BÖLÜM 4

TAKIMLAR  BİRLEŞME  YOLU

Anka binasına aniden gelen bir görevli Anka Takımı’na Takımlar Birleşme Yolu’nda olmaları gerektiğini söyler. Korhan sebebini sorsada yöneticilerin emir olduğunu ve açıklamanında orada yapılacağını söyler.

Takım bir an için birbilerine boş bakışlar fırlatır. Bir süre sonra durumu kafalarında çevirdikten sonra hepsininde bir tahmini vardır.

Korhan Aykırı Korunağı’na yönelmeden takıma dönüp, “Dora’yı bulamadılar belli ki..! O yoksa Onur da yoktur! Bu da demek oluyor ki yeni lider belirlenmesi için çağırıyorlar demektir!” dedi.

Alkan, “Yeni lider için Lider Ankası şart! Asil’i ya da Gölge’yi bulmuş olamazlar. Öyle olsa duyardık bir şekilde..! Mutlaka duyardık!” dedi kararlılıkla.

Selin konuşmalardan sıkılıp, “Hadi artık gidelimde ne olduğunu öğrenelim. Tahminlerinizden sıkıldım!” dedi.

Anka Takımı aykırılarına binip binadan çıktılar. Hızla ilerleyip Takımlar Birleşme Yolu’na vardılar. Ejderhalar ve paterler de oradaydı.

Üç ayrı şeritte Tüm Takımlar yerlerini alırken dördüncü şeritte de seyirciler çoktan yerlerini almışlardı.

Takımlar kendi aralarında fısıldaşırken herkesin burada olmasından dolayı yeni liderlerin belirleneceğinden artık emindi.

Atakan gözüyle seyircilerin arasındaki devasa sahneyi işaret ederek, “Yöneticiler burada açıklama yaprağa benziyor… Dev bir konuşma alanı yapmışlar!” dedi durumu çözmeye çalışarak.

Sahne bir hayli büyük siyah dalgalı deniz görünümünde ve oldukça da gerçekçiydi. Sesi ve dalgaları insana okyanusun ortamındaymış hissi veriyordu.

Korhan gözlerini sahneye dikip, “Ejderhalardan Yaman’ı seçenekler herhalde!” diye mırıldandı kendi kendine. Aklı ve tüm dikkati yeni liderlerin kim olacağındaydı.

Alkan onu dinleyip yanına yaklaşarak, “Anka Lideri olmayı çok istiyorsun… Ama kime liderlik verilir hiç belli olmaz!” dedi. Sanki bunu O da istiyormuş hissi verdi kararlı duruşuyla.

Seçkin birden Tüm Takımlar’a hitap ederek konuşmaya başladı.

“Gördüğünüz gibi üç takım arasında tek lider benim! Aslına bakılırsa yenisine gerek yok!” dedi kollarını iki yana açıp isteğini açıkça ortaya koydu.

Yaman yüksek sesle, “Önce kendi takımına liderlik yap! Baksana dökülüyorsunuz!” dedi.

Selin çığlık atar gibi , “Senin gibi iğrenç birinin lider olması başlı başına hata zaten..! Belki hatalarından dönüp seni liderlikten alırlar,”diye bağırdı.

Takımlar kavgaya hazırlarken devasa sahne dalgalanan deniz gibi sallanıp perdesi gerileyen dalga gibi yavaş yavaş açıldı.

O anda takımlar kavgayı bırakıp gözlerini sahneye diktiler.

Açılan perdenin ardından dört yönetici göründü. Zafer Bey, Galip Bey ve Okyanus Hanım önde yan yana dururken dördüncü takımın yönetici sahnenin olabildiğince gerisinde koltuğunda rahatça oturuyordu. Kendisini karanlığa saklamış gibiydi. Sadece siyah bir silüetti görünen. Bu durum fazlasıyla merak uyandırıyordu.

Üç yönetici konuşma yapmak için sahnenin ön kısmına doğru yürürken dördüncü yönetici rahatından öndün vermeden öylece oturmaya devam etti.

Okyanus Hanım bir adım öne çıktı.

“Herkese selamlar! Hepiniz hoşgeldiniz Emsalsiz halkı ve tabi ki Av Takımları..!”

Sessizlik oldu. İnsanlar dördünücü takım yöneticisinide görmek istiyordu. Ama O olduğu yerden kıpırdamadı bile.

Okyanus Hanım meraklı bakışları görmezden gelip Av Takımları’na döndü.

“Uzatmadan konuya gireceğim! Av Takımları beni iyi dinleyin! Söyleyeceklerim sizler için çok ama çok önemli… Emsalsiz Avcıları bugün burada sizleri acilen toplamamızın sebebi aslında bir duyuru yapmak…Bir çok soru işaretini ortadan kaldırmak için hem sizleri hem Emsalsiz halkınıda bilgilendirmek için buradayız…”

Zafer ve Galip Bey’i yanına davet etti.

Boğazını temizlerken yüzünde tuhaf bir düşünce ve umutsuzluk belirdi. Mutlu olmadığı ve isteksizliği yüzünden okunuyordu. Gözleriyle takımları süzdü.

“Anka ve Ejderha takımları özelikle sizler beni iyi dinleyin!” dedi uyararak.

Uyarı üzerine ankalar ve ejderhalar dikkat kesilirken yeni liderlerin belirleneceği fikrine iyiden iyiye hazırdılar artık.

“Biliyorsunuz geçen sezon sonu avı sonrasında iki liderle aynı anda bağlantımız kesildi. Onlara ulaşmaya çalışsakta başarlı olamadık maalesef..! Hâlâ yaşıyorlar bunu biliyoruz… Avdan ikisi de sağ çıkmayı başardı. Ama nerede olduklarını bilmiyoruz. Aykırılarından ayrıldıklarını düşünüyoruz ve onlardan da haber yok..! Aykırılara ulaşabilsek bir şansımız olabilirdi.”

Anka ve Ejderha takımları bu sözler üzerine endişeyle kapılarak dinlemeye devam ettiler.

“Yeni sezon başlamak üzere ve bu yüzden bizler yöneticiler olarak artık aramayı bıraktık! Bundan sonra bu konuyla ilgili karar veren bizler olmayacağız… Kayıp liderler konusunda ne yapılması gerektiğine ve hattâ avın nasıl yürüyeceğine dair kararları bir kişiye devr ettik!”

Takımlardan ve seyircilerden meraklı uğultular yükselmeye başladı.

Atakan Korhan’a sesizce yaklaşıp kulağına fısıltıyla, “Bana kalırsa senin liderlik işi güme gidiyor!” dedi dalga geçerek.

Korhan Atakan’a tehditkâr bakışlar fırlatırken aniden sahnede bir karanlık silüet daha belirdi.

Okyanus Hanım karanlık silueti eliyle yanında davet etti.

“Yanıma gelin lütfen!” dedi. Seyircilere dönüp hiç olmadığı kadar yüksek ve havalı sesle bağırarak, “KARŞINIZDA TAKIMLAR LİDERİ!!! DORUK KUZEY!!!” dedi.

Av Takımları ne olduğunu anlamaya çalışıp hayretle bakarken seyirciler hemen onu benimsemiş olacak ki kendilerinden geçerek alkışlar ve çığlıklarla tüm şehri inletti. Onu çok merak ediyorlardı. Geçen sezon ilan edilsede yüzünü görememişlerdi. Meraklarının karşılanması bir yana gizemli hâli ilgilerini çekmişti.

Silüet Okyanus Hanım’a yakışınca yavaş yavaş yüzünüde görünmeye başladı.

Uzun boylu, masmavi safir gibi parlayan gözleriyle seyircilere bakıp siyah pelerinin başlığını çıkardı.

Olabildiğince yakışıklı görüntüsüyle seyircilerin özellikle kadın seyircilerin ilgisini çekmişti. Simsiyah kısa gür saçlarını düzeltip havalı biçimde beklerken tüm ilgi artık onun üzerindeydi.

Çoğu insan bu durumdan memnun görünsede takımlar yaşananlardan hiç de hoşlanmadıkları yüzlerine yansımıştı.

Okyanus Hanım yanına aldığı Doruk’a gizemli bir bakış atıp tekrar seyirciler ve takımlara doğru döndü.

“Emsalsiz Avı’na son avda dahil olan Kurt Takımı..! Son avda dahil olduğundan dolayı tek avcıyla yoluna devam edecek ve ava çıkabilecek. Bu oyunun kuralında olan bir durum. Neden en baştan beri yoktu sorularınızı duyar gibiyim..! Bu yöneticiler olarak bizim aramızda geçen toplantı sonucu aldığımız karalardan ötürü olan bir durum. Bilmeniz gereken tek şey asla kural dışı bir durum yok! Her detayıyla hesaplanıp ava dahil olan bir takım!”

Arkasında öylece oturmaya devam eden yöneticiye söyle bir bakan Okyanus Hanım tekrar seyircilere dönüp konuşmaya devam etti.

“Kurt Takımı Yöneticisi ve avcısı burada iken söyleyeyim, daha doğrusu açıklayayım! Kurt Takımı tek avcıdan ibaret olduğu için Doruk otomatik olarak takım lideri… Fakat bunun dışında özel bir durum daha yaşandı biliyorsunuz…” Ankalar ve ejdehalara baktı, “Dora ve Onur ortalarda yok! Bu yüzden yöneticiler olarak bir karar aldık… Doruk son av sırasında Dora’yı yani Anka Lideri’ni kurtarıp ava dahil olurken yaptığı bu özel hareketten dolayı biz de ona bir karşılık verdik..! Rakibini avlamak yerine onu kurtarması avcılar arasında hele ki liderler arasında asla olmayacak bir durumdu…” dedi.

Seyirciler ve takımlar nefeslerini tutmuş beklerken Okyanus Hanım derin bir nefes aldı.

“Doruk Kuzey yani Kurt Takımı Lideri avcısı bundan böyle hem takımlar lideri hem de üç takımı da yönetme yetkisine sahip! Diğer liderleri bulma ya da bulmama yetkisi de ona ait!” dedi heyecanlı ve yüksek sesle.

Seyirciler bu kararlara alkışlar ve tezahüratlarla karşılık verip onayladıklarını ifade ettiler.

Ama takımlardan bir çok avcı buna itiraz etti. En büyük itiraz Seçkin ve liderlik hayalleri tamamiyle biten Korhan’dan geldi.

Korhan çıldırmış gibi bağırarak bunu asla kabul etmeyeceğini haykırdı.

Seçkin en az Korhan kadar öfkeli, “Bu saçmalık! Ben zaten liderim!!! Bir de bu adam benim üstüm mü olarak yani?” diye bağırdı.

Yaman durumu kabul etmek istemese bile itirazında bir işe yaramayacağını açıkca görebiliyordu. Seçkin bakıp, “O adamın başka özellikleri de var!” dedi.

Seçkin öfkeyle, “Ne ?” diye sorarken Korhan ve Atakan da kulak kesildiler.

O adam aynı zamanda eski bir Güney Yarışçısı!” dedi.

Korhan delice bakışlarla, “NEEE !!!” diye haykırdı.

“O adam aynı zamanda da Dora’nın eski sevgilisiydi!”

Korhan daha da öfkelenerek, “NASIL? NEREDEN BİLİYORSUN?” diye bağırdı.

“Onur söylemedi.! Sadece Dora ve Onur aralarında konuşurken duydum… Doruk onların arkadaşı…Aynı zamanda da Dora’nın sevgilisi…”

Seçkin öfkesinden taviz vermeden yanındaki takım arkadaşını silkelerken Atakan alaycı bakışlarıyla Korhan’a döndü.

“Vah!!! Vaah!!! Adam sadece liderliği elinden almadı aşık olduğun kadınında sevgilisi çıktı.! Artık patronun da sayılır!” diye sırıttı.

Korhan Atakan’a sıkı bir yumruk atmaya hazırlanırken Doruk konuşmaya başladı.

Orada bulunan herkes gözleri sahneye çevirdi.

“Herkes beni dinlesin! Bugünden itibaren benim kurallarım geçer!!! Yöneticilerin görevleri ve sorumluluklarının da birçoğu bana ait! Tüm Takımlar bana bağlı! Ava nasıl devam edileceği yöneticiler karar verecek, ama avcılar tamamiyle benim kontrolümde! Bundan böyle her adımda bana sorulacak ve benim kurallarımla devam edilecek!!!” dedi delici bakışlarla.

Seyirciler onun otoritesine hayran olurken Atakan iyiden iyiye Korhan’ı delirtmeye kararlı görünüyordu.

“Korhan! Dora olsam ben de Doruk’a aşık olurdum! Baksana adam Onur’dan bile daha yakışıklı! Bir de sana bak… Daha liderlik hayalin başlamadan bitti. Üstelik adam oldukça yetenekliyim diye bağırıyor sanki… Yani buradan bakıldığında yıldızla bir araya gelemesemde kömüre bakmam gibi bir sonuç çıkıyor senin durum için..!”

“Anka binasında döndüğümüzde nefes almaya bile fırsat bulamadan seni tuzla buz edeceğim Atakan!!!”

Doruk olabildiğince sert bakışlarla, “Şimdi Tüm Takımlar binalarınıza gidebilirsiniz. Daha sonra toplantı için hepinizi çağıracağım!” dedi.

Sahne dalganan deniz gibi kapanırken seyirciler ne kadar mutluysa takımlarda o kadar mutsuz görünüyordu.

Seçkin delirir gibi, “Bu Doruk’u Dora gibi kaybetmek benim bu avdaki ilk işim!” diye tehditler savurdu.

Korhan Damla ile birlikte Anka binasına dönerken Damla onun az önceki haline oldukça bozulmuş görünüyordu.

Yaman Doruk’a karşı çok olumsuz fikirler içinde olmasada sanki Onur’un dönmesini ister gibi görünüyordu.

Görkem somurtmuyordu ama bu durumada sevinmemişti. Besbelli O da Dora’yı istiyordu.

Herkes binalarına giderken artık avda yeni bir başlangıç için ilk adım atılmıştı.

 

BÖLÜM 5

ASİL

Emsalsiz’in Kalbi’nde dağlık alanda bir grup oyunbozan toplanmış birilerini bekliyordu. Gece yarısını çoktan geçmişti. Zifiri karanlıkta homurdanarak oradan oraya dolaşıp duruyorlardı.

O sırada Takımlar Lideri arkasında iki yönetici ve aykırısı, tüm karizmasıyla yavaş yavaş onlara doğru yürüdü. Oyunbozanların yanına yaklaşıp karşılarında durdu.

Zafer ve Galip Bey de Takımlar Lideri’nin iki yanında yerlerini aldıktan sonra oyunbozanlara gözlerini diktip Doruk’un konuşmasını beklediler.

Doruk’un konuşma yapamaya başlayacakken az önceki hamurdanmalar bir anda kesilip emir bekler gibi gözlerini Dorak’a diktiler.

Doruk oyunbozanları gözleriyle süzdü. “Beni iyi dinleyin! Uzun zamandır anka ve ejderha liderleri ortada yok! Hatta haber alabilen dahi yok! En ufak bir bilgi kırıntısına ulaşılamadı. Bu yüzden bu gece yarısı itibariyle buradaki tüm oyunbozanlar Emsalsiz’in her yerindeki oyunbozanlara hatta hatta ezberbozanlara haber salın anka ve ejderha liderlerini buraya, yani bana getirmekle görevliler! Asla zarar verilmeyecek ve onlara açıklama yapılmadan bana getirilecekler!”diye kesin emir verdi.

Oyunbozanlar başlarını aşağı yukarı sallayıp Doruk’un emirlerini aldılar.

Doruk onlar oradan ayrılmadan “Gitmeden şunu aklınızdan çıkarmayın, asla bilgi ya da açıklama yapılmayacak! Ne liderlere ne de halka..! Bulup getirin!” diye ekledi.

Bu emirle oyunbozanlar alandan çıkıp dağlık alanda gözden kayboldular.

Zafer ve Galip Bey Doruk’un otoriter tavrından etkilenerek hayranlıkla ona baktılar.

“Sen işini iyi yapan birisin… Belli evlat! Ama unutma ki aradıkların en az senin kadar becerikli iki lider! Onlar istemezlerse bulmak zor!” dedi Zafer Bey umutsuzca.

Galip Bey düşünceli, “Onları getirsen bile öfkeli liderler bulacağız karşımızda. Baş etmekte zorlanacağımız iki öfke olacak,” dedi.

Zafer Bey Doruk’a dönüp, “Onları bulacaklarından emin misin?” diye sordu.

“Hayır! Bulamayacaklar!”

“Öyleyse neden aratıyorsun?

Doruk kararlı bakışlarla, “Dora’nın burada olduğumdan emin olmasını istedim hepsi bu!” dedi. Zafer ve Galip Bey’e gözlerini dikip, ” İkisini de gayet iyi tanıyorum! Onlara açıklama yapmak benim işim..! Ben yaparım! Siz kendi işinize bakın!” dedi emir verir gibi.

Zafer ve Galip Bey buna sinirlensellerde öfkelerini bastırıp oradan ayrıldılar.

***

Oyunbozanlar Doruk’tan aldıkları emirle tüm Emsalsiz de liderleri aramaya başladılar. Ne kadar oyunbozan ve ezberbozan varsa iki lideri arıyordu artık.

Emsalsiz’in batısında güneşli bir gün… Sık ağaçlarla, kuş cıvıltılarıyla dolu mutlu bir orman… Güneş ışınlarının yansıttığı ışıklarla aydınlanan ormanın her yanı mis gibi çiçek kokuları içinde, şırıl şırıl akan şelalenin etrafında şarkı söyler gibi öten bir kuş…

Ateş kırmızısı tüyleri ihtişamlı ve göz kamaştırıcı siyah kanatlarıyla Asil… Şelalenin etrafında dolanıyordu. Yalnız başına ormanın içinde gezerken terkedilmiş olmanın hüzününü gözlerinde taşısada sanki biraz da öfkeliydi. Tıpkı sahibi gibi!!!

Mutlu olmasa bile huzurlu ormanın içinde oradan oraya atlarken şelalenin dipinde birden durdu. Dinlenmek için durmuş gibi gözükse de aslında gözlerinden huzursuzluk ve tedirginlik vardı.

Birden ormanın içinde sesler duydu. Ayak sesi gibi..! Gittikçe yaklaşıyordu… Asil sesin geldiği yöne bakınca bir oyunbozan sürüsünün ona doğru yaklaştığını gördü. Hemen şelalenin ardındaki mağaraya girdi. Görünmemek için karanlığın içine saklandı.

Oyunbozanlar şelaleye yaklaşınca aralarından biri; “Bu kuş buralarda olmalı! Kokusunu alıyorum,” diye homurdandı.

Siyah gözlü salkım saçak bir oyunbozan, “Arayalım hemen! Takımlar Lideri’nin emri!” dedi telaşla.

Oyunbozanlar her yana bakarken Asil onları dinliyordu.

“Bana bakın o kuş buralarda ise Mavi Dora Deniz de buralardadır! Arayın her yeri!” diye bağırıp diğerlerine emirler yağdırdı.

Asil mağaradan çıkmak yerine iyice derinliklerine girip diğer çıkışı aradı.

Oyunbozanlar bir anda mağarayı fark edip oraya doğru baktılar.

“Orada bir mağara var! Kuş ve sahibi orada olabilirler. Bakalım hemen!”

“Çabuk gidelim!”

Oyunbozanlar mağaraya girdiklerinde Asil diğer çıkışı çoktan bulup ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başlamıştı bile.

Oyunbozanlar onu görsede yakalayamayacakları kadar uzaklaşmıştı artık.

Onun tek başına uzaklaştığını gören oyunbozlar arkasından bakarken emir yağdıran oyunbozan, “Anlaşılan bu kuş terkedilmiş!” diye homurdandı. “Baksanıza o sadece bir lider aykırısı gibi değil! Saklanan bir lider aykırısından daha fazlası olabilir!” dedi gizemli bakışlarla.

“O dediğin imkânsız! Böyle bir durumda bırakılmaz!” dedi anlaşılmaz bi sesle.

“Neyse ne! Bunu Doruk Kuzey’e bildirelim!” dedi arkadaki oyunbozan.

“Haklısın gidelim!”

Oyunbozanlar hep birlikte oradan Takımlar Lideri’ne haber vermek için ayrıldılar.

 

 

BÖLÜM 6

DORUK’UN ŞARKISI

Kıyı Emsalsiz bölgesi Safir Şehir yakınları…

Çoğunlukla 5-6 katlı binaların kirli sokakların, eski dükkanların, az sayıda insanın yaşadığı, çoğunluğunu bozanların oluşturduğu bölgede bozuk hava hakimdi. Tek tük insanın yaşadığı dar sokaklarda kendini kaybetmiş gibi yürüyen, dalgalı saçlarının arasında sakladığı gözlerindeki hüznü göstermemeye çalışan, pes etmemeye direnen o bilindik asi surat… Dora…

Yağmurdan sırılsıklam dar sokaklarda üst yarısı gece siyahı alt yarısı kan kırmızısı dalgalı uzun gür saçları ile Dora yürüyordu. Bileğinde kullanmasa bile hâlâ taşıdığı Güney Yarışçı aracına ait bileziği duruyordu.

Elleri kısa siyah deri ceketinde paslı kir içindeki bir dükkana yaklaştı. Kapıyı açıp içeri girdi. Küçük bir masaya ait sandalyeyi çekip oturdu.

Dükkan oldukça bakımsız ve kötü görünüyordu. Emsalsiz’in genelinin çok dışında bir yer, âdeta Emsalsiz’in görünmeyen unutulmuş yüzü gibiydi. Hatta utandığı bir bölgesine ait bir yerdi sanki.

Dora etrafına bakarken şişman Esmer bir kadın uzaktan seslendi, “Ne içersiniz?” diye sordu.

“Kahve.”

“Hemen getiriyorum.”

Dora kadın kahve hazırlarken kirden zar zor görünen camdan sokağa baktı. Hâlâ Doruk’u bulamamış olmanın can sıkıntısı, ona nasıl ulaşabileceğin bilmemenin hüznünü bir kenara bırakıp öylece seyre daldı.

Garson kadın fincanı masaya bırakırken Dora’nın bileğindeki bileziği gördü.

“O gördüğüm şey bir araca mı ait?”

Dora kadının merakına anlam veremesede bileğine baktıp, ” Evet!” dedi.

“Yarışçı mısın?”

“Eskiden!”

“Artık yarışmıyor musun?”

“Hayır!”

“Neden peki?”

Dore kadının merakından sıkılıp, “İzninle kahvemi içmek istiyorum!” diye tersledi.

Kadın bozularak, “Fazla kibir iyi değildir!”deyip arkasını dönüp gitti.

Dora kahvesinden bir yudum alırken dükkanın camına metalik bir kuş çarpıp durmaya başladı.

Garson kadın sinirlenerek, “Ne oluyor? Bu nasıl bir saçmalık..! Cam kırılacak!” deyip ne olduğunu anlamak için kapıyı açmaya gitti.

Dora da ne olduğunu anlamaya çalışırken garson kadın kapıyı açmasıyla metal kuş içeriye ok gibi girdi.

Kadın çığlık atarken kuş fırlayarak Dora’nın masasına saplanır gibi durdu.

Dora irkilip ne olduğuna bakmak için fincanını bırakıp kuşa baktı.

Metalik gri kuşun gözleri gece mavisi renginde delice ona bakıyordu.

Dora yavru kuşun gözlerini ilk defa görmediğinden emindi.

Kalbine saplanan bir ok gibi onu titreyen elleriyle masadan aldı.

“Ne bu? Senin mi?” diye sordu kadın hala açık kapıyı tutarken.

Dora kadını umursamadan kuşu alıp sandalyeden kalktı.

Kuş o anda Dora’nın elinden uçup dışarıya çıktı. Dora da hemen kuşun peşinden koştu.

Dükkanın önünde havada bir tur dönen kuştan notalar yükselmeye başladı. Dar sokak müzikle doldu.

Dora bu notaları hatırlıyordu. Nota’nın Kalbi’nde kalbinin şarkısıydı.

Kuştan yükselen şarkı durdu. Kuş yavaşladı. Dora’nın etrafında dönüp uzun, dar sokaktan çıkmaya başladı.

Dora ona bakarken kuştan başka notalar yükselmeye başladı.

Doruk’un sesiyle bir şarkı yükseldi.

Doruk’un Notanın Kalbin’de çalan şarkısı…

Mavi Rüya yaşıyorum!

Dora şaşkınlıktan kımıldayamadı. Aylardır duymaya hasret kaldığı ses..! Hayatta olup olmadığını bile emin olamadığı ses..! Sadece yaşamasını istediği buna inandığı ama asla tam anlamıyla emin olamadığı ses… Doruk!!!

Kalbinin diğer yarısı yaşıyordu. Rüyası Doruk!!! Kalbinin diğer yarısı nefes alıyordu!

Gözündeki o inanamayan umutla kuşun peşinden koştu.

Garson kadın ne olduğunu asla anlayamadan peşinden bakakaldı. “Bu nasıl bir saçmalık?” diye söylendi Dora’nın arkasından.

Kuş dar sokaklardan geçip boş bir alana doğru uçtu.

Terkedilmiş taş köprüden geçerken Dora peşinden hızla koşmaya devam etti. Saçlarını arkasında savurarak nefes nefese kuşa yetişmeye çalıştı.

Köprünün sonunda boş terkedilmiş alana yolla doğru koşarken etrafın sessizliğinde daha net duyulan şarkı boş binaların arasında yankılanarak yükseldi.

Mavi rüyam yaşıyorum!

Bizi görmek ister misin?

O anda kuşun etrafında mavi bir bulut yükseldi. Kuş onun etrafında dönmeye başladı. Dora’ya yaklaşıp durdu.

Kayıp başlangıç!!!

Kalbimi ateşe verdin Dora!

Yok oldum!!!

Şarkının bu sözleriyle bulut siyaha boyandı. Kuş içine aldı.

Dora bulutun dibinde gözlerinden akan yaşlarla ona baktı.

Bulut kuşu bırakınca kuş Dora’nın etrafında dönmeye başladı. Şarkıya devam ediyordu.

Biz yenilgiyi görmeyiz..!

Yenilgi bizi görür..!

Ya birlikte var oluruz…

Ya birlikte yok oluruz!

Kuş yavaşlamaya başlayınca bulut etrafını sardı. Kuşu içine alıp balon patlaması gibi sesle havada siyah toz bulutu içinde kayboldu.

Dora kalbinin keşkelerle boyanmış hissiyle öylece kalakaldı.

Doruk yaşıyordu. O’nu çağırıyordu. Bir sebeple gelemiyordu. Kendisinin gelmesini istiyordu.

Dora aylardır beklemiş, bunun olmasını istiyordu… Doruk’u istiyordu… Şimdi nefes aldığını hissedebiliyordu sanki. Gözlerindeki yaşı silip çığlıkları duvarlarda yankılandı.

“DORUKKKK!!!” diye bağırırken yağan yağmur altında dizlerinin üzerine çöktü. Ağlamaya başladı. Uzun zamandır kendisini tutmuştu. Güçlü olmak, yenilmemek için… Ama bu bu defa artık güçlü olmak vakti değil umut etme yeniden savaşmanın vakti olduğunu hissediyordu. İçinden pişmanlığını mutsuzluğunu attı. Ağlamayı bırakıp yağmurdan sırılsıklam yerden doğruldu.

Etrafta sadece kendisi vardı. Ne yapacağını, Doruk’a nasıl ulaşacağını biliyordu. Ama yardım alabileceği birileri lazımdı. Kime gitmesi gerektiğini, kimden yardım alacağını, ona sadece kimin yardım edebileceğini biliyordu.

Hemen yola çıkıp ona gitmeye karar verdi.

Uzun zamandır kullanmadığı aracına şimdi ihtiyacı vardı. Bileğinden metal ipi çekip çıkardı. Kırbaç gibi yere savurdu.

Midye kabuğu aracı savrularak yolda belirdi.

Hızla aracına binip ıslak yolda aracından yükselen ışıkları yağmurlu sokaklara saçarak yola koyuldu.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz