BÖLÜM 9

ONUR’U ÇAĞIRMA

Güne Cengaver’in evinde başlayan Dora uyanır uyanmaz odadan çıkıp açık garaj görünümündeki evin giriş bölümüne çıktı. O sırada Cengaver çoktan uyanmış, Asil’le oynuyordu. O’nunla oynamaktan mutlu olan Cengaver, elindeki kartlarla Asil’e hangisinin doğru olduğunu sorarken kandırmaya çalışsada Asil daha çok onu kandırıyor gibi görüyordu.

Cengaver son oyunda Asi’le yine yenilince, “Lider Ankası olsan da kaybetmeyi kaldıramam!” deyip, somurtarak kartları fırlatıp attı.

Dora gülerek, “Boşuna uğraşma Cengaver, Asil her zaman yenmeye odaklı hareket eder! Özelliği gereği bunu hep yapar. Sahibine benzer! Yani bana..! Güney Yarışları’nı unutmuş olmalısın,” dedi imalı bakışla.

“Doruk ve sen yenmek için her yolu deneyip, kazanmaya odaklanırdınız. Beni deli ediyordunuz, ama kazandığınızı görmek her şeye değerdi.”

Dora, Doruk’un ismini duyunca kalbindeki acıyla boş boş baktı. Yavaşça koltuğa oturdu.

Cengaver onu teselli etmek için yanına oturup, “Dora biliyorum, Doruk’u geri istiyorsun ama bunun için Emsalsiz Avı’na geri dönmem şart! Yoksa onunla karşılaşman bile artık  imkansız,” dedi.

“Nasıl bu kadar eminsin? Başka yolu olmalı Cengaver!”

” Yok Dora..! Çünkü burada bozanlardan duyduğum ve emin olduğum çok şeyler, kurallar var. Ava avcı olarak dahil olduktan sonra geri dönüşü yok! Avcı olarak yapabilirsin istediklerini, sıradan bir yarışçı olman hiçbir şeye yetmez.”

Bu duruma sinirlensede içten içe Cengaver’e hak veriyordu. Oturduğu yerden öfkeyle kalktı. “Tamam… Madem öyle ava geri döneceğim!”

Onları baştan beri dikkatle dinleyen Asil, mutlulukla ötüp sevinçten oradan oraya döndükten sonra Dora’ya sarıldı.

Dora Asil’in mutluluğunun sebebini anlayamasada boş umuda kapılmasını istemediği için, “Asil o kadar sevinme… Döneceğim dediysem eskisi gibi değil! Kendi kurallarımla,” diye uyardı.

Cengaver ve Asil boş boş ona baktı.

“Beni dinleyin..! Döneceğim ama bu asla eskisi gibi olmayacak! Amacım Emsalsiz olmak değil, Doruk’u geri almak! Bu yüzden kendi kurallarımla orada olacağım.”

Cengaver’de ayağa kalkıp dikkate düşündü. “Dora bir şekilde ava dönmen iyi ama..! Bunu nasıl yapacağını bilmesemde şundan eminimki tek başına diğer takımlarla, hatta kendi takımınla bile baş edemezsin. Neler olduğunu takımlarda neler değiştiğini tam olarak bilmiyorsun. Herkes rakibin olabilir! Seni herkes av olarak ister!”

“Öyle ya da böyle bir şekilde bunu yapacağım!” dedi kararlılıkla.

Cengaver Dora’nın kararlılığından etkilese de ciddiyetle bakıp, “Dora tek başına imkansız… Yardım almalısın… Yardım mutlaka lazım…”

“Av bu! Kimse yardım edemez. Kimseden de böyle bir fedakarlık istemem.”

“Şey…. Güney Yarışlar’ında en sıkı rakibiniz Onur… Ejderha Lideri değil miydi?” diye sordu gözlerini kısıp.

Dora onun ne demek istediğini hemen anladı. “Yok! Hayır! Böyle bir fedakarlığı ondan istemem,” dedi, itiraz ederek.

“Başka türlü yapamazsın. Hem bana kalırsa o sana yardım etmek ister.”

“Nasıl bu kadar eminsin?”

“Güney Yarışları’nda her yarışçıyı iyi tanıdığımı unutma. Oradaki herkesi çok iyi bilirim. Onur sana seve seve yardım eder. Ayrıca Onur’da avcı ve zaten dahil ederler! Şunu söylemeliyim ki eğer ava dahil olmassanız, sizi buna mecbur bırakırlar! İnanmayacaksın belki ama bu yüzden hayatınız bile tehlikede olabilir. Farkında değilsin Dora, Asil yanında olmadığı için şimdiye kadar bulamamışlardır seni… Muhakkak artıyorlardır. Şimdi Asil yanında ve bulunmaları an meselesi olabilir. Av için sizi aradıklarına eminim. Onur ile birlik olup güçlerinizi birleştirerek hem hayatta kalabilir hem de Doruk’u alabilirsiniz.”

O ana kadar asla bunu yapmayacağına ikna iken Cengaver’in son sözleri üzerine bundan kaçamayacaklarından emin oldu.

“Tamam! Peki..! Onur’u bulalım o hâlde,” dedi mecbur kalmış ifadeyle.

O sırada Dora ve Cengaver’in konuşmalarını tıpkı Asil gibi başından beri odasının açık kapısından dinleyen Ayşıl, “HARİKA ! EJDERHA  LİDERİ  GELECEK ” diye çığlık attı.

İkisi de şaşkınlıkla irkildi.

Dora’nın anlamaya çalışan bakışlarını gören Cengaver, “Onur’u Eleme Yarışları’nda görüp aşık olmuş!” dedi fısıltıyla.

Dora tebessümle, “Avdaki birçok insan gibi!” diye imali bir cevap verdi fısıldayarak.

 

***

 

Gece yarısını geçmiş Safir Şehir’de hiç uyumamış olan Dora, Cengaver’in odasına sessizce girdi. Geniş yatağında horlayarak uyuyan Cengaver’i sarstı.

“Uyan..! Hadi uyan artık!”

Cengaver yarı açılmış gözleriyle, “Ne! Ne oluyor?”

“Onur’u çağıracağız. Hadi kalk.”

“Bu saatte mi?”

“Başka hangi saatte olabilir? Gündüz yapıp da tüm Safir Şehir’i başımıza mı toplayalım..!”

“Evet! Muhtemelen avcılar, takımlar, yöneticiler, bozanlar herkes sizi arıyordur. Asil’in seninle olması bulmaları daha da kolaylaştırır. Onu takip ettilerse gece onunla dolaşmak daha akıllıca,” dedi esneyerek.

Yataktan doğrulup ayağa kalktı. Üzerindeki pijamaları değiştirmek için diğer odaya gitti.

Dora ona seslenip, “Cengaver Asil’in bu özelliğini daha önce kullanmadım. Asil bunu kaldırabilir mi bilmiyorum!” dedi sordu. Onur’u çağırmak için aykırıların özel bir yeteneğini kullanacaklardı.

“Yapmaya çalıştığın şey aykırıların birbirleriyle olan ortak bağı kullanarak çağırma özelliği ve gücü. İnan bana Dora, Emsalsiz’de sık kullanılan bir yöntem değil! Aykırılar bunu yaptıktan sonra hayli yorgun ve bitkin düştüğü için, pek tercih edilmez.” Giyinip Dora’nın yanına geldikten sonra, “Dora ben gelmesem olmaz mı? Kuşun büyük bir enerji saçacak ve bu bir çeşit fırtınaya sebep olacak. Ortalığı ayağa kaldırmak gibi bir şey! Bunu tek başına yap,” diye yalvardı.

Dora sinirlendi. “Ben sana ne diyorum, sen bana nasıl cevap veriyorsun..! Çabuk! Hazırlandıysan çıkalım!” diye azarlayıp odadan çıktı.

Cengaver söylenerek peşinden gelirken diğer boş odada, karanlık köşede uyuyan Asil’in yanına geldi.

Dora Asil’in başını okşayıp, “Asil uyan dostum!”

Asil gözlerini açınca Cengaver hayran hayran ona baktı. “Şu aykırının benim olması için her şeyi yapardım,” dedi.

Dora gülümsedi.

“Bazen bana ait desemde O kimseye ait değil! O özgür!” dedi. Onun kafasını okşarken Asil gülümsedi. Öterek Dora’ya karşılık verdi.

Cengaver şüpheli bakışlarla, “Aranızda garip bir bağ var! Çok ilginç! Aykırılar bu tür bağı hiç yapmaz. Doğalarına uymaz desem yeridir!” dedi aynı şüpheci tavrı sesinede yansıtarak.

Dora onu dinlemeden Asil’i paçavraya benzeyen bir örtüyle saklayıp Cengaver ile birlikte dışarı çıktı. Geniş caddeden geçip binaların arasından kumsala doğru yürüdüler. Emsalsiz sularının dibindeki siyah kayalıklara varınca durdular. Gece yarısının tüm karanlığı çökmüş, Ay’ın ışığıyla aydınlanan kumsalda etrafta baktılar. İkiside kimsenin olmadığından emin olmak istedi.

Siyah kayalıkların etrafında nazikçe esen rüzgar eşliğinde, su ve kayaların arasından geçip güçlükle yürümeye devam ettiler.

Dora, Cengaver ve Asil’e baktı. “Cengaver, Asil’i Onur’u çağırmak için kullanacağız ama onu çok zorlamak istemiyorum.”

“Rahat ol! Anlayamasamda Asil sana çok bağlı! Baksana ne istersen yapar,” dedi. Asil’in itaatkâr halini işareti edip.

“Bundan eminim, ama o benim için çok önemli. Zarar görmez değil mi?”

“Zarar görmez. Dora bunu nasıl yapabileceğini daha önce bir oyunbozandan duydum. Asil ile kendi nefesini birleştireceksin. Ulaşmak istediğin insanı gözünün önüne getir..! Bir şekilde haber ulaşır. Tabii bunu için Asil’in önce onun aykırısına ulaşması lazım. Aranızdaki bağı aykırılar sağlayabilir,” dedi uyararak.

“Asil, Gölge’yi bulacağız! O da Onur’u…” Dedi Dora Asil’e bakıp.

Cengaver Gölge ismini beğenerek, “Güzel isim… Bir Ejderha Lider Aykırısı’na yakışır nitelikte!” dedi.

“O hâlde başlayalım.”

Dora vakit kaybetmek istemiyordu. Cengaver tedirgin oldu.

“Dora, Asil biraz yorulacak unutma. Şunu da aklından çıkarma, Asil Gölge’ye ulaştığında Gölge Onur’a uğraşır ve Onur onaylarsa buraya gelir. Yapacağın şey Emsalsiz’de alışılmadık bi durum olduğu için fazla dikkat çekmessen iyi edersin. Büyük bir hız ve güç ortaya çıkacağı için, Onur umarım bize yakın bir yere düşer. Uzağa düşerse herkes aranan bir avcının aykırı çağırdığını öğrenebilir… Bu ikimizinde sonu olur! Sadece senin ve benim değil, Onur’un da! Onun da hayatı buna bağlı. Peşinizdeler!” dedi iyiden iyiye korkan sesle. Dora’yı uyarırken söyledikleri ve olabilecekler yüzünden korkusu katlanıyordu.

“Hatırlatıp durma! Şu an bunları düşünmek istemiyorum,” dedi, Dora Asil’li hazırlanmaya başladı.

Cengaver korkuyla, “Onur’dan başkasını çağırma. Tüm Emsalsiz’i başınıza toplama yeter,” dedi, endişeyle kayalıkların arasına saklanmaya gitti.

Dora Asil’i alıp Emsalsiz Suları’na yaklaştı. Asil kapağını açıp, Dora biner binmez göz kamaştırıcı kıpkırmızı ışıklarla yükselmeye başladı. Dora Asil’in içinde gözlerini kapatıp kendi nefesi ile Asil’in nefesini birleştirdi. Onunla aynı anda nefes alıp verirken denizin kokusu, rüzgârın soğuğunu da birlikte alıyordu. Asil enerji harcamaya başlarken aynı enerji kendi bedeninden çıkıyordu sanki. Bir saniyeliğine durdu. Tekrar nesef alırkan Onur’u düşünmeye başladı. Aykırıları, Gölge’yi, takımları… Gözünde bir, bir canlandı. Ava girdiği ilk günü düşündü. Emsalsiz’in Kalbi’nden çıkarlarken o anı düşündü. O günü. Onur’a sarıldığını anı. Gölge ile uzaklaştığı anı. Bununla beraber istemsizce o günkü ruh hali aklına geldi.

Asil Dora’nın düşünce sağnağıyla birlikte, kırmızı ışıklar saçarak yerden bir kaç metre havalanarak yükseldi.

Cengaver korkuyla, “Keşke Güney Yarışları’ndan hiç ayrılmasaydım,” diye söylendi. Saklandığı kayalıkların önüne bir kayayı daha alıp siper ederek kendi kendine söylemeye devam etti.

Asil kıpkırmızı renge bürünürken kıvılcımlar saçmaya başladı. Şimşek çakar gibi gürültüyle kırmızı ışıklar saçtı. Bir metre daha yükseldi.

Dora o anda artık sadece yaşadığı günleri görmüyor, acısınıda hissetmeye başlamıştı. Doruk için çıktığı yolda Onur’a sarılırken ayrılmak istemeyişini.

Asil’in saçtığı kıvılcımlar ateşe dönüşmeye başlarken, Dora o anda onu ne kadar özlediğini, Doruk’un kokusunu Onur’da arağı anı tekrar görmeye başladı.

Asil ateşler saçıp yanan meşale gibi süzülürken kanadından bir tüy koptu. Hızla göğe yükselip kayboldu.

Cengaver kayalıkların arasında çömelmiş yalvararak, “Umarım burada yok olmayız. Ne hâle geldi aykırı! Ateş topu gibi uçmak üzere,” diye saklandığı yerde korkuyla inlemeye başladı. O denli gizlemişti ki kayalıkların arasında neredeyse görünmüyordu.

 

***

 

Güney Emsalsiz’e yakın bir bölge…

Seyrek ağaçlarla dolu düz bir alanda, insan olmayan ve sadece bir kaç ağacın, garip hayvan ve tozlu kayalıkların bulunduğu çorak bir arazi…

Gece mavisi muhteşem bir ejderha, kurumuş bir ağacın dibinde uyukluyordu. Birdenbire huzurlu uykusunu, ıslık çalar gibi sesle uçarak ona yaklaşan yanan bir tüğ böldü. Önüne ok gibi saplanarak düşen bir anka kanadıydı. Ejderhanın tam önüne yanarak düştü.

Ejderha gözlerini yavaşça açınca onun Onur’un aykırısı Gölge olduğu, delici bakışlarından anlaşılıyordu.

Gölge şaşkın ifadeyle kanada baktı. Kafasını eğip kokladı. Yansada kül olmayan kanadı ağzıyla alıp, hızla patika yola geçti. Uçarcasına yola koyulup gözden kayboldu.

Güney Emsalsiz’in çıkış bölgesi…

Boş arazide bir kaç kulübeden başka bir şey bulunmayan yerde, gece yarısı olmasından dolayı tamamiyle sessizlik hâkimdi. Güney Yarışları’ndan ayrılan birkaç yarışçının yaşadığı bir yerdi. Burada kendi araçlarıyla yarış yapıp, sadece eğlence ve belki birazda geri dönme amaçlı yaşadıkları bir yerde denilebilirdi.

Karanlık yolun ortasında zar zor seçilen Gölge, hızla ilerleyip kulübelerin olduğu yere vardı. En sondaki kulübeye varıp, başıyla kapıya vurdup bekledi. Birkaç dakika sonra ahşap kapı gıcırdayarak açıldı. İçeriden, dağılmış kahverengi saçlarıyla Onur çıktı.

Uykulu gözleriyle Gölge’yi görmenin şaşkınlığıyla, “GÖLGE!” diye bağırarak ona sarıldı. “Bu inanılmaz! Seni özgür bırakmıştım. Beni nasıl buldun? Seni çok özledim Gölge.”

Gölge’de Onur’u çok özlemişti. Zıplayarak etrafında dönmeye başladı.

“Sessiz ol dostum. Diğer kulübelerde arkadaşlarım uyuyor. Seni açıklamam zor olur. Bir aykırı görmeye, hele ki bu saatte görmeye alışık değiller,” dedi sesizce.

Gölge başını aşağı yukarı eğip, onu dinlediğini gösterdi. Yaklaşıp eğilerek ağzındaki kanadını yere bıraktı.

Onur şaşkınlıkla yere baktı. Sönmüş olan kanadı eline alıp inceledi. “Buraya boşu boşuna gelmediğin belli. Asil’in bu değil mi?”

Gölge başını eğdi.

“Asil bunu kendi gönderemez… Asil’i başkası da kullanamaz… Dora..!”

Gölge’ye düşünceyle baktı. “Anladım dostum! Dora beni çağırıyor.” Hemen koşarak içeri girdi. Odasına gidip üzerini değiştirdi. Bir kağıda gitmek zorunda olduğunu yazıp kapının önüne bıraktı. Gölge’ye bakıp, “Dora beni çağırıyorsa gerçekten yardıma ihtiyacı var demektir! Gidelim o zaman. Hadi Gölge!” dedi.

Gölge sevinçle üst kapağını açıp Onur’un binmesiyle gece mavisi rengi ışıklar saçıp, yanan alevlere dönüşerek alev topu gibi yavaşça yükseldi. Kulübelerin çatısını geçecek kadar yükseldikten sonra füze gibi göğe fırlayıp bir yıldız gibi kaydı.

 

***

 

Asil hâlâ alev topu gibi havada süzülürken alevler her saniye daha da yükseliyordu.

Cengaver yüzünün yarısını kayaların arkasına saklamış, Asil’i seyrederken, “Bu ızdırap ne zaman nasıl biter!” diye inliyordu.

Dora Asil’le aynı anda nefes alıp verirken o anda büyük bir cam kırılması gibi ses duyuldu. Adeta kayan bir yıldız gibi gece mavisi bir alev topu üzerlerinden hızla geçip, ıslık sesiyle yan taraftaki yüksek kayalıkların ardına düştü. Onun düşmesiyle aynı anda Asil’de süzülüp yavaşça kumsala düştü.

Bitkin ve yorgun Asil, kapaklarını açılmasıyla birlikte Dora içinden sendeleyerek çıktı. Asil kadar olmasada O da yorgundu. Kendisini toplamaya çalışıp telaşla, “Cengaver Asil’le ilgilen. Çok enerji harcadı. Onur geldi, gördüm! Onu getireceğim… Gölge’de iyi değildir!” diyerek hızla kumsalın diğer yanına koşu kopardı.

Kayalıkların arasından çıkan kıvılcımları takip edip, üzerilerinden tırmandı. Sahilin diğer tarafına koşmaya devam etti. Bileğindeki metal ipi çekip bir havai fişek gibi ucundan çıkan kıvılcımları göğe fırlattı. Güney Yarış aracının özelliğiydi bu.

Koşmaya devam edip hızla yaklaştığı anda, biraz uzağında aynı ışıklar yükseldi. Dora gülümseyip, “ONUR!” diye bağırdı. Karanlık sahile varınca hayli bitkin görünen Gölge’nin karşısında duran Onur’u gördü.

Onur bileğine metal ipi tekrar bağlarken Dora’nın ona doğru koştuğunu gördü.

Dora tekrar, “ONUURRR!” diye bağırdı.

Onur Gölge’yi orada bırakıp bileğine ipi hızma takıp, “DORAA!” diye bağırdı.

Kumsalda birbirlerine doğru koştup, sımsıkı sarılırlar.

“Onur geldiğin için teşekkür ederim.”

“Ne zaman istersen.”

“Seni özledim.”

“Benim kadar değil!”

Birbirlerinine bakıp gülümsediler. Gölge’yi alıp Asil’in ve Cengaver’in olduğu kumsala vardılar.

Asil kendini güç bela toparlamış görünüyordu. Cengaver korkuyla etrafa baktı. “Başka patlama olmaz değil mi?” diye sordu. Hâlâ endişeli görünüyordu.

Hep birlikte buna gülerken, Asil ve Gölge de birbirlerini ne kadar özlemiş oldukları sarılmalarından belliydi.

 

 

BÖLÜM 10

 

AV’A DÖNME KARARI

Dora, Onur ve Cengaver Emsalsiz Suları’nın kenarında yeterince gürültü çıkardıklarının farkındaydı. Daha fazla risk almadan sessizce Gölge ve Asil’i toparlamaya çalışarak oradan ayrıldılar.

Günün ilk ışıkları doğmak üzereyken Cengaver’in evine nihayet vardılar. Örtüyle saklamaya çalıştıkları aykırılarla, gürültü çıkarmamaya özen gösterip eve girdiler.

Onların geldiğini gören Ayşıl sevinçle çığlık attı. “BU  HARİKA !!! EJDERHA  LİDERİ’Nİ  GETİREBİLMİŞSİNİZ!”

Onur şaşkınlıkla karışık gülümsedi.

Cengaver sırıtıp, Onur’un kulağına eğilerek, “Eleme Yarışları’nda elendi… Seni oradan beri takip ediyor… Hayranın!” dedi fısıltıyla.

Dora Onur’a imalı bakış attı. Onur durumu anlasada Ayşıl’ı utandırmamak için anlamamış gibi yaptı.

Cengaver sanki herşeyi kendi yapmış gibi yorgunlukla geniş koltuğa kendini bıraktı.

Ayşıl Onur’un yanına gelip, “Seni Emsalsiz’de çok iyi takip ettim. Çok başarılı ve harikaydın!” dedi hayran hayran gözerini dikerek.

“Teşekkür ederim ama Dora sanki biraz daha iyiydi,” dedi dürüstçe.

Dora onlara bakıp, “Ama hayran konusunda senin kadar başarılı olmam imkansız,” dedi sırıtarak.

Ayşıl Gölge’ye dönüp, “Bu inanılmaz… Bir lider aykırısı daha!” dedi. Cengaver’e gözlerini çevirip, “Cengaver aykırılar harika değiller mi?” diye sordu onay bekler gibi.

“Evet harikalar! Ama bize ait değiller,” dedi ağzını yırtılacak gibi açıp esnedi. Koltuğa iyice yayılıp, “Gece yaşanan onca gerginlikten sonra biraz dinlenmek istiyorum,” dedi yorgun gözlerle.

Dora ve Onur güldüler. “Güney Yarışları’nda da böyleydi!” dediler bir ağızdan.

“Orada da mı beraberdiniz?” diye sordu Ayşıl.

Cengaver onların konuşmalarının bitmeyeceğine karar vermiş olacak ki, söylenerek doğruldu. “Pekâlâ! Dinlenemeyeceğim Ayşıl’ın merakından anlaşılıyor. O zaman hadi Ayşıl, sen bize içecek bir şeyler getir, biz de bu arada aykırıları saklayalım,” diye homurdandı.

“Tabii ki hazırlarım. Hem de en güzelinden,” deyip hevesle mutfağa doğru yöneldi. “Onur için özel bir içeceğim olacak,” diye ekledi.

Cengaver yüzünü buruşturup, “Hepimize özel olsun,”diye söylendi. Asil ve Gölge’yi boş odaya götürüp geri dönen Cengaver, Dora ve Onur’a gözlerini dikti. “Sizinle önemli bir şey konuşmalıyım!” dedi gözleriyle hâlâ mutfakta olan Ayşıl’ı kontrol ederek.

Dora merakla, “Sorun ne?” diye sordu. Cengaver’in gizemli halinden iyi birşey olmadığından emindi.

Cengaver endişeli gözlerle, “Bozanlar genellikle Safir Şehir’de yaşıyor biliyorsunuz… Bu yüzden bir çok bozanla arkadaşım! Olmadıklarımlada bir şekilde muhabbetim var.” diye konuşmaya devam ederken Ayşıl mutfaktan döndü. Elindeki tepsiyi üçünün ortasına doğru uzatınca Cengaver tepsiyi hışımla alıp kenara bıraktı.

“Ne yapıyorsun? Onları özel hazırladım,” dedi bozularak.

“Şu an konuştuğum şey çok daha önemli! Hadi sen de odaya,” diye söylendi.

“Neden? Zaten her şeyi biliyorum.”

“Çeneni kapatlı tutacaksan kalabilirsin.” Ayşıl bozulmuş suratıyla bakınca, “Anlatacaklarım çok önemli!! Bozulma ve konuşma,” diye ekledi.

Ayşıl kollarını bağlayıp asık suratıyla oturdu.

Dora beklemekten sıkılıp, “Hadi artık neler olduğunu anlat Cengaver?” dedi.

Cengaver ciddiyetle, “Anlatacağım… Her şey çok net aslında. Asla şüpheye yer bırakmıyor… Bu ikinizide ilgilendiriyor,” dedi.

Onur çatık kaşlarıyla, “Avdan çıktık diye bir karışıklık bekliyorum ama ne olduğunu tahmin edemiyorum,” dedi.

“Ben söyleyeyim o hâlde… İkiniz avdan çıktığınız için kargaşa oldu evet, ama ondan önce Emsalsiz’in Kalbi’nde çok şey değişti.”

Dora alayla güldü. “Seçkin yöneticileri ele geçirdi bunu mu söylüyorsun!”

“O değil başkası.”

Dora şaşkınlıkla, “Ne? Kim?” diye sordu gözlerini dikip.

“Anka ve Ejderha Takımları’nın lideri yok! Bu yüzden yeni lider seçildi! Hattâ ve hattâ yeni takım var biliyorsunuz… Kurt Takımı!”

Onur birden araya girip, “Kurt Takımı mı?” diye sordu hayretle. Besbelli duyduğuna inanamıyordu.

“Kurt Takımı… Son anda av’a dahil olduğu için tek avcıyla girdi. Otomatik olarak Kurt Takımı Lideri olduğunu düşünebilirsiniz ama durum öyle değil… Doruk…” Cengaver durdu. Onur’a gözlerini dikip, “Senin tanıdığın Doruk Kuzey yani!” deyip konuşmasına devam etti. “Sadece Kurt Takımı Lideri değil aynı zamanda da Takımlar Lideri oldu!”

İkisi de şaşkınca birbirlerine baktılar. Cengaver onların şaşkınlığını görünce, “Şaşırmanız normal. Ama buna sebep sizsiniz. İki takımda lidersiz kaldı. Takımlardan birilerini seçerek kargaşaya yer vermek yerine yöneticiler Doruk’u seçtiler.” diye açıkladı. Onlar merakla dinlemeye devam ederken, “Dahasıda var!” dedi.

Onur, “Daha ne olabilir ki?” diye hayretle baktı.

“Oyunbozanlardan aldığım bilgiye göre tüm takımlara emir verdi.”

Dora gözlerini kısıp, “Ne emri?” diye sordu.

Cengaver söylemekte güçlük çekerek, “İkinizi avlama emri,” diye geveledi.

Dora ve Onur birbirlerine baktılar.

“NEE!” diye bağırdı Dora. Duyduklarına inanamıyordu.

“Kulağa inanması zor geliyor farkındayım ama, bu kesin bilgi ve sadece bu da değil! Aykırlarınızle birlikte buldukları takdirde siz ikiniz ona… Doruk’a götürüleceksiniz… Kısacası Takımlar Lideri tarafındanda ayrıca aranıyorsunuz!”

Dora sinirlenip, “Güzel! Ben de bunu istiyordum. Doruk için oradaydım. Gidip bu konuyu halledelim,” dedi ayağa fırlayıp.  Asil’i almaya odaya doğru yürüdü.

Onur önünü kesip kolundan tuttu. “Dora ne yaptığını sanıyorsun?”

“Doruk’a gidiyorum. En baştan beri bunu istiyordum. Bir oyunbozan bulsam da olur… Beni oraya götürür.”

“Aklını mı kaçırdın! Ne sanıyorsun? Doruk seninle gelecek mi?”

“O kadar kolay olmasa da iknâ ederim onu.”

“Saçmalıyorsun! İkimizde avdan çıktık! Burası açık… Ama ikimizde biliyoruz ki avdan isteğimiz doğrultusunda gerçek anlamıyla çıkamayız! Bunun karşısında olacaklar, biliyorduk! Bunun için savaşmak zorundayız. Doruk neden böyle davranıyor bunu bile bilmiyorsun. Zaten Doruk bu yüzden yanımızda değil anlamıyor musun!”

“İYİ YA ÖĞRENİRİM!” diye bağırdı.

“DORUK PEKİ? DORUK BİLDİĞİN DORUK MU HÂLÂ..! ASLA YAPAMAZSIN! BU O KADAR KOLAY DEĞİL !” diye bağırdı Onur’da.

“ANLAMIYORSUN DEĞİL Mİ? O’NSUZ OLMAZ… ORADAYKEN BURADA DURAMAM! BEKLEYEMEM… ZOR OLSA DA BİR ŞEYLER YAPABİLECEK GÜÇTEYİM!”

“ASIL SEN ANLAMIYORSUN ! DORUK YAPABİLSEYDİ ZATEN KENDİSİ GELİRDİ. YAPABİLSE BUNU ÇOKTAN YAPARDI. SAVAŞMAK GEREKTİĞİNİN O DA FARKINDA!”

Dora istemese de Onur’a hak verdi. Doruk’la ayrıldığı gün en az kendisi kadar O’un da dönmek için çaba seyredeceğini hatırladı. Derin bir nefes alıp, “Galiba haklısın. Doruk yapabilseydi zaten gelirdi. Tamam gitmeyeceğim. Savaşarak alırım onu o halde…” dedi.

“Birlikte savaşacağız!”

Birbirlerinin gözlerine baktılar. “Birlikte savaşacağız!” dediler bir ağızdan.

Cengaver onların kararlılıklarına hayran hayran bakıp, “Etkileyiciler! Tam anlamıyla takım liderleri!” dedi.

Ayşıl ikisinin samimiyetine bozulsada Dora’nın Doruk’a olan ilgisinden rahatlayıp sevecen tavırla, “Evet! İki iyi Lider,” dedi kendisini zorlayıp.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz