16. BÖLÜM

CENGAVER’İN HİZMETKÂRI

Dora yeterince bilgi aldıklarını, ve daha fazla birşey bilmediğini düşündüğü ezberbozanı bıraktı. Onur’a, “Başka bir şey bilmiyor görünüyor! Üstelik söyleyemeyecek durumda!” dedi.

“Neden?”

“Kafasının arkasına bak! Ensesindeki hasar..!”

Onur ezberbozanı sürükleyerek yerden kaldırdı. En son ensesine vurmasıyla bu hâle geldiğini gördü. “İşimize yaramaz artık!” deyip, fırlatır gibi yere attı.

Ezberbozan sadece Onur’un değil, Cengaver’in sürüklemesi ve tartaklanmadan dolayı bozulmuş oyuncak gibi kalmıştı.

“Fazlasıyla hasar aldı! Uyandığında hiçbir şey hatırlamayacak! Ezberbozanlar kafalarından darbe alınca yaşanan herşeyi unutuyorlar. Gerçek anlamda yaşayan canlılar olmadıkları için yeniden üretilmiş makine gibi herşey sıfırlanıyor… Zafer Bey’in bir oyunbozanla  konuşmasını duymuştum oradan biliyorum. Bırakabiliriz!” dedi Dora.

“Neden?” diye sordu Cengaver.

Dora gözüyle ezberbozanın kafasını işaret etti. “Bugüne dair hiçbişey hatırlamayacak! Geri kalan anıları da hatırlayamaz! Bir mucizeyle hatırlasa bile bize lazım değil onlar!”

Cengaver birden mutlu oldu. Sinsi bakışlarla yumruğunu havaya salladı. “GÜZEEELLLLL!!! Bu da demek oluyor ki, kendime ezberbozandan bir hizmetkâr yapabilirim!”

Ayşıl yine ona ucubeymiş gibi baktı. Dora ve Onur odadan çıkıp aşağı kata inerken, “Ne istersen yap… İşimize yaramaz bizim!” diye seslendi Onur.

Cengaver hevesle ezberbozanı ensesinden tutup merdivenlerden sürükleyerek indirdi. “Uyandığında benim hizmetkârım olacak.”

Ayşıl peşlerinden koşarken, “Yazık ama!!!” diye yalvardı.

“Saçmalama Ayşıl! Gerçek bir canlı değil! Ayrıca her şeyi hatırlama fırsatı olsa bizim leşimi serer! Bırak şu gereksiz vicdan yapmayı!”

Dora dış kapının yanındaki küçük pencereden dışarı baktı. Diğer bozanların etrafta olmadığından emin olunca diğerlerine döndü. “Dışarısı temiz! Onlar gelmeden çıkalım artık buradan! Asil ve Gölge’yi saklasak iyi olur!”

“Şuradaki örtüleri üzerlerine geçirip karanlıkta dikkat çekmeden uzaklaşalım!” dedi Onur.

“Tamam!”

Asil ve Gölge’nin üzerine içeriden buldukları örtüleri attılar. Dora Asil’in üzerine örtüyü geçerirken Asil hiç de mutlu olmadığını somurtan suratıyla gösteriyordu.

“Asil kuşum buna mecburum!”

Onur Gölge’yi kapatırken Gölge her defasında örtüyü yere atıyordu.

“Gölge vaktimiz yok! Hadi geçir üzerine şunu..!” diye söylendi.

Cengaver ve Ayşıl dışarıyı kontrol etti.

Cengaver, Dora ve Onur’a seslendi. “Çıkalım çabuk!”

“Tamam geliyoruz!” dedi Dora Asil’i çekiştirerek.

Evden çıkarlarken etrafı dikkatlice kontrol ettiler. Gecenin karanlığından faydalanarak bahçe duvarlarının arkasına saklanarak sessizce ilerlediler. Bir süre sonra Cengaver’in evine vardılar. Eve girer girmez Asil ve Gölge üzerlerinden örtülerini fırlattılar. Cengaver yeni bir oyuncak bulmuş çocuk gibi yeni hizmetkârı ile ilgilenirken, Ayşıl mutfağa gitti. Onur ve Dora karşılıklı oturdu.

“Beklediğimiz bir durumdu aslında… Konuşmasada bir tuzak olabileceğini hesap ediyorduk!” dedi Onur.

“Alanı bilmesek de hazırlık yapalım!” dedi Dora, gözlerini kısmış düşünüyordu.

“Ne düşünüyorsun?”

“Buldum!” dedi hevesle. “Cengaver ve oyuncağının yardımı da lazım!” deyip gözerini onlara çevirdi.

Cengaver adının geçmesiyle sohbete katıldı. “NE..! HAYIR ! Sizin tekinsiz işlerinizden bıktım artık!” diye daha dinlemeden itiraz etti.

Onur, “Planı dinleseydik önce!” dedi.

“Alanı bilmiyoruz evet ama…. Tuzakları tahmin edebiliriz…” dedi Dora ciddiyetle.

“Nasıl?”

“Onur düşünsene, amaçları seni ve beni avlamak… Yani alanda tüm güçlerini bizi bulmaya harcayacaklar.”

“Kana susamış oyunbozanlar da dahil..!” diye araya girdi Cengaver titreyen sesle.

Onur imalı bakışlar fırlattı.

“Tamam! Anladım! Onlar arkadaşım gibi… Ama alanda neye dönüşecekleri belli değil. Birer katilden farksızlar orada… OLDU MU? diye itirazını sürdürdü.

“Alana zaten gelemezsin… Sana alan dışında ihtiyacımız olabilir,” dedi Dora.

“Planın devamında ne olacak?” diye sordu Onur.

“Onlar bizim için orada olacaklar… Biz de Doruk için!” dedi. Bunu söylerken sesi titredi.

“Dora tam olarak ne geçiyor aklından?”

“Ben Doruk’un peşinde olacağım! Sen de onları oyalayacaksın! Doruk’u bulduğumda – -” sözü kesildi.

Cengaver yine araya girdi. “Tuzaklardan ve katillerden kaçacaksın!”dedi korkuyla.

Dora onu duymazdan gelip konuşmaya devam etti. “Seninle birilikte onu bir şekilde alacağım… Bu o kadar kolay olmayacak..! Biliyorum ama, hiç olmazsa alanda onu görmek bile bana iknâ edebilmek için fırsatı verir. Hem biz dahil olmasak bile av bize getirilir tahmin edersin!”

“O hâlde plan hazır olduğuna göre… Aykırılar zaten hevesli… Ön hazırlık için başlayabiliriz!” deyip ayağa fırladı.

“Başlayalım!” deyip O da ayağa kalkarak Cengaver’e baktı.

“Ne..! Tamam, tamam! Geleceğim! Ama korkutucu ortamın uzağında!” dedi. İtirazının işe yaramayacağını biliyordu.

Ayşıl elinde kahve fincanı ile mutfaktan çıktı. “Ben de yardım edeceğim!” dedi gülen gözleriyle.

“Ekip hazır!” dedi Dora kararlılıkla.

Asil ve Gölge mutluluk dolu ötüş ve kükremeyle onlarda onay verdiklerdiklerini gösterdiler.

 

17. BÖLÜM

KURT TAKIMI BİNASI

Akşamın karanlığına bürünmüş Emsalsiz’in Kalbi’nde her şey son derece sakin ve sessiz görünüyordu. Yöneticiler Binası’nda Okyanus Hanım’ın odasında ise durum hiç de sakin değildi.

Okyanus Hanım masasının arkasındaki sandalyesinde oturmuş etrafına bakıyordu. Karşısındaki duvarda karanlığa gizlenmişcesine oturmuş Kurt Takım Yöneticisi Dipsiz, onun yan tarafında Anka ve Panter Yöneticileri, Zafer ve Galip Bey oturuyordu. Ayakta yavaş adımlarla volta atan Takımlar Lideri Doruk Kuzey’se son derece gergin görüyordu.

Doruk siyah kıyafeti siyah saçı ve ışık saçan mavi gözlerindeki öfkeyle konuşmaya başladı. “Yapılacak olan ilk av da benim kurallarım geçer!”

Zafer Bey tebessüm etti. “Tıpkı Dora!” diye fısıldadı.

Galip Bey bıyık altından güldü.

“Avın nasıl işleyeceği, nasıl seyredeceği takımların yönetimi ve hattâ kurallar bana ait!” dedi, emir verir edayla.

Zafer ve Galip Bey bundan rahatsızlık duysada itiraz etmiyordu. Karanlıkta yüzünü bile göstermeyen, bacaklarını üst üste atmış, orada öylece oturduğu koltukta gizlenmeye çalışır gibi duran Dipsiz, zaten hiç konuşmuyordu.

Okyanus Hanım Doruk ne derse daha baştan kabul etmiş gibiydi. “Bunlar olabilir istekler..!”dedi ayağa kalkıp Doruk’a yaklaşarak onu dinlemeye devam etti.

“Av sırasında hiç bir şekilde müdahale istemiyorum… Her şey benim kararlarım ve emrim de olacak!”

“Peki!”

Başka bir şey söylemeyeceğini gözleriyle ifade edip odadan çıktı.

Zafer ve Galip Bey huzursuz görünüyordu.

“Her istediğini yapmaya mecbur olduğunumuza inanamıyorum!” diye somurttu Zafer Bey. “Sebebi ise hiç konuşmuyor!” diye gözlerini Dipsiz’e dikti.

Okyanus Hanım’da ona baktı. “Umarım her şey yolunda gider… Yoksa ben müdahale etmek zorunda kalırım Dipsiz!!!” diye tehditkar sesle uyardı.

O sırada Doruk binadan çıkıp, aykırısıyla Takımlar Birleşme Yolu’nu geçmiş oradan yan yola sapmıştı. Az sonra ağaçların arasında gözden kayboldu. Birkaç dakika sonra üç takım ve avcılar aynı yolda ilerledi. Ağaçların arasında saklanmış gibi duran siyah Kurt Takım Binası’nın önünde durdular. Bahçe kapısı kurtun çenesini açaması gibi açılıp, âdeta kanlar saçar gibi kırmızı ışıklarla içeri girdiler. Ön bahçede aykırılarından inip kanatlı kapıyı geçip içeri girdiler. Oldukça geniş salona adım attıklarında, karşıda geniş merdivenlerde Doruk’u ve yanındaki aykırısıyla oturmuş, onları beklerken buldular.

Tüm takımlar içeri girip kapı kapanınca Doruk oturduğu merdivenlerden ayağa kalktı. Konuşma yapmak için hazırlandı. Olabildiğince karizmatik ve etkileyici bakışlarıyla onları süzdü. Sakin ama bir o kadar da otoriter sesle konuşmaya başladı.

“Hepiniz hoşgeldiniz, av takımları. Bugün sizleri buraya, gece saatinde topladım… Sebebi, durum önemli olduğu için sabahı beklemek istemeyişim! Konumuz av… Tahmin edeceğiniz üzere!” dedi.

Atakan Doruk’u gözleriyle süzerken hemen önünde duran Korhan’a doğru eğilip fısıltıyla, “Korhan adam çok harika, çok karizma, çok yakışıklı… Kısacası sen de olmayan herşey! Dora’nın aşık olduğu adam! Seni onla kıyaslamam bile! Kız olsam ben de ona aşık olurdum!” diye dalga geçti sırıtarak.

Korhan’ın hemen yanında duran Damla tehditkâr bakışlarıyla Atakan’a baksa da Atakan dalga geçmeye devam etti.

“Siz ikiniz sevgili olsanız da, diğer ikilinin gölgesinde bile kalamazsınız!”

Alkan dirseğiyle onu dürtüp uyarınca sustu.

Doruk merdivenlerden inip takımların karşına geçerek, “Av sırasında ne yapacağınızı söyleyeceğim… Ancak emirlerim dışına çıkan ya da kafasına göre hareket eden olursa ilk onu avlamaktan çekinmem! Unutmayın ki çıkacağımız bu av, Emsalsiz’in tarihinde yok! En açık ifadeyle lider avına çıkacağız! Bu hiç kolay değil! Büyük ihtimalle de av bir sonraki ava kalacak! Karşınızda iki lider olacak! Tekrar uyarıyorum, ne yaparsanız yapın onları alt etmek hiç kolay değil!!! İkisini de iyi tanıyorum! Asla pes etmezler! Yenilgiyi yenmeye odaklıdırlar! Biz bir plan yapacağız elbette… Ama onlarında mutlaka bir planı olacaktır!” dedi.

Dikkatli gözlerle takımları süzdü. Sanki hangisinin daha dayanıklı olabilceğini hesaplıyor gibiydi.

“Elinizden geldiğince tüm gücünüzü kullanın! Fakat bu onları alt etmeye asla yetmeyecek! Bu noktada ben devreye gireceğim!” deyip avcıların gözlerinin içine baktı, “Hepiniz Ejderha Lideri’ne odaklayacaksınız!” dedi keskin ifadeyle.

Hemen uğultular ve itirazlar yükseldi.

“KESİN  ŞU  GÜRÜLTÜYÜ ” diye azarladı.

Herkes birden sustu.

“Hepiniz, Ejderha Lideri Onur’a odaklanın..! Ben de Anka Lideri’ne!”

Seçkin birden çılgına dönerek araya girdi. “Sevgilini sen avlayacaksın yani..!” diye tısladı.

Doruk sakin ama sadece ikisinin anladığı tehditkar bir ifade kullanıp, “Liderliği bile tartışmalı olan birine açıklama yapmayacağım!” dedi kulağına fısıldayarak.

Diğerlerine dönüp, “AVCILARA  YARAŞIR  KONUŞMALAR OLMADIĞI  SÜRECE  HERKES  ÇENESİNİ  KAPATSIN !” dedi yüksek sesle.

Seçkin sanki bir şeyler saklar gibi bir anda susarken takımlar Doruk’un sadece son söylediklerini duymuştu. Seçkin’e ne söylediğini kimse merak etmedi.

Doruk tekrar merdivenlere çıkıp takımlara ciddiyetle, “Onur’u alt etmeye bakın! Başta her şey kolay gelebilir! Avı kuralı ile oynamak zevkli bile olabilir… Sizi buna inandırıp gafil avlar… Son derece zeki bir adam! Hem fiziksel, hem ruhsal olarak… Onu pes ettirmek hiç kolay olmayacak! Bu yüzden istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz! Köşeye sıkıştırmaya bakın! Ben de Asil’in yani Dora’nın peşinde olacağım!”

Atakan yine kendini tutamadı. “Burada olmadığı hâlde sevgilisinin aykırısının ismini biliyor! Adam tam aşık!” dedi. Korhan’ı deli etmeye kararlı görünüyordu.

Doruk önce aykırısına, sonra avcılara döndü. “Asi ve ben Dora’yı alt etmeye uğraşacağız!”

Atakan fısıltıyla Korhan ve Damla’nın kulağına doğru yaklaşarak, “Bu nasıl bir rastlantı ki Asil ve Asi… Liderleri gibi uyumlu! Efsane adayı olmak böyle bir şey!” dedi kıkırdayarak.

Damla öfkeden kıpkırmızı oldu. Atakan gülmekten yere doğru eğilirken Alkan onu düzeltti.

Doruk Asi’nin yanına gitti. Avcılara, “Dora ve Onur, ikisiyle başa çıkmaya çalışsanız da bu ilk av da kazanmak imkansız gibi duruyor! Muhtemelen de aranızdan bazıları onların avı ya da yaralandıkları avcılar olacaksınız! Çok iyi iki avcı! Zor olacak! Bu avda köşeye sıkıştırıp gücünüzü gösterin!” dedi.

Hepsinin ikna olduğunu gördükten sonra,  “Ve sakın aklınızdan çıkarmayın..! Dora benim avım… Onur sizin! En ufak bir kural dışına çıkan, doğrudan veya dolaylı çıkmaya kalkan olursa ilk avım olmayı kabul etmiş, ya da verilebilecek cezayı kabul etmiş demektir!” dedi.

Sakindi ama gözlerinde kararlılığını yansıtmıştı. “Şimdi gidebilirsiniz!” deyip merdivenlerden çıkıp odasına gitti.

Takımlar bahçeye çıkıp aykırılarına binerken Selin son derece öfkeliydi. “Sevgilisini koruyor!” diye bağırdı.

Atakan yanına yaklaşıp, “Seni koruyacak kimsen olsa sen onu avlamaya kalkarsın!” diye kahkaha attı.

Seçkin küfrederek aykırısına bindi.

Atakan aykırısına binerken Yapışkan yine ona cilve yapıyordu. “Yapışkan kes şunu!” dedi onu iterek.

Atakan diğerlerini delirtircesine, “Takımlar Lideri tek başına o bina da! Çok havalı!” dedi Yapışkan’a binerken.

Alkan aykırısının açık kapağından, “Takımlar Lideri ünvanını hak edip etmediğini av da göreceğiz..!” Diye seslendi.

Korhan ve Damla da aykırılarına binerken diğerleri çoktan çıkmıştı. Üç takım binalarına dönerken şehrin tüm ışıkları da yavaş yavaş kapanıp adeta ava hazırlanır, dinlenir gibiydi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz