3. BÖLÜM

SIFIR MERKEZİ

Emsalsiz alanın iç ve dış kısımını birleştiren bağlantı yeri, Sıfır Merkezi… Alanın içinin tehlikesinden uzak, dışının tüm karanlığından azade nefes alan yaşam yeri… Şanslı bir bilet gibi imkânsız görünen, her halükârda ihtimal dahili olabilcek mutluluk gibi hayatta kalanları korumayı başaran yer, Sıfır Merkezi olarak adlandırılan girenin çıkamadığı masalsı mekân…

Ateş gibi koyu, kızıl saçlarının, su dalgası şekliyle büyüleyen güzeliğiyle, Emsalsiz Avı’nın efsanevi üç avcısından biri, tıpkı bir bulutun üzerindeymiş gibi koca bir çınar ağacının dibinde uzanmış uyuyordu. Çınar ağacının dalları Elzem’in uyuyan yüzünün üzerine şemsiye gibi açılmış, adeta onu güneşten koruyordu. Elzem’in üzerinde siyah, zırhlı avcı tulumu duruyordu. Sanki onlar için yapılan avın üzerinden hiç zaman geçmemiş gibiydi. Yüzündeki derin uyku hali onun rüyalar âleminde kaybolduğunu gösteriyodu. Dudaklarına tatlı bir tebessüm yansırken, her ne görüyorsa onu oldukça mutlu ettiği aşikardı.

Masalsı buluntuların çevrelediği gökyüzünün altında üç kişi çember olmuş birbirine sımsıkı sarılmışlardı. Kahkahalar atıp kazanmalarını haykırıyorlardı. Kafalarını havaya kaldırmış, “BİZ KAZANDIK!!!” diye sevinç nağraları atarken aynı anda zıplayıp kendilerinden geçtiler. Onların sevinç çığlıkları bulutların arasında yankılanırken, etrafta dans ederek uçuşan kuşlar onların sevincine ortak oluyordu. Öylesine büyük bir mutluluk yaşıyorlardıki sanki onlar için hiçbir şey bundan daha önemli olmazdı. Sevinçlerini yaşamaya devam ederken, arkalarından kara bir sis onlara doğru farkettirmeden sinsi sinsi yaklaşıyordu. Durumu aralarından sadece biri görebildi. Sisin üzerlerine doğru tehlikeli biçimde yaklaştığını görünce, arkadaşlarının arasından hızla fırlayıp kendisini feda edercesine sisin üzerine atladı. Hepsini boğmaya emir almış gibi görünen sis sadece birini içine alabilmişti. Kalan iki arkadaş yaşadıkları şoku atlatıp hızla sisin içine kendilerini attılar. Arkadaşlarını kurtarmak için hiç düşünmeden hareket etselerde sis genç adamla birlikte ortadan yok oldu. Yenik yüzleriyle öylece kalakalmış olan genç kadın ve adam, aynı anda karar almış gibi birbirlerine ters yönde hızla koşmaya başladı. Besbelli kaçırdıkları sisi yakalayabilecekleri umuduyla bir planları vardı.
Genç kadın koşarak dağın çevresine yaklaşırken bulutların arasında görünmez olacak kadar uzaklaşan genç adama geçici bir süre için veda etti. “SONSUZ YENİDEN KAZANANA KADAR..!”

Genç adam rüzgârı suratından sıyırarak hızla koşmaya devam ederken ondan da veda cümlesi yükseldi. “YENİDEN KAZANANA KADAR ELZEM..!”
Birbirlerinden kopup uzaklaşırken az önce sevinç çığlıkları artıkları yerde mavi bir ateş patlaması oldu.

Mutlu rüyasından patlama sesiyle uyanan Elzem, kapkara gözlerini maviliğe açtı. Yavaşça doğrulup ayağa kalktı. Etrafında dağınık hâlde duran devasa yedi kedi ırkına gözlerini çevirdi. Uyurken onu tıpkı bir muhafız gibi bekleyen devasa cüsseli kedilerini yanına çağırdı.
Siyah devasa aslan yanına gelince tüğlerini okşadı. Külrengindeki aynı iri cüsseli kaplansa ayaklarının dibine oturdu. Gümüş parıltılı vaşak ve karanlık mavi tüğlü puma yanyana durmuş, biraz uzakta hâlâ etrafın güvenliğini kontrol ediyordu. Diğer yanda da kahverengi bir leopar ve külsarısı çita ufukta birşey arar gibi gözetlemedeydi. Biraz sonra neyi bekledikleri anlaşıldı. İnci beyazı bir panter ufukta göründü. Yavaşça onlara doğru yaklaşıp diğer kedilerin yanında yerini alınca Elzem birden kızaran gökyüzüne çevirdi kafasını, derin bir nefes aldı. Kararlı ve meydan okuyan duruşuyla, “YENİDEN KAZANMAK İÇİN ARTIK SAVAŞ BAŞLIYOR!” dedi.

Kıpkırmızı gökyüzünün altında, aykırı olmadığı her hallerinden belli olan yedi kedisiyle yürüyen Elzem’in tam tersi yönde başka bir silüet belirdi. Birbirlerinden habersiz ters yönde uzaklaşıyorlardı.

4. BÖLÜM

ÜÇ’LÜ

Kıpkırmızı ateş topu gibi gökyüzünün altında genç bir adam, kısa, dalgalı, açık kahverengi saçları rüzgârda dalgalanırken, mavi gözlerinin derinliği sonsuzlukla yarışıyordu. Yakışıklı ve karizmalı duruşu, üzerinde siyah, zırhlı avcı tutumuyla Sonsuz, ağaçlarla dolu yolda tek başına yürüyordu. Az önce Elzem’in orada olduğunu biliyor muydu, yoksa herşeyden habersiz miydi anlamak imkansızdı. Sıcacık yüzündeki kocaman gülümsemesi bu defa yoktu. Derin düşüncesinde kaybolmuş, çatık kaşlı bir Sonsuz vardı. Dakikalarca yürüdükten sonra kırmızı bulutların rengini bıraktığı sahile vardı. Emsalsiz sularının maviliğiyle gökyüzünün kırmızının dansı kumsala doğru akarken, Sonsuz’un geldiğini gören bozanlar oldukları yerden bir bir çıkmaya başladı. Bazıları karanlıkların ardından görünürken bazıları sudan akışkan vücutlarıyla çıktı. Aslında onlara bozan demek doğru değildi. Önceleri için bunu söylemek belki mümkündü, ama yaşadıkları son av sonrası onların artık bambaşka yaratıklara dönüştüğü kesindi. Bozanlara göre daha canlı gibi görünselerde aslında daha çok ölüme yakın duran soğuk yüzleriyle birer korku sembollerine dönüşmüşlerdi. Sonsuz’un onları nasıl etrafında tutabildiği ise tam bir merak konusuydu.

Sonsuz ince kumsalın dibinde açık renkteki kayalıklara oturdu. Karşında ondan emir bekleyen, aralarında dişilerin de olduğu yedi yaratığa ne söylemek isteğini bakışlarıyla anlattı.
İçlerinden akışkan vücut yapısına sahip mavimsi dişi yaratık, “Biz hazırız! Ne zaman isterseniz avı başlatır, ne zaman isterseniz ava çıkarız,” dedi.

Sonsuz, “Artık beklemek istemiyorum. Yeterince güç kazanıldı. Yeni üç’lü adayı da belirlediğine göre, tam vaktidir!” dedi keskin ifadeyle.

Yaratıkların bazıları suya doğru akışkan vücutlarını birleştirerek ortadan kaybolurken, bazıları vücutlarını havayla birleştirip rüzgâra karıştı. Aralarında tanıdık bir yaratık da onlarla birlikte gitti. Sonsuz yaratıkların ardından oturduğu yerden kalkıp yürüdü. Az önce geldiği yöne bakıp, “Gerçek üç’lü kim ortaya çıkacak!” diye mırıldandı karanlık yüzle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz