14 BÖLÜM

 

KÖTÜ SÜRPRİZ

 

Konser alanında bir anda her şey birbirine karışmıştı. Sahnede üç takım avcıları, aykırılarıyla her yanı doldurmuş alanı baştan aşağı süzüyorlardı.

Konser alanının önünde oyunbozanlar, ezberbozanlar iç içe karışmış alanda, kargaşa yaşıyor, müzik çoktan susmuş, tam bir savaş alanına dönüşmüştü mekan. Havada uçuşan bardaklar, bozanların birbirine fırlattıkları sandalyeler, masalar, kırılıp parçalanmış savrulmuş hâlde yerlere saçılmıştı.

Avcıların sahnede olduğunu nihayet gören bozanlar, durumu biraz geç de olsa farkedebilmişti.

Dora, Onur’u çağırmakta kullandığı yöntemle avcılar Emsalsiz’in Kalbi’nden Safir Şehir’e gelmişlerdi.

Aykırılar yorgun düştüğünden, sahnede kadar kaldılar. Seçkin aykırısından inip, onları geç fark eden bozanlara delici bakışlar fırlatırken, onlar çoktan suspus olmuştu.

Gergin ve korku dolu sessizliğin içindeki bozanlar, merakla avcılardan gelecek emiri beklerken Seçkin’den sonra diğer avcılarda aykırılarından indi.

“Nerede? Hani nerede o iki lider bozuntusu?” diye tısladı Seçkin.

Dora ve diğerleri daha konser alanına girerken, onlara gözerini diken bozan Seçkin’in yanına geldi.

“Efendim onlar buraya gelir gelmez yöneticilere ve Takımlar Lideri Doruk Kuzey’e haber verdim! O”nun emriyle arandıkları için olabildiğince hızlı davrandım… Ama biraz önce gittiler!”dedi mahçup sesle ellerini ovuşturarak. “Takımlar Lideri nerede? Durumu kendim açıklamak ve tanışmak isterim! Bir Emsalsiz adayıyla tanışmak onurdur benim için!” dedi hevesle.

Doruk’a olan hayranlığını açıkça ortaya koyan ezberbozanın sözlerine sinirlenen Seçkin kıskançlıkla, “Çekil önümden beceriksiz! Daha erken haber verseydin yakalamıştık onları..!” diye ezberbozanı dirseğiyle itip kenara attı.

Öfkeyle ve hırs dolu bakışlarını her yana çevirip, oradan oraya döndü.

“Hadi peşlerinden gidip avlayalım!” dedi Korhan. Durumun rahatsız edici havası bir yana kendi takımına emir verir gibiydi.

“Aykırılar yorgun… Bir arayışı, avı ya da kovalamacaya dahil olamayacak kadar…” dedi Damla.

Seçkin hâlâ deli gibi etrafa bakarak, İKİ LİDER BOZUNTUSUNUN GİTMESİNE, DAHA FAZLA UZAKLAŞMASINA, SEYİRCİ KALMAYACAĞIM! ONLARIN PEŞİNDEN GİDİYORUZ!” diye bağırdı diğerlerine.

Korhan onu onaylar gibi kendi takımına döndü, “HADİİİ PEŞLERİNDEN GİDİYORUZ..!” diye bağırdı.

Gitmek için sahneden inmeye hazırlanan avcıların önüne Yaman hemen geçip durdurdu.

“HEEYYY!!! SİZ İKİNİZ NE HALT ETTİĞİNİZİ SANIYORSUNUZ?” diye bağırdı. Seçkin’e gözerini dikti, “SEN SADECE KENDİ TAKIMINA LİDERSİN!” dedi. Korhan’a baktı. “SEN DE LİDER DEĞİLSİN! BENİM GİBİ SADECE BİR AVCISIN… LİDER DEĞİLİZ..!” Diğerlerine öfkeyle, “Beni dinleyin! Buraya takımlar liderleri emriyle geldik! Emirde onları burada bulmamız halinde, asla zarar vermeden götürmeniz söylendi… İkisi de burada yok! Peşlerinden gitmek ya da zarar vermek kesinlikle yasak! Avlanmak gibi bir çılgınlığıda unuttun! Doruk Kuzey açıkça dile getirdi, kimsenin onun sözünün üzerine söz ya da hareket etme karar verme şansı yok..! O yüzden, bulamadığımıza göre, buradan geldiğimiz gibi gidiyoruz!” diye tartışmaya yer vermez tavırla anlattı.

Seçkin bunu kabul etmek istemesede, sözünün dinlenmeyeceğininde farkında olarak, “Bana bakın, bozanlarımı yollarsınız, ne halt ederseniz edin, bulun o iki av kaçkınını!” diye tısladı yanındaki ezberbozana.

Yaman itiraz için araya girecekken, ezberbozan, “Ben sadece yöneticiler ve takımlar liderinden emir alırım ve böyle bir durumda ne olacağına yine onlar karar verir!” dedi yere bakarak.

“Seçkin hadi artık, Doruk bu yaptığını duyarsa liderliğin bile tehlikeye girer!” diye uyardı Yaman.

“Benim liderliğimi almaya kimsenin gücü yetmez!” diye tısladı.

Yaman tüm avcılar’a bağırdı. “HADİ!!! AYKIRILARA!”

O anda konser sahnesinde çılgınca elektrik mavisi ışıklar patlayarak, takımlar geldiği gibi oradan ayrıldı. Bozanlarda kavgaya hiç ara vermemiş gibi, kavgaya kaldıkları yerden devam etti.

Seçkin’in tiksinerek baktığı ezberbozan, sahnede tek kalınca, hemen sahnenin uzağında duran oyunbozanı çağırdı. “Doruk Kuzey… Aranan iki lideri asla zarar görmeden bulup, nerede olduklarını ona bildirin!” diye emir verdi gizemli sesle.

“Bir ekip kovalıyorlar efendim! Bulmaları an meselesi!”

“Güzel!”

Gecenin senin rüzgarında, peşlerine takılan bozanlarla Asil, Gölge, Ayşıl, Cengaver ve Cengaver’in sürükleyerek kaçırdığı ezberbozanla birlikte sallana, sallana, çarpa, çarpa boş bir arazide çılgınca ilerliyordu.

Peşlerindeki beş bozandan kurtulmaya çalışırken, çılgın kovalamaca Safir Şehir’de yankılanıyordu.

“Hey! Bozulma dostum! Seni almak zorundaydım… Yoksa onca riski boşuna almış olurduk!” dedi Cengaver bozana eğilip bakarak.

Ezberbozan halinden hiç de memnun gibi durmuyordu. Sağa sola çarpıp, yaprak gibi savrulan bozanın halini gören Ayşıl, ona acıyarak baktı. “Ahh!! Yazık..! Bayılmış sanki!” dedi.

“Onu açıyor olamazsın..! O yaşayan bir şey değil!” dedi Cengaver yüzünü buruşturarak.

“Ne olursa olsun… Ben merhametli biriyim!”

“Bana karşı hiç görmedim… Sadece Onur’a kibarsın!” dedi. İmalı bir bakış attı.

“Kes sesini Cengaver..! Ve sıkı tutun! Düşeceksin!” diye azarladı Onur’un anlamasına engel olmak için, konuyu değiştirdi hemen.

“Asla düşmem!”

Kovalamaca tozlu arazide rüzgarın uğultusu, bozanların kükremesine karışıp devam ediyordu.

Dora arkasına dönüp bozanları kontrol etti.

“Onlardan bir şekilde kurtulmalıyız.”

Onur, onların kana susamış halelerinden endişelenip, “Bir plan lazım bize!” dedi bişiyler düşünmeye çalışarak.

“İleride köprü var.. Oradan onları suya atıp, evlerin aralarında izimizi kaybettirebiliriz.”

“İzlemesi kaybetme şansımız yüksek! Deneyelim!”

“O zaman önce yoralım ne dersin?”

“Güzel fikir!”

Dora Asi’yle hızla öne geçerken, Onur da Cengaver’le ayrıldı.

“Fazla sarsılabilirsin! Cengaver sıkı tutun!” diye uyardı Onur.

“Tamam dostum! Ben iyiyim!”

O anda Gölge güçlü bir ters takla attı. Oyunbozanlar ve ezberbozanlardan oluşan ekip anlık bir kafa karşılığı yaşadı.

Bozanlar Onur’un ve Dora’nın peşinde sağlı sollu ilerleyerek onların izini kaybetmemeye uğraştı.

Aralarından bir ezberbozan Gölge’ye yetiştiğini sanarken, Gölge ezberbozanı boynundan yakaladığı gibi savurdu.

Asil biraz önde sağlı sollu ilerlemeye devam etti. Yanına ilk yaklaşan oyunbazanı iterek savurdu. Ters taklayla diğeri gibi yaklaşan ezberbozanı tozlu yola yuvarladı.

Ayşıl Asil’e tutunmakta zorlanırken Cengaver duruma çoktan adapte olmuş, artık tadını çıkarıyordu. Çuval gibi Gölge’nin üzerinde zıplıyor, kolundan tutuğu bozanı uçurtma gibi kullanmaya başlamıştı. Onu o kadar çok salladı ki sonunda kendi midesi bulandı.

“Midem bulanıyor! Kusacağım sanırım,” dedi.

Peşlerindeki oyunbozanlardan biri tam Gölge’yi yakalamak üzereyken, Cengaver üzerine şelale gibi kusunca oyunbozan, üzerine kızgın yağ dökülmüş gibi haykırdı. Başından aşığı her yanı balçığa bulanmış gibiydi. Önünü görmek için gözlerini silmeye çalışırken dengesini kaydedip yuvarlandı.

Cengaver kahkaha attı.

“Kusarak gebertirim seni! Gerizekalı!” diye bağırdı zafer kazanmış komutan gibi. Sürüklediği ezberbozana bakıp, “Hey! Sen de istermisin?” diye sırıttı.

Ayşıl tiksinerek baktı. “İğrençsin Cengaver..! İğrençsin!”

“Biraz daha böyle sallanmaya devam edersem tekrar kusabilirim.”

“Kes şu iğrençliği!”

“Tamam… Tamam… Kızma bebeğim,” dedi sırıtarak.

Asil ve Gölge hızla köprüye ilerlerken oyunbozan ve ezberbozanlar tekrar biraraya toplanıp, peşlerinden gelmeye devam ettiler.

Bu defa da Asil ve Gölge karşılıklı manevra yaparak onların birbirlerine çarparak savrulmasını sağladı. İkisi de o kadar hızlı ve tehlikeli ilerliyordu ki Ayşıl ve Cengaver tutulmakta artık iyiden iyiye güçlük çekiyordu. Cengaver sürükleyerek götürdüğü bozanla birlikte, iki kat zorlanıyordu.

Sallamaktan ve çalkalanmaktan bıkmış olan Cengaver, “Dora! Seni tanıdığım güne lanet ettiğimi söylemiş miydim?”

“Hissettiyorsun!” diye sırıttı.

Köprüye yaklaşırken Dora ve Onur daha da hazırlandılar.

Onur, ” Köprüde onları atlatırsak şansımız yükselir!” dedi.

“O hâlde daha güçlü manevra yapalım!”

“Hey, hey! Biz de buradayız!” diye bağırdı Cengaver.

“SIKI TUTUNUN!!!” diye bağırdı Dora.

Beyaz, oymalı taşlı köprüden rüzgar gibi geçerken onları yakalamaya hevesli iki bozanı, hışımla tutup suya savurdu.

Arkadan Gölge’yi yakalamaya çalışan bozan, Gölge’nin pençe saldırısıyla savrulup suya atılması bir oldu.

İki aykırı hızla köprünün sonuna yaklaşırken onların tam arkasında takipte olan iki bozanı sürükleyerek onları suya atlamaya zorladılar. Bozanlar kurtulamayacaklarını anlayınca, şişeden fırlamış tıpa gibi öne doğru fırladılar.

O anda Asil ve Gölge kaleye sert bir topuk hareketiyle gol atan futbolcu gibi onlara tekmeleyip suya attılar.

“Tam isabet! Hey dostum su soğuk mu? İyi geceler bozanlar… Bu arada bozanlara soğuk su iyi gelir… Hastalıklar için birebir… Tadını çıkarın gençler!” diye Cengaver sevinçle dalga geçti.

Suda öfkeyle çırpınan bozanlar haykırarak yenilgiyi kabul etti.

Rüzgar gibi köprüden çıkan iki aykırı, tek katlı, geniş bahçeli, büyük evlerin arasında kayboldu.

Evlerin arasındaki yolda yavaşlayıp, adeta terkedilmiş gibi görünen, kimsenin olmadığı sokakta aykırılığından indiler.

Dora ve Onur, Cengaver ve Ayşıl’ın iyi olup olmadıklarını sordu.

“Harikayım dostum!” dedi Cengaver. “Müthiş bir maçtı!” diye dalga geçerken ezberbozan işaret etti. Hâlâ bir kolundan tutuyordu. Patlak balon gibi kaldırıp, Bu işimize yarar mı artık emin değilim!!!” dedi.

Ayşıl acıyan gözlerle baktı. “Yazık! Her yanı tartaklayanmış gibi zavallının!”

Onur etrafa baktı. “Buralarda saklanabileceğimiz bir yerler olmalı!”

Dora Cengaver’e dönüp, “Buralarda boş bir ev bulabilir miyiz? Saklamamız lazım! Şu şey hâlâ işe yarar mı? yaramaz mı öğrenelim,” dedi Cengaver’in elinde tutuğu bozanı işaret edip.

“Ben de olmasam siz iki lider ne yapardınız bilmem!” diye Cengaver kendiyle övünerek.

Ayşıl yine tiksinerek bakarak, “Muhtemelen daha az başlarına bela gelirdi,” dedi.

“Sen kendine bak!”

“Hey hey hey! Şimdi kavganın sırası değil!” diye araya girdi Onur.

Ayşıl Onur’dan etkilediğini saklamaya çalışsa da iyice belli ederek, “Onur’un hatırı için susacağım!” dedi.

Cengaver sırıtarak tam laf sokacaktı ki Dora araya girdi. “Cengaver hadi artık! Bir fikrin var mı söyle!” dedi.

“Tabii ki var! Boş bir ev biliyorum ve evin çok yakınındayız!”

“Nerede? Söyle hadi!”

“Önce Ayşıl benden özür dilesin!”

“CENGAVER HEMEN EVİ GÖSTER!” diye bağırdı Dora.

Cengaver bozulup, “Bana bağırmayı huy edindin! Doruk bana hiç bağırmazdı,” dedi azarlanmış çocuk gibi gözlerini geri çevirerek.

Onur etrafa dikkatlice bakarken, sudan çıkmış olan oyunbozanların tekrar toplanıp onlara doğru yaklaşımlarını duydu.

“Bozanlar! Geliyorlar! Her an burada olabilirler! Çabuk! Hemen bir yer bulalım,” dedi fısıltıyla.

Cengaver hemen arkasındaki evi göstererek, “İşte bu ev! Çok yakın olduğumuzu söylemiştim size!”

Dora, onun böyle uzatarak evi geç söylemesine sinirlenerek bakınca Cengaver çocuk gibi yere baktı tekrar.

Terkedilmiş gibi duran evin kapısına doğru ilerlediler. Çitlerle çevrili bahçesinden içeri girip sessizce yürüdüler.

Bozanlar etrafta homurdanarak, “Bulun hadi şunları! Çabuk olun,” diye bağırıyorlardı.

Evin yan duvarlarından saklanarak ilerleyen Dora ve diğerleri, eve fark edilmeden girebilmek için sessiz ve yavaş adımlarla yürüdüler. Cengaver zaten ses çıkarmayacak kadar sarsılmış bozanı paspas gibi sürükleyerek en arkadan yürüyordu. Birkaç adımdan sonra evin kapısında durdular.

“İşte burası!” dedi Cengaver eve bakıp. “Burası bana iş için gelen ve asla kullanmadığı evi olan bir müşterime ait. Hadi gidelim!” dedi kısık sesle.

“Güvenilir mi peki?” diye sordu Ayşıl şüpheci gözlerle.

“Şu an bunları düşünecek durumda değiliz,” dedi Dora kapıya yürüyüp.

Kapıyı açıp hızla içeri girdiler. Karanlık evin girişinde birbirlerine baktılar.

 

 

BÖLÜM 15

 

BEYAZ EV

 

İki katlı, geniş tavanlı evin girişinden üst katına çıktılar. Merdivenlerin karşısındaki beyaz kapıyı açıp içeri girdiler. Oldukça büyük odada fazla eşya yoktu. Küçük bir koltuk, birkaç sandalye ve masadan ibaretti tüm eşyalar.

Onur etrafı incelerken, “Arkadaşın eşya sevmiyor anlaşılan!” dedi.

“Evet! Burada kalmıyor. Burası çoğunlukla yılın altı ayınıdan fazla boş kalıyor,” dedi Cengaver. O da etrafa bakıyordu.

Geniş pencereden ayın ışığının içeriye vurmasıyla aydınlanan odanın, lambasını yakmaya giden Ayşıl’ı gören Dora, “DUR!!! SAKIN YAPMA!” diye uyardı.

“Neden?” diye sordu şaşkın gözlerle.

Cengaver bu defa haklı bir çıkışla, “Neden mi? Sen delirdin mi? Yerimizi belli etmeye mi çalışıyorsun? Yerimizi belli etmenin daha kolay yolları var! Pencereden çıkıp bağırmak gibi…” diye azarladı.

“Boş bulundum! Afedersiniz!” dedi utanarak.

“Önemli değil! Hadi işimize bakalım,” dedi Onur. Cengaver’in elinde sürüklenen ezberbozanı inceledi.

Ayşıl ona hayran hayran bakıyordu.

Dora, “Şu sandalyeye oturtalım! Ne biliyorsa anlatsın bakalım!” dedi sandalyeyi ortaya sürükleyerek.

Eski, çürük, kırılmak üzere olan ahşap sandalyeyi, odanın ortasına koyunca Cengaver paspasa çevirdiği ezberbozanı çuval gibi sandalyeye fırlattı.

Başına tutmakta dahi güçlük çeken ezberbozanı sallayıp, “Hey! Uyan geldik!” diye bağırdı.

Ayşıl, “Sert davranma lütfen!” diye yalvaran gözlerle baktı.

“Rica etsem, konuşabilir misiniz bay kana susamış ezberbozan! Dora ve Onur’u gebertme planında kimler var?” diye küçük bir kız çocuğu taklidi yaptı.

“Ne saçmalıyorsun sen? Ucube yaratık!” diye ezberbozan Cengaver’in suratına tükürdü.

İstemsiz bir kıkırdama oldu digerlerinde.

“Ucube kimmiş görürsün sen şimdi!” diye yumruğunu kaldırıp dövmeyi kalkarken Dora araya girdi. “Biz hallederiz,” dedi Onur’a bakarak.

“Evet! Siz çekilin,” dedi Onur. Ayşıl ve Cengaver’i kenara iterek.

Cengaver suratından tükürüğü koluyla silerken, “Kibarlık çok işe yarıyor!” diye iğrenç bakış attı Ayşıl’a

“Afedersin!” dedi Ayşıl. Utanmış olsada pişman görünmüyordu.

Onur ezberbozanın arkasına geçip ensesinden tuttu, “Biliyor musun, senin süründen daha önce avladığım oldu!” dedi sert ve tehditkâr edayle.

“Ne saçmalıyorsun? Beni korkutabileceğinizi mi sanıyorsunuz yani?” diye kükredi.

Dora onun karşısına geçip çenesini sıkarak, “Sanmıyoruz… Yapacağız! Çünkü bilmediğin şeyler var! Daha önce soyundan bir kaçını avlarken büyük zevk aldım!” diye Onur gibi tehdit etti.

“Bu imkansız! Bir ezberbozanı kimse avlayamaz!”

“Yoo! Avladık! Onur ve ben… Hem de kimin uşakları biliyor musun?”

“Kimseye uşaklık etmez ezberbozanlar!”

“Karanlıksa eder!”

“Ne..! Karanlık..! Lanet olsun! Onu avlayan lider…” diye birdenbire öfkelenerek kıvrandı. Sandalyeden kalkıp Dora’ya saldırmak isterken Onur onu ensesinden yakalayıp boğazından çekerek hışımla geri oturttu.

“Şişşşttt!!! Akıllı ol haylaz çocuk… Yoksa soyun gibi seni de avlanmak zorunda kalırız!”

Cengaver duyduklarına inanamıyordu. “Ne? Ezberbozan mı avladınız?”

Ayşıl, “Susar mısın? Dikkatlerini dağıtma!”

“Boş bulundum!”

Dora ezberbozanın kafasından tutup, “BANA BAK UCUBE YARATIK, SOYUNU AVLAMAK İÇİN GEÇERLİ SEBEPLERİM VARDI… SENİ AVLAMAK İÇİN SEBEP DAHİ ARAMAM! ANLADIN MI?” diye tiksinerek öfkeyle bağırdı.

Onur boğazını sıktı.

“Bizi daha fazla delirtmeden ne biliyorsan anlat! Biliyorsun avcı olarak avdan çıksakda avlamakda gayet ustayız!” diye tehdit etti.

“Ne bilmek istiyorsunuz?” diye kükredi. Avlanmakta korkmuyor daha çok merak ediyor gibiydi.

“Emsalsiz Avı yeni sezonda kimsenin bilmediği bazı tuzaklar olacak, bunu biliyoruz… İşte sen bize bunları açıklayacaksın!” diye tısladı Dora.

“Bunu söyleyebilirim… Zaten benim söylediğimi kimse düşünmez. Bugün konserde herhangibir bozan bile bunu söylemiş olabilir!” dedi gizemli bakışla.

“Anlaştık!”dedi Onur.

“Takımlar ve yöneticilerden çok takımlar liderinin planı var! Yani tuzaklar!”

Dora gözlerini kısıp, “Takımlar lideri mi?” diye sordu.

“Doruk Kuzey! Kurt Takımı Avcısı! Doruk kurt takımından sonra Takımlar Lideri oldu!”

“Hey bu detayı bana söylemediniz..! Gerizekalı bozucu salaklar!” diye söylendi Cengaver araya girerek.

Ayşıl kolunu sıkıp, “Susacak mısın artık?” dedi dişlerini sıkarak.

Cengaver acıyla bağırıp, “Konumu acıttın! Kesseydin bari…” diye söylendi.

Ayşıl gözleriyle tehditkâr bir bakış fırlatarak, “Sus artık!” dedi kısık sesle.

“Bunu bile bilmiyorsunuz! İşiniz hayli zor!” dedi ezberbozan.

“Yorum yapmayı bırak! Anlat!” diye gözleriyle ezberbozanı tehdit etti.

“Takımlar Lideri, Doruk Kuzey seçildi. Çünkü Anka ve ejderha takımları liderleri kayıptı. Yöneticiler yeni lider seçmedi! Bence saçma… Seçmeliydi! Sonra kurt takımı lideri hepsinin lideri oldu! Yeni av dahil, birbçok konuya o karar veriyor! Yöneticilere bile liderlik yapıyor desek olur!” diye kükredi.

Onur durumu anlamaya çalıştı. “Bu normal değil! Sırf bu bile tuzak olabilir!”

“Haklısın ama neden seçildi?”

“Bunu şu an için bilemeyiz!”

Düşüceyle baktı. “Belki bu yüzden gelmiştir!” dedi kendi kendine.

Onur ezberbozanı ensesinden çekip, “BAŞKA NE BİLİYORSUN?” diye bağırdı.

“İlk karşınıza çıkacak avcı, sizin işinizi bitirecek! Tuzağa çekilecek ve kendi takımlarız, hatta takımlar lideri bile, sizi avlamaya hazır karşınızda olacak! Bu çok kolay olacak! Kaçak avcılar tuzaklı bir alanda, her detayı düşünülmüş tuzağın içine çekileceksiniz! Üç takım ve kana susamış bozanlar..!” diye sinsice kükredi.

Onur onu öfkeyle yere fırlattı. “BAŞKA NE VAR?” diye bağırdı.

Onların huzursuzluğunu görünce yerde bile sinsice güldü. “Boşuna uğraşıyorsunuz… Alanda tuzakları bilseniz bile ezberbozanların intikamıyla başa çıkamayacaksınız!” diye tısladı.

Dora öfkeyle sandalyeyi ezberbozana fırlattı.

“BOŞUNA UĞRAŞAN KİM GÖRECEKSİNİZ! YÖNETİCİLER DE GÖRECEK! ASIL AV NEREDE NASIL OYNANACAK BEN KARAR VERECEĞİM..! diye bağırdı.

Onur onu sakinleşmesi için uyarırken Cengaver, “Bir plan yaptı bile…” dedi kendi kendine.

Ayşıl onu duyup, “Ne planı?” diye sordu.

“Dora yaşanacak bir durumda zorluk görürse, o anda yeni bir plan yapıp kazanmada ustadır! Güney Yarışları’nda bu sayede efsane oldu!” dedi kısık sesle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz