5. BÖLÜM

DÖNÜŞÜM

Geceyarısı karanlığın içinde kimsenin, hatta tek bir canlının olmadığı sokakta yanmış yarasa araçı hayalet gibi ilerliyordu. Nereye varacağı belirsiz gibi görünen araçtan garip sesler gelmeye başladı. Çıkan sesler sanki can çekişen birine aitti. Her kimse güçlükle nefes alıyordu. Gitmek isteği yere bir an önce varmak için araç hızını artırdı. Bir süre sonra öylesine karanlık, kuytu bir yere doğru vardı ki, bulunduğu yeri tarif edebilmek söyle dursun, Emsalsiz’in neresi olduğunu anlamak dahi güçleşmişti. Araç rüzgârın kırbaç gibi estiği, uğultusunu tiz bir ıslık gibi kullandığı soğuk bir alanda durdu. Yanmış yarasa aracın içinden siyah paltosuyla Dipsiz indi. Bu defa başlığını kafasına geçirmemişti. Yüzü görünüyordu. Tıpkı yarasa aracı gibi o da simsiyah yanık görünüyordu. Siyah kemikli yüzünün damarları yılan gibi kıvrımlara sahipti. Dipsiz ilk defa kendini saklamıyordu. Giderek daha da güçlükle nefes alsada bunu umursamıyordu. Besbelli çok daha önem verdiği bu durum vardı. Sivri dişlerinin arasında yara bere içindeki dilini çenesine kadar uzatıp, derin derin nefes almaya çalıştı. Bu haliyle asla acıma hissi uyandırmadığı gibi, hem çok korkutucu hem de çok itici görünüyordu. Sendeleyerek yürümeye çalıştı. Birkaç metre ilerledikten sonra sert rüzgârın arasına daldı. Savrularak çılgın bir girdabın kıskacına düştü. Soluğunu kesecek kadar Dipsiz’i hırpalayan girdap, onu siyah görünmez bir çemberin içine attı. Dipsiz yuvarlanarak sisin ortasına düştü. Yavaşça doğrularak ayağa kalktı. İnce kemikli parmaklarıyla yüzüne dokundu. Sivri tırnakları damarlarına değdiğinde yılan gibi hareket etti. İyi olduğundan emin olunca birkaç adım ilerleyip durdu.

Dipsiz’den habersiz orada iki kişi daha vardı. Karanlığın içinde birbirinden habersiz genç bir adam ve kadın vardı. Üç kişi aynı anda karanlığın perdelediği mekanda birbirine fazlasıyla yakındı.

Elzem diğerlerine yakın hâlde sürüsüyle oradaydı. Sürüsü, arkasında onu olabilcek saldırılardan korumaya hazırdı. Elzem’in vericeği bir işaretle de ava…

Sonsuz’sa Emsalsiz’de daha önce hiç görülmemiş türdeki yaratıklarıyla savaş komutanı gibi oradaydı. Vereceği bir emirle her yanı alt üst edebilecek güçteki ekibi onun ağzının içinde bakıyordu.

Dipsiz, Elzem ve Sonsuz’un kendisine yakın olduğundan habersiz etrafını kolluyordu.

Üç ayrı nefes birbirinden habersiz ve bir o kadar yakın, nefretle karışık avlanma isteğiyle tam bir avcı konumundaydı. Onlar avcı olmanın güdüsüyle orada olsalarda, aslında biraz sonra yaşanacaklar gerçek sebebin çok başka olduğunu gösterecekti.

Elzem, Sonsuz ve Dipsiz sözleşmiş gibi aynı anda birbirlerine doğru birer adım atınca siyah bir bulut kırbaç gibi ortalarında dönmeye başladı. Bulut, aniden üçünün arasında hem bir perde hem de yaklaşmarını engellenen bir bariyere dönüştü. Yeni bir girdap oluşurken Dipsiz dayanılmaz ağrıları yüzünden artık haykırmaya başlamıştı. Çıkan girdap ne kadar baskın olsa da Dipsiz’in sesini bastırmaya yetmedi. Elzem ve Sonsuz irkilip Dipsiz’in varlığından haberdar oldular. O anda işler değişti. Elzem ve Sonsuz Dipsiz’in varlığıyla birlikte kuşkuya kapıldılar.

Elzem birden kaskatı kesildi. Bir nefes, bir ses aradı. Duymak istediği ses ise onu çok bekletmedi.

“Elzem, burada mısın? Nefesini duyuyorum. Soluk alışın çok yakınlarda olduğunu söylüyor. Lütfen ses ver,” dedi Sonsuz. Sisin içinde Elzem’i aradı.

Elzem uzun zamandır duymak istediği, ama asla cesaretini toplanmadığı, Sonsuz’u duyunca içinde kocaman bir umut yeşerdi. Sisin içinde Sonsuz’u bulmaya çalıştı. “Sonsuz! Gerçekten buradasın. Yaşıyorsun.”

“Elzem! Senin yaşadığından hiç şüphem olmadı. Bu sayede ben de hayattayım.”

“Dipsiz yakınlarda.”

“Savaşı başlatmak için döndü.”

“Bizi geri ava çekmek istiyor olabilir.”

“Bunu istediğinden emin değilim. Ama yine de sadece isteği yetmez.”

“Tuzaklı planlarını uygulamak için burada olabilir. Tabi en güçlü ihtimal bizi tamamen yok etmek içindir. Yarım bıraktığını tamamlamak istiyordur.”

“Bana kalırsa yeni üç’lü hazır olabilir.”

“Buna izin vermem! Üç’lüyü oluşturmasına izin vermem!”

“Asla! Buna ben de izin vermem!”

“O hâlde artık çıkacak mıyız?”

“Şimdi değil!”

“Dönüşüm olmadan olmaz.”

“Dipsiz dönüşüme geldi!”

“Çıkmamız lazım! Son ve tek şansımız.”

“Dipsiz dönüşümü bizsiz yapamaz! Bizden faydalanıp amacına ulaşamak isteyecektir.”

“O zaman biz ondan faydalanalım!”

“Bu şartlarda savaş bizi bekliyor demektir Elzem!”

“Savaşalım o hâlde!”

Elzem ve Sonsuz aynı anda karanlığın içine mavi ışık saçan kılıçlarını çıkardı. İkisi de bir ağızdan, “DİPSİZZZZ” diye bağırdılar.

Dipsiz bunu bekliyor gibi acılarından sıyrılıp kin dolu sesiyle, “Ben de bunu duymak istiyordum,” dedi. Yere vurduğu upuzun siyah sopayı etrafında çember gibi çevirdi. Oluşturduğu girdap üçünü içine alıp yanmış ağaçların karanlık iskeletleriyle dolu bir alana savurdu. Alanın karanlığına savrularak düşen sadece Dipsiz, Elzem ve Sonsuz olmadı. Aynı zamanda sürü ve yaratıklar da peşi sıra onlarla geldi.

Dipsiz yere vurduğu sopasıyla acı çığlıklarla düştü. Elzem sürüsü etrafında, kılıcı elinde asa gibi kullanıp ayaktaydı. Sonsuz’sa yedi yaratığı ardına almış, mavi kılıcının ışığı gülen yüzüne vurmuştu. Dimdik ayakta şahlanarak ata dönüşmüş yaratıklarından birinin önünde duruyordu.

O sırada Dipsiz inleyerek ayağa kalktı. Yere tükürüp Elzem ve Sonsuz’a baktı. Onları uzun zamandır görmediği için ne kadar mutluysa, şimdi karşında sapasağlam görmenin tiksintisini yaşıyordu.

Sonsuz yüzünde ışıl ışıl bir mutluluk, “Eski savaşçıları görmek seni ne kadar mutlu ediyor Dipsiz,” diye alay etti.

“Yerimizi doldurmaya çalışma Dipsiz, bu savaş bize ait!” dedi Elzem her kelimeyi vurgulayarak.

Dipsiz Elzem’in ne kastettiğini anlamıştı. Acı acı güldü. “Onlardan haberiniz var demek! Emsalsiz Alan bile haber almanıza engel olamamış. Ya da Sıfır Merkezi’nde olmanın avantajını mı kullandınız demeliyim?”

“Bunu söylememizi beklemiyor olamazsın Dipsiz,” dedi Sonsuz. Kılıcını önemsiz bir dal parçası gibi sallayarak.

“Bana sorarsan havasız kalmaktan çürümüş olan beyninin son kalıntıları ile böyle düşünüyor,” dedi Elzem birkaç adım yürüyerek.

“Yeni bir üç’lü tedarik ettiğimin ne kadar doğruysa, sizin gibi onları da yok edip kendi üç’lümü kazanan yapacağım da o kadar kesin!” dedi alayı yüzle.

“Bizi yok ettiğine, bir daha buradan çıkamayacağımıza kendini inandırdın anlaşılan, ne yazık!” dedi Sonsuz gözlerini kısıp.

“Sıfır Merkezi’nde de olanınız Emsalsiz Alan’nın içinde sayılırsınız. Çıkmanız imkansız!”

“Sen girebilmenin yolunu bulabiliyorsan belki biz de çıkmanın yolunu bulabiliriz!”dedi Elzem. Dipsiz’i korkutmak ya da şüpheye düşürmek için söylemedi. Az sonra olacaklara hazırlıklı olmasını istiyordu.

“Buraya girebilmek için yaşayan ölüye dünüştüm. Siz bunu asla göze alamazsınız!”diye tısladı.

“Tam olarak dönüşmedin Dipsiz. Buraya dönüşümünü tamamlamak için geldin,” dedi Sonsuz kararlılıkla.

“Evet! Ve birazdan bunu yaptıktan sonra geri dönmemek üzere gideceğim. Üzülmeyin yanınıza yenilerini gönderirim!” diyerek alaylı bir kahkaha attı.

“Üzgünüm Dipsiz. Ama son gülen biz olacağız. Bugün bu alanda birden fazla dönüşüm olacak!” dedi Elzem.

“Ne saçmalıyorsun sen?”

“Bu soruyu ben cevaplamak istiyorum,” dedi Sonsuz keyifle. Kılıcını sallayarak yürüdü. Önce Elzem’e bakış attı, sonra yaratıklarını süzdü. Dipsiz’e dönüp, “Biz de dönüşmeye karar verdik!” dedi.

Dipsiz kendini tutamayıp kahkaha atamaya devam etti. O kadar abartılı yaptı ki bunu öksürme tuttu. Kendini toparlayıp sinsi sinsi gülmeye devam etti. “Siz ikiniz düzenbozana mı dönüşeceksiniz? Buna inanmamı asla beklemeyin.”

“Tam olarak değil. Ama daha önce şunu açıklığa kavuşturalım. Senin, yani bir yöneticinin kendisini düzenbozana dönüştürdüğünü öğrenirlerse neler olacağı çok açık! Bedeli çok ağır Dipsiz,” dedi Sonsuz kaşları çatık.

“Bu benim problemim! Siz ise buna cesaret edemeyecek korkaklarsınız!” diye tısladı yine.

“Düzenbozana dönüşüp yaratık olmak ancak senin gibi küçük zavallıların işi!” dedi Elzem. Sonsuz’a dönüp güldü. Dipsiz’e kararlı yüzünü çevirip, “Sonsuz ve benim planlarım çok başka… Bu alanda yok olduk..! Ve bu yüzden yine bu alanda, yeniden doğmayı düşündük!” dedi karanlık bakışlarla.

Dipsiz birden çıldırdı. Elzem’in neyi kastettiğini onun cesaretinden hemen anladı. Öfkeden kızarmış gözlerinden ateşler çıkıyordu. Kendini güç bela tutmaya çalışıp sessiz ama net sesle, “Rebornlar!” kelimesi isteksizce dudaklarından döküldü.

Elzem ve Sonsuz, “Doğru tahmin!” dediler bir ağızdan. Oldukça mutlu görünüyorlardı.

“Bunu yapmanıza asla izin vermeyeceğim!” diye tısladı. Vücudunun her zerresinde meydan okuma vardı.

Onlar konuşurken karanlığının içinden homurdanarak bir fırtına üzerlerine doğru geliyordu. Üçüde bunu fark ederken Elzem Dipsiz’e meydan okuyarak, “Gücün yetiyorsa dene!” dedi.

Elzem, Sonsuz ve Dipsiz fırtınayı peşlerine takıp çılgın bir kovalamayacayı başlattılar. Dipsiz kalan tüm gücünü kullanırken, diğerlerinin bunun için hazırlandıkları sağladıkları üstünlüklerinden kolayca anlaşılıyordu. Elzem, sürüsü ardında koşarken Sonsuz yaratıklarını etrafına dağıtmış, komutan edasıyla ilerliyordu. Hepsi de nereye gideceğini, hedeflerinin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Onlar hızla ilerlemeye devam ederken fırtına giderek yaklaşıyordu.

Sonsuz alaycı ifadeyle, “Dipsiz yarım düzenbozan halinle çok yorma kendini, birazdan seni yutacağı aşikar bir girdaba hazırla kendini,” diye seslendi.

“O girdap sizin için… Birazdan buradan dönüşümlü olarak tamamen ayrılırken, zaten sizi ölmüş sanan Emsalsiz son çırpınışlarınızdan haberdar bile olamayacak,” dedi keyifle.

Elzem sinsi bir hayalet gibi üzerlerine iyiden iyiye yaklaşan fırtınaya karşı önlem aldı. “ÇETREFİL,” diye bağırdı.

Siyah aslan sürünün arasından hızla sıyrılıp koşarak Elzem’in yanına sokuldu. Elzem kovalamacaya ara vermeden Çetrefil’in üzerine atladı. Bu hamlesiyle en önde yerini alırken Sonsuz’dan da benzer atak peşi sıra geldi.

Sonsuz, “ŞİMDİ!” diye haykırıp emir vermesiyle, az önce yarattığa dönüşmüş at tekrar ortaya çıktı. Bu defa akışkan vücudu daha sert bir maviyken, yeleleri ve kuyruğu yanan bir meşaleden farksızdı. Sonsuz, atın yelelerinden tutunup kolayca bindi. Elzem’e yetişip Dipsiz’i geride bırakmış olmanın mutluluğuyla sevinç çığlıkları attı.

Dipsiz geride kalmasını bir kenara bırakıp peşlerindeki fırtınayı avantaja çevirmek için yol arasa da bulamadı. Son çare Elzem ve Sonsuz’u yavaşlatmaktı. Paltosuna sakladığı Elzem ve Sonsuz’un kılıcının aynısını çıkardı. BU KOVALAMACA FAZLA UZADI,” diye bağırıp kılıcı yapabildiği en uzak noktaya, ileriye doğru ok gibi fırlattı. Kılıç mavi ışlıklar saçarak Elzem ve Sonsuz’u sıyırıp siyah devasa kayalara sapladı.

Elzem beklemediği durum karşında hızlı hareket etti. Çetrefil’in hızını kesmeden kendi kılıcını Dipsiz’in kılıcının üzerine fırlatıp sapladı. Yarım saniye dahi Elzem bunun sevincini yaşayamadan aynı yere Sonsuz’un kılıcı sapladı.

Sonsuz atının üzerinde havalı biçimde, “Güzel atıştı,” dedi.

“Daha hızlı,” dedi Elzem, Dipsiz’den önce oraya varmak için elinden geleni yaptı.

İkili oraya yaklaşırken Dipsiz’in kendi aracını fırtınanın içinden çıkıverdi. Sadık bir köpek gibi sahibinin peşinden gelip ihtiyacı olduğu anda oradaydı. Dipsiz hemen aracına binip diğerlerine yetişti. Kayalıklara varır varmaz hepsi koşarak kılıçlara ulaştı. Elzem ilk ulaşmanın avantajını Sonsuz’la paylaştı. Onu bekleyip aynı anda, kılıçların saplandığı elektirik mavisi taşla birlikte kabzalarından tutup çıkardılar. Sonsuz Dipsiz’in kılıcını çekip yere fırlattı. Elzem ile birlikte, “REBORN AVCILAR OLARAK AVA DÖNÜYORUZ!” diye etrafı inletirken ters yönlerde kılıçlarını savurup taşı ikiye böldüler. Etraf mavi bir fırtınaya tutulurken Dipsiz haykırarak, “GERİ DÖNMENİZE ASLA İZİN VERMEM!” dedi haykırarak yerden kılıcını aldı. Fırtınanın içinde savrulup duran ikiye bölünen kayanın dökülen kırıntılarını parçaladı. Diğer fırtına kayanın parçalanmasıyla bitmiş, yerini yenisine bırakmıştı. Mavi fırtına tüm kuvvetini gösteremeye devam ederken Dipsiz’i de içine aldı. Hem keyifli hem de acı dolu haykırışlar yükseldi. “SİZ İKİNİZ, ASLA REBORNA DÖNÜŞEMEYECEKSİNİZ! AMA BEN ARTIK BİR DÜZENBOZANIM!”

Dipsiz mavi ışıkların kör edercesine yükseldiği fırtınada kaybolurken, Elzem ve Sonsuz Dipsiz’in düşürdüğü kılıçla orada kaldılar.

BÖLÜM 6.

KANLI PANO

Kırmızı, ince bulutların çevrelediği masalsı alanın içinde iki avcı, Emzem ve Sonsuz dimdik ayakta karşı karşıyaydı. Rüzgârın taşıdığı kemanın sesi, cılız bir ağacın, seyrek yapraklarının dansının eşlik etmesiyle bambaşka bir müziğe büründü. Az önce yaşanan kaos ancak bu kadar terse dönebilirdi.

Elzem savrulan saçlarının arasına sakladığı gözlerindeki öfkeyle Sonsuz’u seyretti. Sonsuz mavi gözlerinin ardındaki kızgınlığıyla çatık kaşlarının ardından Elzem’e baktı. Konuşmadan duydukları, yaşadıkları hisleri ve asla pes etmeyeceklerini birbirine uzun uzun anlattılar. Ellerinde parıldayan kılıçları ve yerde duran Dipsiz’in kılıcıyla beraber birkaç saniye öylece duruldular. Birbirlerine başlarıylara onay verip gözleriyle başlama düdüğünü çaldılar. Aynı anda, “GERİ DÖNÜŞÜMÜZÜ KİMSE ENGELLEYEMEZ!” diye çığlık çığlığa haykırdılar.

Sonsuz yerde duran Dipsiz’in kılıcını alıp havaya doğru savurdu. Elzem ile aynı anda kendi kılıçlarını havaya kaldırıp yere düşmeden Dipsiz’in kılıcını ikiye böldüler. Gözleri kör edercesine mavi ışık yine orataya çıkarken Dipsiz’in ikiye bölünmüş kılıcı küle döndü. Etraf savrulan küllerle çılgın bir fırtınaya sahne oldu. Girdap oluşturacak kadar kuvvetli esmeye başlayınca Elzem ve Sonsuz ayakta durmakta güçlük çekti. Dizlerinin üzerine çöküp savrulmamaya çalıştılar. Birbirine tutunarak çıkan fırtınanın dinmesini beklerken girdap sonunda herşeyi içine alıp yuttu.

Emsasiz’in Kalbi sakin günlerinden birini yaşıyordu. İnsanlar sokaklarda huzurlu biçimde gezerken fazlasıyla sıkıcı günün birkaç saniye sonra adrenalinin merkezi haline dönüşeceğini kim bilebilirdi ki..!

Açık hava hızla saniyeler içinde karanlığa bürürdü. Savrularak ilerleyen rüzgâr binaların arasında gezdi. Binalar ekrana dönerken kararmış yüzlerinde çatırdamalar başladı. Ekranlar kalın bir camın kırılması gibi bir bir çalıyordu. Emsalsiz suları taşmaya başladı. Dalgalanarak şehri çevreledi. Herkes korkuyla onları neyin beklediğini bulmaya çalıştı. Dalgalanan sulardan devasa yansımalar sokaklara dağıldı. Her biri mavi akışkan vücutları ile tıpkı bir hayalet gibi süzülmeye başladı. Biraz sonra meydanlarda başka yansımalar onlara eşlik etti. Bu defadakiler yine devasa olsa da gelenler fazla gelişmiş kedilerdi. Hepsi de Elzem’in sürüsüne aitti. Hayalet gibi yaratıklar da Sonsuz’un emrinde olanlardı. Siyah aslan caddelerde korku figürü gibi kükreyerek dolaşırken sürünün kalanları insanları daha çok korkutmak ister gibi, koşarak onların üzerine dalıyor, mavi bulut gibi içlerinden geçiyorlardı. Sonsuz’un yarattıkları süzülerek dalgaları yönetip şehrin giriş ve çıkışını kapatmıştı. Herkesin görmesini istedikleri şeyleri öğrenene kadar geçici bir karantina uyguluyorlardı. Ekranların kırılması yerini kanlı panoya bıraktı. Çatlamış ekranlarda kanla yazılmış iki isim yanmaya başladı. Giderek büyüyüp meşale gibi etrafı aydınlatmaya başladı. İnsanlar isimleri okur okumaz maç da gol atmış takımın taraftarları gibi sevinç çığlıkları attılar. Korkuları saniyeden daha kısa sürede silinmiş, yerini büyük bir mutluluğa bırakmıştı. Islıklar, tezahüratlar iki isim içindi.

Kanlı pano da yanan isimler, Reborn Elzem Erk ve Reborn Sonsuz Son. İki ayrı reborn takım. Elzem’in sürüsü ve Sonsuz’un akışkan yarattıkları da artık birer reborn olarak panoya işlemişti.

Tüm olanları Yöneticiler Binası’nın penceresinden korku ve endişeli gözlerle izleyen Okyanus Hanım, Zafer ve Galip Bey durumdan oldukça korkmuş görünüyordu.

Okyanus Hanım masanın etrafında dolanıp durdu. “Bu olabilir mi? Geri dönebilirler mi?”

Zafer Bey endişeyle, “Daha önemli soruyu atılıyorsun Okyanus,” dedi.

“Hangi soruyu?”

“Hangisi olacak Okyanus, yaşıyorlar mı?” dedi Galip Bey.

“Daha da önemlisi Dipsiz!” dedi Zafer Bey

“Ve tabi ki olabilecek savaş ihtimali.”

“İhtimal mi? Seni fazla iyimser buldum Galip..! Düpedüz bunu yaşayacağız!”

“İkinizde felaket senaryolarını bırakın! Öncelik olarak iki tarafı da aynı anda avdan uzak tutabilelim yeter!”

“Dipsiz onları istemez! Bunu için elinden geleni yapar. Onlar da Dipsiz için dönüyorlar.” dedi Galip Bey.

“O hâlde geriye tek seçenek kalıyor.”

“Ne seçeneği Zafer?”

“Tabi ki Dipsiz’e yardım seçeneği. İstemeye istemeye yardım edeceğiz.”

“Bizimle aynı fikirde misin Okyanus?”

“Açıkçası bunun mantıklı bir fikir olduğu konusunda emin değilim. Yaşayıp göreceğiz.” dedi. Konuyu kapatmadan odadan ayrıldı.

Zafer ve Galip Bey birbirlerine dönüp baktı. Okyanus Hanım’ın aynı fikirde olmadığından emindiler. Bunun işe yaramayacağından da bir o kadar emin olmak oradan ayrıldılar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz