18. BÖLÜM

LABİRENT

Günün erken saatleriydi. Safir Şehir’in çıkışına yakın bölgede Dora, Onur, Cengaver ve Ayşıl alacakaranlıkta dağlık alana doğru yürüyorlardı. Asil ve Gölge’yi yine gizlemeye çalışmışlardı. Üzerlerine attıkları örtüyle onların arasında yürüyorlardı. Patika araziden dağlık alana geçip seyrek ağaçlarla dolu yoldan geçtiler.

Cengaver isteksiz suratıyla etrafı incelerken, “Burada olmak istemiyorum! Huzurlu evimde uyumak istiyorum!” diye inliyordu.

“Bizimle olmak zorundasın Cengaver!” dedi Dora gözlerini yoldan ayırmadan.

“Az kaldı… Hadi!” dedi Onur. En önde ilerleyip arazinin aşağı kısmından baktı.

“Geldik mi?” diye sordu Ayşıl hevesle.

Gözleriyle arazinin aşağısını işaret edip, “Sayılır!” dedi.

“O zaman burada duralım!”dedi Dora. Diğerleri onun etrafında toplandı. “Bundan sonrası Onur ve bana ait! Siz burada bizi bekleyeceksiniz! Av zaten akşam yapılacak! Nasıl planladıysak öyle hareket edeceğiz!”

“Biz biraz daha yakınlarda olsak daha iyi olmaz mı?” diye sordu Ayşıl yalvarır sesle. Avın heyecanını daha yakından görmek istediği her hâlinden belliydi.

“Hayır olmaz..! Bu çok tehlikeli!” dedi Onur tartışmaya yer vermez tavrıyla.

“Kesinlikle! Sadece alanda bir kıyım yaşansa bile, bunun dışarıya taşma riski var! Daha fazla sizi riske atamayız! Neyle karşılaşacağımız tam olarak belli değil! Onlar bizi tuzağa çektiğini sanınca biz de karşı saldırıyla karşılık vereceğiz!” dedi Dora. Sesinde saklamaya çalıştığı öfkesini titreyen bakışları açık ediyordu.

“Eski günlerdeki gibi..!”dedi Cengaver eskiyi yad edercesine. “Bir Doruk eksik…” diye ekledi sonra.

“Onu bir şekilde geri alacağım!” dedi Dora gözlerinden ateş saçarak.

“O zaman hadi yola koyulalım!” derken Onur Gölge’yi örtüsünden çoktan kurtarmıştı.

Dora’da, “Gidelim!” der demez, Asil Dora’dan emir almış gibi hemen üzerindeki örtüyü gagasıyla çekip tiz ötüşüyle yere savurdu.

“Asil çoktan hazır!” diye güldü Onur.

Cengaver ve Ayşıl’ı seyrek ormanlık arazide bırakıp yola çıktılar. Dora ve Onur aykırılarına binmeden arazinin aşağısına doğru yürüdüler. Bir süre tozlu yoldan ilerleyip göl kenarında durdular.

Dora durgun görünen göle bakarken, “Birkaç saat sonra kıyım yaşanacak bir yer için fazla sakin!” dedi.

Gölge’nin yanında ciddiyetle bölgeye bakan Onur, “Daha zamanımız var… Plan da hazır! Nereden nasıl gideceğimizi hesaplayalım derim!” dedi.

Aykırılarıyla birlikte yere oturdular. Yerdeki dalları kare şeklinde dizip kumlarla içinde bölmeler işaretlediler. Alanı düşünmeye çalıştılar.

Onur gözlerini Dora’ya dikti. “Alanın etrafı zaten boş! Girerken fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum… Sadece bozanlar bizi biraz zorlar! Onları bir şekilde halledip alanın tozunu alırız!” dedi. Elindeki çubukla dalları çekerek alanın içini hesapladı.

“Giriş biraz tehlikeli olsada asıl zorluk alanda olacak! Hem kendi takımlarımız, hem de Seçkin! Üstelik Doruk’la da rakibiz artık!”

“Kazanmak kolay olur profesyoneller için!” dedi tebessümle.

“Güney Yarışları’ndan… Profesyonellikten ne kaldıysa artık..!” dedi kendini gülümsemeye zorlayarak.

Planlarını gözden geçirdikten sonra akşama kadar orada av saatini beklediler. Gün kararınca gölün üzerinde karaltılar belirmeye başladı. Etrafında ve üzerinde yıldızların göz alıcı ışığıkları yükseldi.

Dora gölün ortasında görünen karaltıya gözlerini kısarak bakıp, “Av başlıyor! Alan hazır..! İşaret gelmek üzeredir…” dedi. Asil’in tüylerini okşadı.

“Gidelim!” dedi Onur.

“Asil ve Gölge bugün fazlasıyla yorulacak!”

“Başlıyoruz!”

İkisi de aykırılarına binerken başlarıyla birbirlerini selamladılar. Asil ve Gölge’ye biner binmez doğruca suya daldılar. Suyun derinliklerine inip dışarıya farkettirmeden alana yaklaştılar.

Av alanı suyun üzerine yapılmış devasa bir labirentti. Ona yaklaştıkça uzaktan göründüğünden daha büyük ve tehlikeli yüzü açığa çıkıyordu. Dora ve Onur’un alana girebilmeleri için bir duvarı delip geçmeleri gerekiyordu.

Asil ve Gölge alana iyiden iyiye yaklaşırken labirentin yıldız ışıkları yanıp sönmeye başladı. Diğer avcıların alana girdiklerinden emin olduktan sonra orada olduklarını, yerlerini farkettirmeden girmek için fırsat kolladılar.

Sessiz bir anda bozanların kükremelerinin uzaklaştığı o kısacık boşluktan faydalanıp suyun altından fırlatılmış ok gibi çıktılar. Alanın duvarında koca bir yarık açan iki aykırı ard arda içeri girdi. Gürültüyle labirentin zeminine çakıldılar. Labirentin girdikleri geçidinden daha yeni uzaklaşmış olan bozanlar kopan gürültüyle tekrar gelirler mi diye hemen etrafa baktılar.

“Her an bir avcı ya da bozan çıkabilir!” dedi Onur fısıltıyla.

Karanlık av alanında sırt sırta verdiler.

“Çıktı bile!!!” dedi Dora.

Labirentin yan yolunun üzerinde iki oyunbozan onlara doğru bir koşu koparmıştı. Kükreyerek üzerlerine geliyordu. İlk üzerlerine geleni Asil yakalayıp kenara fırlattı. Arkadan gelen oyunbazanı Gölge pençesiyle yakalayıp kenara fırlattı.

“Umarım çok gürültü olmamıştır,” dedi Onur.

“Hemen uzaklaşsak iyi olur!” dedi Dora gözlerini labirentin karanlık yollarına dikerek.

“Gidelim!”

Birlikte hızla ilerleyip labirentin karanlığında kayboldular.

Seçkin takımını peşine takıp alanın her yerini nefretle tarıyordu. “Unutmayın, bu defa takımları değil, takım liderlerini avlıyoruz! Dora’yı istiyorum!!!” diye tısladı.

“Ama bu yasak! O Takımlar Lideri’nin!” diye itiraz etti Filiz.

“Umrumda değil! Avcılığımı bile elimden alsalar onu istiyorum!” diye azarladı.

Takım arkadaşları bunu yapmak istemeselerde Seçkin’den korktukları için duruma daha fazla itiraz etmediler.

Anka ve Ejderha takımlarından bir kaç avcı da yan yana labirentte ilerliyordu.

Korhan Yaman’a seslenip, “Bu çok garip! Sadece liderleri avlamak çok garip!” derken bu durumdan çok da mutlu olmadığını hissettiriyordu.

“Fazlasıyla değişik bir av olsa da kural kuraldır!” dedi. Korhan’a kıyasla çoktan herşeyi kabul etmiş görünüyordu.

“Yani Onur’u..! Kendi liderini rahatlıkla avlarım diyorsun!”

“Sen de Dora’yı avlayamam mı diyorsun yoksa..!”

“Benim için önemli olan Emsalsiz olmak! Geriye kalan her şeyi kolayca yaparım!”

Aynı anda Dora ve Onur labirentin karanlık bölmelerinde  dikkatlice ilerlemeye devam ediyordu.

“Doruk’u hemen nasıl bulabiliriz?” diye sordu Onur.

“Buralardadır! Eminim hatta! Labirente girdiğinizi çoktan görmüştür.”

“Neden hâlâ gelmiyor peki?”

“Planı vardır!”

“Bizimkisi kadar iyiyse çekişmeli bir av başlıyor demektir!” dedi sırıtarak.

Birdenbire bir çığlık yükseldi.

“İŞTEEE!!! ORDALAR!” diye Seçkin öfkeyle haykırıyordu.

Ardından alanda her yanı inleten kükremeler ve çığlıklar yükseldi.

Dore ve Onur bir ağızdan, “BAŞLAYALIM!!!” diye bağırdı.

Hızla ters yöne kaçmaya başladılar. Panter Takımı hemen peşlerinde, sağlı sollu kavislerle peşlerine takıldı. Labirentte öyle bir görünltü kopuyordu ki sadece labirentin içinden değil dışarıdan da kovalamaca rahatlıkla duyulabiliyordu.

Dora tam bir panter tarafından yakalanmak üzereydi ki Onur’un onu fark edip Gölge’nin pençesiyle kenara savurmasıyla son anda kurtuldu.

Panter Gölge’nin saldırısına karşılık vermek istese savrulmanın eskisiyle olduğu yere yığıldı.

Dora Asil’in jilet gibi gagasının avantajını kullanıp yeni bir panter saldırısını bu sayede bertaraf etti. Onu boğmak isteyen panterin pençelerine gagasını saplayıp savururken panterin kükremesi labirente yankılandı.

“HADİ DAHA HIZLI!!! GERİZEKALILAR!!! KAÇIYORLAR!” diye bağırmaya devam etti Seçkin.

İkiye ayrılan yola vardıklarında Asil ve Gölge durdu. Birbirlerine baktılar.

“Hangi tarafı deneyelim?” diye sordu Onur.

“Tabii ki karanlık yol!” dedi dalga geçerek.

İkiye ayrılan labirentin daha karanlık görünen yoluna saptılar.

Avcılar gürültüyle hızla arkadan gelmeye devam ederken onları sıkıştırmaya çalışan her aykırıyı daha çok savunma yaparak kurtulmaya çalıştılar.

Kovalamaca o denli ürkütücü hale geldi ki artık Kurt Takımı (Doruk Kuzey) hariç tüm avcılar ikisinin peşindeydi.

Cılız yıldız ışıklarıyla güç bela aydınlanan labirentte kükremeler, tiz çığlıklar alanın her yanına dağılırken, hızla birbirlerini savurarak, yaralayarak ilerleyen aykırılar öfkeyle labirenti parçalaracasına ilerliyordu. Savaş çıksa ancak bu kadar ortalık karışabilirdi. Labirentin her yerini darma duman ederek kaçamaya çalışan Dora ve Onur’u yakalamayı kafaya koymuşlardı. Öfkeden birbirlerini yaraladıklarının farkında bile değillerdi.

Dora ve Onur mavi ve kırmızı ok gibi savrularak kaçmaya devam ederken diğerlerinden daha kararlı oldukları her hallerinden beliydi.

Dora ilerledikleri yol ikiye ayrılanca sağ taraftan devam ederken yolun diğer kısmının tam ortasında bir çift parıltı gördü.

“ONUR  GÖRDÜM  O’NU !!!”

“Doruk mu?”

“Evet.”

“O zaman planı uyguluyoruz!”

“Tamam.”

“Dikkat et kendine.”

“Sen de.”

“Doruk’u almadan gelme!”

“Asla!”

“Alamassan bile neden gelmediğini anlamaya çalış… Bir sonra ki avda işimize yarar.”

“Bunun için elinden geleni yapacağım.”

O anda alanda sanki bir fırtına koptu. Mavi ve kırmızı ışıklar her yanı kör edercesine göz ışıklarını açarken, aykırıların duvarları deler gibi parçalayarak kopardıkları gürültüyle her yana toz bulutu bıraktılar. Görüşü tamamiyle kapattılar.

Üç takım, Asil ve Gölge’nin bunu yaptıklarını bildikleri için kaçamasınlar diye, “KAÇMALARINA İZİN VERMEYİN SAKIN!” diye birbirlerine bağırıp çağırdılar.

Sanki toz bulutunun arasında kolayca bulabileceklermiş gibi etrafa bakarken birbirlerini yaraladılar. Tam bir kargaşa çıktı.

Dora ve Onur istediklerini alarak görüşü kapatıp, çıkan kargaşadan faydalanarak ters yöne hızla kaçmaya başladılar. Asil Işıklarını kapattığı anda onun yerine görevi Gölge devr aldı. Onur Gölge’nin ışıklarını açık tutup görüşü engellemeye devam etti.

Dora Onur’un diğerlerini engellemaye yettiğinden emin olunca onlara fark ettirmeden kaçmaya devam etti.

Işıklar ve toz bulutu etraftan kalkınca üç takım tekrar Onur’un peşine düştüler. Uçarcasına yarış başlamıştı. O denli öfkeyle takip ediyorlardı ki Dora’nın Onur’un yanında ya da önünde ilerleyip ilemediğini fark etmediler bile.

“HADİ  ÇABUK , İKİSİNİ DE  İSTİYORUM !” diye Seçkin öfkeden köprüyordu.

Dora kovalamacadan kurtulup hızla Doruk’u gördüğünü düşündüğü yere ilerledi. Hızını ne kadar artırırsa arttırsın labirent sanki uzadıkça uzuyor, anlayamadığı şekilde bir türlü bitmek bilmeyen yola dönüşmüştü.

Bu duruma öfkelenen Dora, “DORUKKKKK!!!” diye bağırdı. Loş labirentin duvarlarında yankılandı sesi. “BURADA OLDUĞUNU BİLİYORUM!” diye haykırmaya devam etti.

Asil’i durdurup etrafa baktı. Az ilerde gürüntülü bir ses geldi. Asil ötüşüyle etrafında topaç gibi döndü. Birden uzak bir kükreme duydu. Hemen arkasına, sesin geldiği yöne döndü.

Karanlığın içinde simsiyah bir kurt uluyarak yavaş adımlarla ona doğru yaklaşıyordu.

“Doruk!” diye seslendi Dora yalvarır gibi.

Yaklaşan kurt Asi’ydi. Asil’e biraz daha yaklaştı.

“Bu sensin biliyorum! Senin olduğunu biliyorum!”

Asi hiç umursamadı. Biraz daha yaklaşıp durdu. Asil’e gözerini dikip keskin dişlerini gösterek hırladı.

“DORUK NEDEN KONUŞMUYORSUN ? O AYKIRININ  İÇİNDE  SEN  VARSIN  BİLİYORUM ! SENİN  ŞİMDİ  BENİMLE  AYNI TARAFTA OLMAN  GEREMİYOR MU? BENİMLE GELMEN GEREKMİYOR MU? SÖYLE !!! O GÜN SÖZ  VERMEDİK  Mİ SENİNLE…  TEKRAR  BULUŞACAĞIZ  DEMEDİK  Mİ? İÇİNE  ÇEKİLDİĞİMİZ  BU SAVAŞTAN  BİRLİKTE   KURTULACAĞIZ… YİNE  GÜNEY  YARIŞLARI’NA  DÖNECEĞİZ  DEMEDİK Mİ?SADECE  BİRAZ  SAVAŞACAĞIZ… O KADAR  DEMEDİK Mİ? SÖZ VERMEDİK  Mİ  DORUK !” dedi, titreyen sesiyle öfkeyle bağırarak.

Doruk’un sessizliği Dora’yı deli ediyordu. Yavaşça ona doğru bir adım attı.

Asi öfkeyle kükredi. Fazlasıyla ürkütücü duruyordu. Sanki her an Asil’e saldıracakmış gibiydi.

Dora geri adım atmadı. “Doruk benim! Dora! O gün beni kurtaranda sendin biliyorum! İkinci kez hayatımı kurtardın! Niye konuşmuyorsun? Geri dönmeyecek miyiz?”

Yine ses çıkmadı.

“Ne oldu bilmiyorum ama seni alacağım… Doruk buradan seni alıp gideceğim… Bir şekilde seni alıp gideceğim. Avdan sen olmadan ayrılmayacağım artık! Kaç av beni engelleyebilirsin!”

Asi bu defa daha da öfkeyla hırladı.

Dora bunu hiç umursamadan, “NE  YAPARSAN  YAP  SENİ  GERİ  ALACAĞIM !” diye bağırdı.

Asi bir adım öne atıp salya akan dişlerini gösterdi. Ürkütücü ve yüksek bir hırlama daha geldi. Saldıracakmış gibi duruyordu.

“TAMAM ! DEMEK  ZORLA  ALACAĞIM  SENİ,”  dedi haykırarak. Asil’e hızla gidip açık kapaktan içeri girdi. Asil saldırı pozisyonu aldı.

Asil tiz çığlıklarla kurta doğru saldırıya geçip onu boğazından yakalayıp yere savurdu.

Asi karşılık olarak pencesiyle Asil’i tutup labirentin duvarına fırlattı.

Asil duvara yapışıp sendelese de hızla doğrulup Asi’nin ön sağ ayağına gagasını sapladı.

Acıyıla bağıran Asi yere düşerken kanayan ayağıyla tekrar doğruldu. Asil’i dişleriyle yakalayıp paçavra gibi savurdu.

Asil tiz çığlıklarla haykırırken kanadından aldığı yaradan kan akmaya başladı.

Asi’nin bacağından akan kanlar Asil’in kanadından dökülen kanları ne Dora, ne de Doruk umursamadı. O kadar büyük bir gürültü koparıyorlardıki dakikalarca süren karşılıklı saldırının etkisiyle bunun bile farkında olmadılar.

Onur’un bir yerlerde zaman kazanmaya çalıştığını nihayet hatırlayan Dora, daha fazla vakti kalmadığını anlasada onlara doğru yaklaşan Seçkin’in çığlıkları artık geç kaldığını söylüyordu. Onur görünüşe göre onları daha fazla oyalayamamıştı.

“Doruk diğerleri gelmek üzere! Hadi benimle gel lütfen!” dedi yorgun ve acıyan sesiyle.

Doruk’tan yine ses gelmiyordu.

Dora artık çılgına dönüp , “BU AV DA OLMASA BİLE BİR SONRAKİ AV DA MUTLAKA SENİ ALACAĞIM!” diye haykırdı.

Arkasında her an gelmekte olan avcıları gözledi. Diğer avcıların yaklaşmış olmasının verdiği imkansızlığa yenilip, “Doruk birbirimize söz verdik… Hem bizim için, hem Güney Yarışları için!” dedi, sesinde garip bir ima vardı.

Seçkin’in çok yaklaştığını, labirentin yan yolunda olduğunu duyduğunda artık hiç zamanın kalmadığından emindi. Hayal kırıklığı yaşada, en azından onunla karşı karşıya geldiğinden, bir sonraki av da bunu yapmak için şimdilik vazgeçiyordu. (Vazgeçmeyi kendisine yediremesede.)

Üç takım birden o sırada artık yanlarına gelmiş, Seçkin’in emirlerini bekliyordu.

“İşte buradalar..! Küçük kaçacağımız, takımlar lideri ve diğer takımların arasında kaldı… Vah, vah!” dedi küçük bir çocuğa hitap eder gibi, dalga geçerek.

Dora onu umursamıyordu. Hata diğerlerinide. O’nun için oradaki tek önemli şey Doruk’tu.

Asi’ye  döndüp sadece onun duyacağı şekilde alçak sesle, “Şimdi gidiyorum Doruk! Ama bir sonraki av da seni geri almak üzere döneceğim! Sözümden vazgeçmedim!!! Senin de geçmediğini biliyorum! Güney Yarışları’na döneceğiz tekrar!” dedi.

Etrafına baktı. Nereden çıkacağını hesaplamak için labirentin duvarlarına dikkatini verince, Seçkin ona acıyan sesle, “Takımlar lideri, üç takım ve ben… Bu kadar avcının arasında kaçabileceğini sanıyor olamazsın… Seni zavallı küçük yılan!” dedi tıslayarak.

“Seçkin, küçük fikirlerini ve küçük kibrini ciddi alamayacak kadar meşgulüm!” dedi aşağılayarak.

Seçkin öfkeden deliye dönerek, “SALDIRIN!” diye haykırdı.

O anda büyük bir patlama oldu. Çılgın, kulakları sağır eden bir patlama. Labirentin duvarları yıkılıyordu.

Dora’nın yanındaki duvar toz bulutu içinde yıkıldı. Kocaman bir delik açıldı. Her yer toz duman olmuştu. Hiç bir avcının anlamlandıramadığı çığlıklar etrafta yankılandı.

“NE  OLUYOR  BURADA ? NELER  DÖNÜYOR ?” diye haykırdı Seçkin.

Filiz ne olduğunu anlamaya çalışırken, Doruk ve Dora bu durumu çoktan çözmüş görünüyordu.

Yan duvarı delen Onur’du. Gölge’nin göz ışıklarıyla sadece Dora ve Doruk’un görüşünü açtı.

Onur Dora’ya doğru bağırdı. “”HADİ !!! DORA FAZLA VAKTİMİZ YOK!” diye haykırdı.

Dora oradan Doruk’suz çıkmak istemiyordu. İstemsisce Onur’a doğru yönelirken, o sırada Gölge ve Asi göz göze geldi. Birbirlerine başlarıyla selam verdiler. Aralarında kimsenin anlamadığı garip bir dil ve konuşma oldu sanki. Dora bunu fark etmedi.

Gölge, çıkan karışıklıktan faydalanıp Asil’i kanadından çekiştirerek dışarıya çıkardı. Asil’de hemen o anda göz ışıklarını açarak etrafı aydınlattı.

Onlar kaçarken Seçkin çığlıklar attı. Bir kaç avcıyı peşlerine takarken birdenbire açılan yarıktan Cengaver gözüktü. Kendi hizmetkârı yaptığı bozanı çöp torbası fırlatır gibi içeri fırlattı.

Bozan çılgına dönmüş halde kuduz köpek gibi önüne gelene saldırırken, pençesiyle yakaladıklarını top gibi diğerlerinin üzerine fırlattı. Çıkan kargaşa iyiden iyiye büyürken kimin kime saldırdığı artık belli değildi. Anlaşılan Cengaver hizmetkârına önüne gelene saldırması için sağlam emir vermişti.

Karışıklıktan faydalanan Asil ve Gölge hızla uzaklaştılar. Suyun altına girip geldikleri yönenden kaçtılar.

Onlar gölden çıkarken, Seçkin peşlerine takılmak için fırsat kolladı. Açılan delikten onları seyredip labirentin delik duvarından çıkmak için hareket ettiği anda Asi aninden önünü kesti. Çılgın bir kükremeyle Seçkin’i fırlatıp labirentin  içine attı.

Kargaşa, toz bulutu içinde devam ederken, Cengaver’in bozanı aralarından sıyrılıp kendini delikten dışarı attı. Beraberinde Asi çılgın bir ulumayla parçalanmış taşları fırlatarak deliği kapattı. Diğer avcıların gitmesini engelledi.

Kargaşa kendi içinde durulurken, Asi hepsini tehdit ederek uludu.

Avcılar ve aykırılar sus pus oldu.

Cengaver, bozanıyla gölün altından ilerleyip nihayet dışarı çıktı.

Onur ve Ayşıl’ın yanında yer alırken, alandan yükselen Asi’nin uluması karşında Dora, “Seni geri alacağım!” dedi kendi kendine.

Cengaver alana bakıp, “Hayatımda yaşadığım en çılgın geceydi!” dedi. Sudan çıkarken boğulmaktan son anda kurtulmuş gibi nefes nefeseydi. Hizmetkârı sırtına vurup rahatlamasını sağlamaya çalışırken gelen sert yumruklarla bu defa öksürmeye başladı.

Ayşıl şaşkın gözlerle, “Hepiniz şanslısınız!” dedi. Cengaver’in bozanına bakıp, “Aferin Kocaoğlan!” diye ekledi.

“KES ARTIK ŞUNU !!!” diye bağırdı birden Cengaver bozanı suya atıp.

Safir Şehir’de bunlar olurken Emsasiz’in Kalbi’nde halk ekrana dönüşmüş binalardan avda tüm olan biteni heyacan içinde izlemişti. Liderleri daha ekranlarda görür görmez onların döndüğünü zannederek büyük mutluluk ve sevinçle kutladıklarında takımların avlamak için peşlerine düştüğünü görünce büyük şok yaşamışlardı. Karamel daha sonra olanları kısa bir özet geçtiğinde nedendir bilinmez Dora ve Onur’a destek çığlıkları atmaya başlamışlardı.

Doruk ve Dora’nın labirentte karşılaması meydanda  yansıma olarak belirdiğinde herkes Asi’nin Asil’e asla zarar vermeyeceğinden emin gibi durmuştu. Onur’un Dora için yaptıkları herkesi etkilemiş, Seçkin’in öfkesi insanları delirtimeye yetmişti. Labirenttin içinde yaşanan ne varsa yansımaları tüm sokak ve caddelerde gösterilebilmişken, dışında yaşananlara dair en ufak bir şey gösterilmemişti. Onur’un nasıl duvarı deldiği sonradan beliren çılgın bir adam tarafından alana manyak bir bozanın atılması ve iki liderin nereye gittiği hakkında kimse hiç bir şey görememişti.

Asil ve Gölge’nin alandan kaçmasıyla Takımlar Lideri’de avı hemen bitirmişti.

Karamel merakları uğultuları duymazdan gelip ekranlardan hızla ayrılmasıyla labiret avıda kapanmıştı.

 

19.BÖLÜM

 

AV DÖNÜŞÜ

Alandan ayrılan üçlü kendilerini biraz toparladıktan sonra gitmek önce arkalarına baktılar.

Onur diğerlerine dönüp, “Hadi acele edelim! Avcılar peşimize düşmeden buradan hemen ayrılmamız lazım!” dedi.

Dora Asil’in iyi olduğundan emin olunca, “Tamam! Hadi gidelim!” dedi.

Hepsi birden geldikleri yönden hızla koşarak uzaklaşmaya başladı. Seyrek ağaçları geçip düz alana vardılar.

Dora birden durdu. Asil ve Gölge’ye baktı. “Aykırılar iyi görünüyor. Ama hepimizi taşıyacak kadar dinlenmiş değiller! Fazlasıyla yorgun düştüler! Bir çözüm bulmalıyız!”

Ayşıl hemen mutlu sesi ve gülen yüzüyle, “Neyse ki yanınızda ben varım!” dedi.

Cengaver yüzünü buruşturup, “Hayrola?” diye baktı. O’nu ciddiye almadığını belli ederek gözlerini devirdi.

“Çözümü buldum!”

“Hep birilikte öylece oturacak mıyız yoksa?” diye dalga geçti.

Ayşıl bozulsada Dora’ya dönüp, bileğindeki metal ipi çıkardı. Havalı şekilde sallayıp kırbaç gibi yere savurdu. Yola tozlar içinde bir araç fırladı. Devasa bir balon gibi olsada daha çok siyah bir kurbağa şeklindeki araç fazlasıyla döküntü ve hurda gibiydi. Hareket etmesi bile mucize sayılabilirdi.

Cengaver hayretle, “Bu da nedir?” diye sorarken asla böyle bir beklemediği görünüyordu.

Ayşıl sadece Dora ve Onur’a anlatarak, “Aykırı bozması emsalsiz aracı!” diye açıkladı.

Cengaver şaşkınlığı artarak, “Nereden buldun bunu?” diye sordu.

“Senin şu meşhur hizmetkarın verdi!”

Cengaver bozana ihanete uğramış gibi hışımla yüzünü çevirdi. “Bunu bana vermeliydin seni ucube!”

“Demek ki yeteri kadar seni sevmiyor!”

“Ben buna binmem! Ayrıca pek bizi taşıyabilecek gibi de durmuyor!”

“Tartışacak vaktimiz yok Cengaver!” dedi Dora. “Ayşıl ve sen buna binersin! Onur ve beni aykırılar götürür! O kadar enerjileri vardır…”

Onur Gölge’yi kontrol etti. “O çok güçlü bir aykırı!”

Dora arkasına döndüğünde alandan kükreyerek bir grup bozanın onlara çok yaklaştığını gördü.

Ayşıl korkuyla, “Olamaz! Geliyorlar!” dedi.

“Yetiştiler! Kahretsin!” dedi Cengaver.

Onur, “Hadi acele edelim!” dedi Gölge’ye binerken.

Dora da Asil’le binerken Cengaver aşağılayan bakışlarıyla, “Fikrimi değiştirdim!” deyip Ayşıl’la emsalsiz aracına binip hızla kaçmaya başladılar.

Ezberbozanlar kükreyerek peşlerine takıldı. Onlara çok fazla yaklaşınca Dora, Cengaver ve Ayşıl’ın yakalanacağı ihtimalini düşünerek, “Onur biz diğer yönden gidelim. Ezberbozanları peşimize takalım. Cengaver ve Ayşıl’ı kurtarmış oluruz!” dedi.

“Haklısın! Yoksa bu hızla yakalayacaklar!”

“Diğer yönden bozanları peşimize takarken Ayşıl ve Cengaver’in kaçmaya fırsatları olur!”

Cengaver duyduklarına inanamaz mutlulukla, “Evet! Evet! Böyle yapalım!” diye aracın içinden seslendi.

Yol ikiye ayrılınca aykırılar ışıklar saçarak yan yola saparken Ayşıl aracı karanlık tarafa çevirdi. Bozanlar aykırıların peşine düşerken onları fark etmediler. Cengaver ve Ayşıl patika yoldan çıkıp evlerin arasına dalarken Asil ve Gölge patika arazide hızla ilerleyip, bozanlardan olabildiğince hızla kaçmaya devam etti. Bir süre sonra Asil ve Gölge bozanları atlatmış olarak Cengaver’in evine girdiler.

Cengaver ve Ayşıl, çoktan eve gelmiş, onları sapasağlam görmenin verdiği mutlulukla, “Neyse ki iyisiniz… Kurtulmuşsunuz onlardan!” dedi Ayşıl.

Cengaver yayıldığı koltuktan kalkıp, “O ucubelerden nasıl kurtuldunuz?” diye sordu.

Asil ve Gölge’yi odalarına gönderirken, “Biraz kovalamaca yaşadık… Ama onları atlatmayı başardık,” dedi Dora.

İkisi de yorgunlukla koltuğa kendini bıraktı.

Ayşıl hemen, “İçecek bir şeyler getireyim,” deyip mutfağa gitti.

Onur dalgın görünen Dora’ya bakıp, “Sen iyi misin?” diye sordu. Dalgın gözlerinde ne düşündüğünü merak ediyordu.

“İyiyim! Sadece yorgunum…”

Cengaver meraklı gözlerle, “Alanda işinize yarayacak bir şeyler bulabildiniz mi bari? Bunca tehlikeyi boşuna almadık umarım!” diye sordu.

“Ben bir kovalamaca ve oyalamanın peşindeydim… Birşey bulamadım tabi… Ama Dora’nın bulduğunu umuyorum… Doruk’la göz göze geldiler!”

Cengaver inanamayan gözlerle, “Konuştunuz mu?” diye sordu.

Dora umutsuz sesiyle, “Ben konuştum, ama Doruk benimle konuşmadı. Geri getirmek için uğraştım… Gelmedi… Ne olursa olsun bundan vazgeçmeyeceğim… Beni ava çağıran O’ydu… Bu yüzden geri döndüm! Burada olmamı istiyor… Bu avda olmadı ama bir sonraki avda onu mutlaka geri alacağım!” dedi.

Cengaver gözlerini kısıp, “Seni O mu çağırdı? Madem çağırdı neden kendisi gelmedi?” diye sordu.

Onur araya girdi. “Peki, Doruk eskisi gibi miydi?”

“Ne biçim soru bu!” dedi Cengaver.

“Yani sormak istediğim şey, eskisi gibi hareket ediyor muydu? Uzun zamandır görmüyorsun… Belki değişiklik olmuş olabilir! Bıraktığın gibi olmayabilir! Neden gelmediğini bilmiyoruz hâlâ…”

Dora ayağa kalkıp, “Neden gelmediğini bilmesekte beni O’nun çağırdığını biliyorum! Bu yüzden bu av sadece bir başlangıçtı!” dedi kararlılıkla.

“Dora, Doruk sana saldırdı!”

“Ben de O’nu yaraladım!!!”

Onur onun koluna bakıp, “Birbirinizi yaralayacak seviyeye geldiniz! Korkmuyor musun?”

“O’nsuz olmak daha korkutucu!”

Onur pes ederek, “Pekala! Doruk’un neden gelmediğini bilmesekte, onlarla, yani avcılarla birlikte hepsine karşı nasıl bir şansınız olduğunu gördük! Diğer avcıları bertaraf edip şansımızı tekrar deneyelim.”  dedi.

“Bundan başka seçeneğim yok!”

Ayşıl mutfaktan pansuman için bir kaç tane merhem ve bez getirince Onur Dora’nın yaralı kolunu sardı.

Dora ayağa kalkıp, “Asil’in de yaraları var! Gidip ona da bakalım!” diyerek Asil’in odasına gitti. Onur’dan aldığı bezle onun kanadını sardı. Onur’da Gölge’nin yaralarına baktığı sırada Ayşıl, “Av da iyi iş çıkardınız!” derken daha çok teselli eder gibiydi.

ikisi de zoraki bir tebessümle başlarıyla onayladılar.

Cengaver’de bozanının yaralarını sararken, “Bir hizmetkâr kolay kazanılmıyor! Bir daha asla onu bu şekilde kullanmanıza izin vermeyeceğim!” diye söyleniyordu. Bozanı ise yaralarının sarılmasıyla rahatlayıp kedi gibi sesler çıkararak Cengaver’e minnettarlığını gösteriyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz