü Doruk için oradaydım. Onu bulmak amacıyla devam etmek istiyordum. Bunları tahmin edersiniz.”

“Tam olarak neler oldu?” diye sordu Cengaver.

“Bu uzun hikaye. Daha sonra anlatırım. Şunu bilin yeter, yine Doruk için buradayım! Buraya yaşadığını umut ederek gelmiştim ama şimdi biliyorum, yani artık kesin!!! Doruk bana mesaj gönderdi… Anladığım ve senin söylediklerinden çıkardığım kadarıyla ava dahil olmamı istiyor. Başka türlü ona ulaşmak imkansız görünüyor.”

“Bu kadar mı zor Dora?”

“Cengaver, biz bir şekilde ayrılmak zorunda kaldık! Tekrar eski hayatımıza dönemimizde buna bağlı. Bana yardım edecek misin? Buraya bu yüzden geldim. Doruk için geldim.”

Cengaver kararlı ve güven veren bir bakış attı. “Ben Güney Yarışları’nda sizin için vardım! Emsalsiz için de olurum. Ne olursa olsun sizinleyim,” dedi.

Dora ona güvenen bakışlarla, “Bundan hiç şüphem yok,” dedi.

Birbirlerine sarılırken Ayşıl, “Ben de yardım ederim. Eğer isterseniz,” dedi mutlu bakışlarla.

Dora ona bakıp, “Destek her zaman lazım olur!” dedi.

Birbirlerine bakarken Ayşıl’ın yüzü dışarıya döndü.

Cengaver ve Dora ne olduğunu anlamak için arkasına döndüğünde bir sürpriz onları bekliyordu.

Kapının dışında, Güneş ışıklarının ardında, kırmızı ışık topu gibi duran bir anka, onlara bakıyordu.

Dora onu görür görmez içinde inanılması güç bir mutluluk kabardı.

Lider Ankası Asil oradaydı… Dora’yı bulmuştu.

Dora hızla koşup Asil’e sarıldı.

“Beni nasıl buldun Asil?”

Asil onu çok özlemiş olacak ki başını Dora’nın boynuna koyup nota gibi ötmeye başladı.

Ayşıl ve Cengaver onları tebessümle seyretti.

“Kuş sanki ötmüyor, şarkı söylüyor,” dedi Ayşıl.

Birlikte gülerek baktılar.

“Olamaz! Bu Lider Ankası! Hiç bu kadar yakından görmemiştim,” dedi Cengaver hayranlıkla.

Dora, Asil’le birbirlerine sarılırken, “Asil seni çok özledim,”dedi.

Cengaver bu duruma anlam veremeyip, “O senin aykırın değil mi ?” diye sordu.

“Evet.”

“Nasıl özlersin? Zaten hep seninle değil miydi?”

“Uzun zaman hayır! Üçüncü avdan sonra onu bıraktım. Gitmesini söyledim.”

“Dora delirdin mi? Böyle bir aykırıyı nasıl bırakırsın? O bir hazineden farksız. Emsalsiz’de ona sahip olmak isteyen milyonlarca insan var.”

“Biliyorum ama onun benim yanımda olup zarar görmesini istemiyorum. Yaşadığım hayal kırıklığı – -” Konuşması kesildi.

“Saçmalamayı kes Dora! Böyle bir şey asla bırakılmaz. Bak, kuş senin bırakma isteğini kabul etmemiş. Etmiş olsa asla burada olmazdı. Aykırılar özgür olmayı severler.”

Dora birden hatırlayıp tekrar, “Beni nasıl buldun Asil?” diye sordu.

Cevap Cengaver’den geldi. “Bu Lider aykırısı…Sahibini kabul ettiyse nefesinden bulur,” dedi.

Asil Dora’ya bakarken Dora da ona hayranlıkla baktı.

“Bu özelliğini unutmuştum,” dedi gülümseyerek.

Cengaver, Asil içeriye girerken onun tüğlerine dokunup, “Bu inanılmaz! Böyle bir şeye dokunabildiğime inanamıyorum! Lider Ankası evim de!” dedi hayran hayran.

Dora, Asil’i içeri alıp tüylerini okşayarken Asil şarkı söyler gibi ötmeye devam etti.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz