18. BÖLÜM

LABİRENT

Günün erken saatleriydi. Safir Şehir’in çıkışına yakın bölgede Dora, Onur, Cengaver ve Ayşıl alacakaranlıkta dağlık alanda yürüyorlardı. Asil ve Gölge’yi yine gizlemeye çalışmışlardı. Üzerlerine attıkları örtüyle onların arasında yürüyorlardı. Patika araziden dağlık alana geçip seyrek ağaçlarla dolu yoldan geçtiler.

Cengaver isteksiz suratıyla etrafa baktı. “Burada olmak istemiyorum! Huzurlu evimde uyumak istiyorum!” dedi.

“Bizimle olmak zorundasın Cengaver!” dedi Dora gözlerini yoldan ayırmadan.

“Az kaldı… Hadi!” dedi Onur. En önde ilerleyip arazinin aşağı kısmından baktı.

“Geldik mi?” diye sordu Ayşıl hevesle.

Gözleriyle arazinin aşağısını işaret edip, “Sayılır!” dedi.

“O zaman burada duralım!”dedi Dora.

Diğerleri onun etrafında toplandı.

“Bundan sonrası Onur ve bana ait! Siz burada bizi bekleyeceksiniz! Av zaten akşam yapılacak! Nasıl planladıysak öyle hareket edeceğiz!”

“Biz biraz daha yakınlarda olsak! Daha iyi olmaz mı?” diye sordu Ayşıl yalvarır sesle.

“Hayır olmaz..! Bu çok tehlikeli!”dedi Onur tartışmaya yer vermez tavrıyla.

“Kesinlikle! Sadece alanda bir kıyım yaşansa bile, bunun dışarıya taşma riski var! Daha fazla sizi riske atamayız! Neyle karşılaşacağımız tam olarak belli bile değil! Onlar bizi tuzağa çektiğini sanınca biz de karşı saldırıyla karşılık vereceğiz!” dedi Dora sesinde saklamaya çalıştığı öfkesiyle.

“Eski günlerdeki gibi..!”dedi Cengaver eskiyi yad edercesine. “Bir Doruk eksik…” diye ekledi sonra.

“Onu bir şekilde geri alacağım!” dedi Dora gözlerinden ateş saçarak.

“O zaman hadi yola koyulalım!” dedi Onur Gölge’yi örtüsünden kurtarırken.

“Gidelim!” dedi Dora.

Bunu duyan Asil Dora’dan emir almış gibi hemen üzerindeki örtüyü gagasıyla çekip tiz ötüşüyle yere savurdu.

“Asil çoktan hazır!” dedi Onur tebessümle.

Cengaver ve Ayşıl’ı seyrek ormanlık arazide bırakıp yola çıktılar. Dora ve Onur aykırılarına binmeden arazinin aşağısına doğru yürüdüler. Bir süre tozlu yoldan ilerleyip göl kenarında durdular.

Dora durgun görünen göle bakarken, “Birkaç saat sonra kıyım yaşanacak bir yer için fazla sakin!” dedi.

Gölge’nin yanında ciddiyetle bölgeye bakan Onur, “Daha zamanımız var… Plan da hazır! Nereden nasıl gideceğimizi hesaplayalım derim!” dedi.

Aykırılarıyla birlikte yere oturdular. Yerdeki dalları kare biçiminde çizip etrafaki kumu birleştirerek alanı düşünmeye çalıştılar.

Onur gözlerini Dora’ya dikti. “Alanın etrafı zaten boş! Girerken fazla zorlanacağımızı düşünmüyorum… Sadece bozanlar bizi biraz zorlar! Onları bir şekilde halledip alanın tozunu alırız!” dedi. Elindeki çubukla dalları çekerek alanın içini hesapladı.

“Giriş biraz tehlikeli olsa da asıl zorluk alanda olacak! Hem kendi takımlarımız, hem de Seçkin! Üstelik Doruk’la da rakibiz artık!”

“Kazanmak kolay olur profesyoneller için!” dedi tebessümle.

“Güney Yarışları’ndan… Profesyonellikten ne kaldıysa artık..!” dedi kendini gülümsemeye zorlayarak.

Planlarını gözden geçirdikten sonra akşama kadar orada av saatini beklediler. Gün kararınca gölün üzerinde karaltılar belirmeye başladı. Etrafında ve üzerinde yıldızların göz alıcı ışığıkları yükseldi.

Dora gölün ortasında görünen karaltıya gözlerini kısarak baktı. “Av başlıyor! Alan hazır..! İşaret gelmek üzeredir…”

“Gidelim!” dedi Onur.

“Asil ve Gölge bugün fazlasıyla yorulacak!”

“Başlıyoruz!”

İkisi de aykırılarına binerken başlarıyla birbirlerini selamladılar. Asil ve Gölge’ye biner binmez doğruca suya daldılar. Suyun derinliklerine inip dışarıya farkettirmeden alana yaklaştılar.

Av alanı suyun üzerine yapılmış bir labirentti. Ona yaklaştıkça uzaktan göründüğünden daha büyük ve tehlikeli yüzü açığa çıkıyordu. Dora ve Onur’un alana girebilmeleri için bir duvarı delip geçmeleri gerekiyordu.

Asil ve Gölge alana iyiden iyiye yaklaşırken labirentin yıldız ışıkları yanıp sönmeye başladı.

Diğer avcıların alana girdiklerinden emin olduktan sonra orada olduklarını, yerlerini farkettirmeden girmek için fırsat kolladılar.

Sessiz bir anda bozanların kükremelerinin uzaklaştığı o kısacık boşluktan faydalanıp suyun altından fırlatılmış ok gibi çıktılar. Alanın duvarında koca bir yarık açan iki aykırı ard arda içeri girdi. Gürültüyle labirentin zeminine çakıldılar.

O anda daha yeni uzaklaşmış olan bozanlar kopan gürültüyle tekrar gelirler mi diye etrafa baktılar.

“Her an bir avcı ya da bozan çıkabilir!” dedi Onur fısıltıyla.

Karanlık av alanında sırt sırta durdular.

“Çıktı bile!!!” dedi Dora.

Labirentin yan yolunun üzerinde iki oyunbozan onlara doğru bir koşu koparmıştı. Kükreyerek üzerlerine geliyordu. İlk üzerlerine geleni Asil yakalayıp kenara fırlattı. Arkadan gelen oyunbazanı Gölge pençesiyle yakalayıp kenara fırlattı.

“Umarım çok gürültü olmamıştır,” dedi Onur.

“Hemen uzaklaşsak iyi olur!” dedi gözlerini labirentin karanlık yollarına dikerek.

“Gidelim!”

Birlikte hızla ilerleyip labirentin karanlığında kayboldular.

Seçkin takımını peşine takıp alanın her yerini nefretle arıyordu.

“Unutmayın, bu defa takımları değil, takım liderlerini avlıyoruz! Dora’yı istiyorum!!!” dedi tıslayarak.

“Ama bu yasak! O Takımlar Lideri’nin!” diye itiraz etti Filiz.

“Umrumda değil! Avcılığımı bile elimden alsalar onu istiyorum!” diye azarladı.

Takım arkadaşları bunu yapmak istemeseler de Seçkin’den korktukları için duruma daha fazla itiraz etmediler.

Anka ve ejderha takımlarıdan bir kaç avcı da yan yana labirentte ilerliyordu.

Korhan Yaman’a seslenip, “Bu çok garip! Sadece liderleri avlamak çok garip!” dedi.

“Fazlasıyla değişik bir av olsa da kural kuraldır!” dedi.

“Yani Onur’u… Kendi liderini rahatlıkla avlarım diyorsun!” dedi imalı sesle.

“Sen de Dora’yı avlayamam mı diyorsun yoksa..!”

“Benim için önemli olan Emsalsiz olmak! Geriye kalan her şeyi kolayca yaparım!”

Bu sırada Dora ve Onur karanlık alanda dikkatlice ilerlemeye devam ediyordu.

“Doruk’u hemen nasıl bulabiliriz?”diye sordu Onur.

“Buralardadır! Eminim hatta! Alana girdiğinizi çoktan görmüştür bile!”

“Neden hâlâ gelmiyor peki?”

“Planı vardır!”

“Bizimkisi kadar iyiyse çekişmeli bir av başlıyor demektir!” dedi sırıtarak.

Birdenbire bir çığlık yükseldi.

“İŞTEEE!!! ORDALAR!” diye haykırıyordu Seçkin öfkeyle.

Ardından alanda her yanı inleten kükremeler ve çığlıklar yükseldi.

Dore ve Onur bir ağızdan, “BAŞLAYALIM!!!” diye bağırdı.

Hızla ters yöne kaçmaya başladılar. Hemen Panter Takımı peşlerinde, sağlı sollu kavislerle ilerleyerek peşlerine takıldı.

Alanda öyle bir görünltü kopuyordu ki sadece labirentin içinden değil dışarıdan da kovalamaca rahatlıkla duyulabiliyordu.

Dora tam bir panter tarafından yakalanmak üzereydi ki Onur’un onu fark edip Gölge’nin pençesiyle kenara savunmasıyla son anda kurtuldu.

Panter Gölge’nin saldırısına karşılık vermek istese savrulmanın eskisiyle olduğu yere yığıldı.

Dora Asil’in jilet gibi gagasının avantajını kullanıp yeni bir panter saldırısını bu sayede bertaraf etti. Onu boğmak isteyen panterin pençelerine gagasını saplayıp savururken panter’in kükremesi labirente yankılandı.

“HADİ DAHA HIZLI!!! GERİZEKALILAR!!! KAÇIYORLAR!” diye bağırmaya devam etti Seçkin.

İkiye ayrılan yola vardıklarında Asil ve Gölge durdu. Birbirlerine baktılar.

“Hangi tarafı deneyelim?” diye sordu Onur.

“Tabii ki karanlık yol!” dedi dalga geçerek.

İkiye ayrılan labirentin daha karanlık görünen yoluna saptılar.

Avcılar gürültüyle hızla arkadan gelmeye devam ederken onları sıkıştırmaya çalışan her aykırıyı daha çok savunma yaparak onlardan kurtulmaya çalıştılar.

Kovalamaca o denli ürkütücü hale geldi ki artık Kurt Takımı (Doruk Kuzey) hariç tüm avcılar ikisinin peşindeydi.

Cılız yıldız ışıklarıyla güç bela aydınlanan labirentte kükremeler, tiz çığlıklar alanın her yanına dağılırken, hızla birbirlerini savurarak, yaralayarak ilerleyen aykırılar öfkeyle labirenti parçalaracasına ilerliyordu artık.

Savaş çıksa ancak bu kadar ortalık karışabilirdi. Labirentin her yerini darma duman ederek kaçamaya çalışan Dora ve Onur’u yakalamayı kafaya koymuşlardı. Öfkeden birbirlerini yaraladıklarının farkında bile değiller.

Dora ve Onur mavi ve kırmızı ok gibi savrularak kaçmaya devam ederken, onlardan daha kararlı oldukları her hallerinden beliydi.

Dora ilerledikleri yolun yan yolu üzerinde ikiye ayrılan yolun ortasında bir çift parıltı gördü.

“Onur gördüm!!!” onu diye bağırdı.

“Doruk mu?”

“Evet!”

“O zaman planı uyguluyoruz!”

“Tamam!”

“Kendine dikkat et!”

“Sen de!”

“Doruk’u almadan gelme!”

“Asla!”

“Alamasan bile neden gelmediğini anlamaya çalış. Bir sonraki avda işimize yarar!”

“Bunun için elinden geleni yapacağım!”

O anda alanda sanki bir fırtına koptu. Mavi ve kırmızı ışıklar her yanı kör edercesine göz ışıklarını açarken, aykırıların duvarları deler gibi kopardıkları gürültüyle her yana toz bulutu bıraktılar. Görüşü tamamiyle kapattılar.

Üç takım, Asil ve Gölge’nin bunu yaptıklarını bildikleri için kaçamasınlar diye, “KAÇMALARINA İZİN VERMEYİN SAKIN!” diye birbirlerine bağırıp çağırdılar.

Sanki toz bulutunun arkasında kolayca bulanabileceklermiş gibi etrafa bakarken birbirlerini yaraladılar yine. Tam bir kargaşa çıktı.

Dora ve Onur istediklerini alarak görüşü kapatıp, çıkan kargaşadan faydalanarak ters yöne hızla kaçmaya başladılar.

Asil Işıklarını kapattığı anda onun yerine görevi Gölge devr aldı. Onur Gölge’nin ışıklarını açık tutup görüşü engellemeye devam etti.

Dora Onur’un diğerlerini engellemaye yettiğinden emin olunca hemen onlara fark ettirmeden kaçmaya devam etti.

Işıklar ve toz bulutu etraftan kalkınca Üç takım tekrar Onur’un peşine düştüler. Uçarcasına yarış başlamıştı artık. O denli öfkeyle takip ediyorlardı ki Dora’nın Onur’un yanında ya da önünde ilerleyip ilemediğini fark etmediler bile.

“Hadi çabuk, ikisini de istiyorum!” diye bağırdı Seçkin.

Dora kovalamacadan kurtulup hızla Doruk’u gördüğünü düşündüğü yere ilerledi. Hızını ne kadar artırırsa arttırsın labirent sanki uzadıkça uzuyor, anlayamadığı şekilde bir türlü bitmek bilmeyen yol gibiydi.

Bu duruma öfkelenen Dora, “DORUKKKKK!!!” diye bağırdı. Loş labirentin duvarlarında yankılandı sesi. “BURADA OLDUĞUNU BİLİYORUM!” diye haykırmaya devam etti.

Asil’i durdurup etrafa baktı. Az ilerde gürüntülü bir ses geldi. Asil ötüşüyle etrafında topaç gibi döndü. Birden uzak bir kükreme duydu. Hemen arkasına, sesin geldiği yöne döndü.

Karanlığın içinde simsiyah bir kurt kükreyerek yavaş adımlarla ona doğru yaklaşıyordu.

“Doruk!” diye seslendi Dora yalvarır gibi.

Kurt biraz daha yaklaştı.

“Bu sensin biliyorum! Senin olduğunu biliyorum!”

Kurt hiç umursamadı. Biraz daha yaklaşıp durdu. Dora’ya gözerini dikip keskin dişlerini gösterek kükredi.

“Neden konuşmuyorsun? Doruk, o aykırının içinde sen varsın biliyorum! O gün söz vermedik ki seninle tekrar buluşacağız demedik mi? İçine çekildiğimiz bu savaştan birlikte kurtulacağız, yine Güney Yarışları’na döneceğiz demedik mi? Sadece biraz savaşacağız… O kadar demedik mi? Söz vermedik mi Doruk?” dedi ağlayan sesinde öfkeyle bağırarak. Yavaşça ona doğru bir adım attı.

Kurt öfkeyle kükredi. Fazlasıyla ürkütücü duruyordu. Sanki her an Dora’ya saldıracakmış gibiydi.

Dora geri adım atmadı. “Doruk benim! O gün beni kurtaran da sendin biliyorum! Niye konuşmuyorsun? Geri dönmeyecek miyiz?”

Yine ses çıkmadı.

“Ne oldu bilmiyorum ama seni alacağım… Doruk buradan seni alıp gideceğim… Bir şekilde seni alıp gideceğim!” dedi.

Kurt bu defa daha da öfkeyla hırladı.

Dora bunu hiç umursamadan, “Ne yaparsan yap! Seni geri alacağım!” diye bağırdı.

Kurt bir adım öne atıp salya akan dişlerini gösterdi. Ürkütücü ve yüksek bir hırlama daha geldi. Saldıracakmış gibi duruyordu.

“Anladım!!! Tamam! Demek zorla alacağım seni…’ Dedi haykırarak.

Asil’e hızla gidip açık kapaktan içeri girdi. Asil de saldırıya hazırlanır gibi pozisyon aldı.

Asil tiz çığlıklarla kurt’a saldırıya doğru geçerken onu boğazından yakalayıp yere savurdu.

Kurt karşılık olarak pencesiyle Asil’i tutup labirentin duvarına fırlattı.

Asil duvara yapışıp sendelesede hızla doğrulup kurtun ön sağ ayağına gagasını sapladı.

Acıyıla bağıran kurt kanayan ayağıyla doğruldu.

Asil’i dişleriyle yakalayıp paçavra gibi yere savurdu.

Asil tiz çığlıklarla haykırırken kanadından aldığı yaradan kan akmaya başladı.

Kurtun bacağından akan kanlar Asil’in kanadından dökülen kanları ne Dora, ne de Doruk umursamadı. O kadar büyük bir gürültü koparmışlardı ki dakikalarca birbirlerine saldırmaktan bunun bile farkında olmadılar.

Onur’un bir yerlerde zaman kazanmaya çalıştığını nihayet hatırlayan Dora, daha fazla vakti kalmadığını anlasada onlara doğru yaklaşan Seçkin’in çığlıkları artık geç kaldığını söylüyordu.

Onur görünüşe göre onları daha fazla oyalayamamıştı.

“Doruk diğerleri gelmek üzere! Hadi benimle gel lütfen!” dedi yorgun ve acıyan sesiyle.

Doruk’tan yine ses gelmiyordu.

Dora artık çılgına dönüp , “BU AV DA OLMASA BİLE BİR SONRAKİ AV DA MUTLAKA SENİ ALACAĞIM!” diye haykırdı.

Arkasında her an gelmekte olan avcıları gözledi. Diğer avcıların yaklaşmış olmasının verdiği imkansızlığa yenilip, “Doruk birbirimize söz verdik… Hem bizim için, hem Güney Yarışları için!” dedi sesinde garip bir ima vardı.

Seçkin’in çok yaklaştığını, labirentin yan yolunda olduğunu duyduğunda artık zamanın kalmadığından emindi. Hayal kırıklığı yaşa da, en azından onunla karşı karşıya geldiğinden, bir sonraki av da bunu yapmak için şimdilik vazgeçiyordu.

Üç takım birden o sırada artık yanlarına gelmiş, Seçkin’in emirlerini bekliyordu.

“İşte buradalar..! Küçük kaçacağımız, takımlar lideri ve diğer takımların arasında kaldı… Vah, vah!” dedi küçük bir çocuğa hitap eder gibi, dalga geçerek.

Dora onu umursamıyordu. Hata diğerlerini de. Oradaki tek önemli şey Doruk’tu.

Kurta döndüp sadece onun duyacağı şekilde alçak sesle, “Şimdi gidiyorum Doruk! Ama bir sonraki av da seni geri almak üzere döneceğim! Sözümden vazgeçmedim!!! Senin de geçmediğini biliyorum! Güney Yarışları’na döneceğiz tekrar!” dedi.

Etrafına baktı. Nereden çıkacağını hesaplamak için labirentin duvarlarına dikatini verince, Seçkin ona acıyan sesle, “Takımlar lideri, üç takım ve ben, bu kadar avcının arasında kaçabileceğini sanıyor olamazsın… Seni zavallı küçük yılan!” dedi tıslayarak.

“Seçkin, küçük fikirlerini ve küçük kibrini ciddi alamayacak kadar meşgulüm!” dedi aşağılayarak.

Seçkin öfkeden deliye dönerek, SALDIRIN!” diye haykırdı.

O anda büyük bir patlama oldu. Çılgın, kulakları sağır eden bir patlama. Labirentin duvarları yıkılıyordu.

Dora’nın yanındaki duvar toz bulutu içinde yıkıldı. Kocaman bir delik açıldı. Her yer toz duman olmuştu. Hiç bir avcının anlamlandıramadığı çığlıklar etrafta yankılandı.

“Ne oluyor burada? Neler dönüyor?” diye haykırdı Seçkin.

Filiz ne olduğunu anlamaya çalışırken, Doruk ve Dora bu durumu çoktan çözmüştü bile.

Yan duvarı delen Onur’du. Gölge’nin göz ışıklarıyla sadece Dora ve Doruk’un görüşünü açtı.

Onur Dora’ya doğru bağırdı. “”HADİ!!! DORA FAZLA VAKTİMİZ YOK!” diye haykırdı.

Dora oradan çıkmak istiyordu. İstemsisce Onur’a doğru yönelirken, o sırada Gölge ve kurt göz göze geldi. Birbirlerine başları ile selam verdiler.

Aralarında kimsenin anlamadığı garip bir dil ve konuşma oldu sanki. Dora bunu fark etmedi.

Gölge, çıkan karışıklıktan faydalanıp Asi’yi kanadından çekiştirerek dışarıya çıkardı.

Asil de hemen o anda göz ışıklarını açarak etrafı aydınlattı.

Onlar kaçarken Seçkin çığlıklar attı. Bir kaç avcıyı peşlerine takarken o anda açılan yarıktan Cengaver gözüktü. Kendi hizmetkârı yaptığı bozanı içeri fırlattı.

Bozan çılgına dönmüş gibi önüne gelene saldırırken, pençesiyle yakaladıklarını top gibi diğerlerinin üzerine fırlattı. Çıkan kargaşa iyiden iyiye büyürken kimin kime saldırdığı artık belli değildi.

Karışıklıktan faydalanan Dora ve Onur hızla uzaklaştılar. Suyun altına girip geldikleri yönenden kaçtılar.

Onlar gölden çıkarken, Seçkin peşlerine takılmak için fırsat kolladı. Açılan delikten onları seyredip labirentin delik duvarından çıkmak için hareket ettiği anda kurt aninden onun önünü kesti. Çılgın bir kükremeyle Seçkin’i fırlatıp attı.

Kargaşa, toz bulutu içinde devam ederken, Cengaver’in bozanı aralarından sıyrılıp kendini delikten dışarı attı. Beraberinde kurt çılgın bir kükremeyle parçalanmış taşları fırlatarak diliği kapattı. Diğer avcıların gitmesini engelledi.

Kargaşa kendi içinde durulurken, kurt hepsini tehdit ederek uludu.

Avcılar ve aykırılar sus pus oldu.

Cengaver, bozanıyla gölün altından ilerleyip nihayet dışarı çıktı.

Onur ve Ayşıl’ın yanında yer alırken, alandan yükselen kurt uluması karşında, Dora, “Seni geri alacağım!” dedi kendi kendine.

Cengaver alana bakıp, “Hayatımda yaşadığım en çılgın geceydi!” dedi.

Ayşıl şaşkın gözlerle, “Hepiniz şanslısınız!” dedi. Cengaver’in bozanına bakıp, “Aferin Kocaoğlan!” diye ekledi.

 

19.BÖLÜM

AV DÖNÜŞÜ

Alandan ayrılan üç’lü kendilerini biraz toparladıktan sonra gitmek için arkalarına baktılar.

Onur diğerlerine dönüp, “Hadi acele edelim! Avcılar peşimize düşmeden buradan hemen ayrılmamız lazım!” dedi.

Dora Asil’in iyi olduğundan emin olunca, “Tamam! Hadi gidelim!” dedi.

Hepsi birden geldikleri yönden hızla koşarak uzaklaşmaya başladı. Seyrek ağaçları geçip düz alana vardılar.

Dora birden durdu. Asil ve Gölge’ye baktı.

“Aykırılar iyi görünüyor. Ama hepimizi taşıyacak kadar dinlenmiş değiller! Fazlasıyla yorgun düştüler! Bir çözüm bulmalıyız!”

Ayşıl hemen mutlu sesi ve gülen yüzüyle, “Neyse ki yanınızda ben varım!” dedi.

Cengaver yüzünü buruşturup, “Hayrola?” diye baktı onu ciddiye almadığını belli ederek.

“Çözümü buldum!”

“Hep birilikte öylece oturacakmışız?” yoksa diye dalga geçti.

Ayşıl bozulsa da Dora’ya dönüp, bileğindeki metal ipi çıkardı. Havalı şekilde sallayıp kırbaç gibi yere savurdu. Yola tozlar içinde bir araç fırladı.

Cengaver hayretle baktı. “Bu da nedir?”

Ayşıl sadece Dora ve Onur’a anlatarak, “Aykırı bozması Emsalsiz Aracı!” diye açıkladı.

Cengaver şaşkınlığı artarak, “Nereden buldun bunu?” diye sordu.

“Senin şu meşhur hizmetkarın verdi!”

Cengaver bozana ihanete uğramış gibi hışımla yüzünü çevirdi. “Bunu bana vermeliydin seni ucube!”

“Demek ki yeteri kadar seni sevmiyor!”

“Ben buna binmem!”

“Tartışacak vaktimiz yok Cengaver!” dedi Dora. “Ayşıl ve sen buna binersin! Onur ve beni aykırılar götürür! O kadar enerjileri vardır…”

Onur Gölge’yi kontrol etti. “O çok güçlü bir aykırı!”

Dora arkasına döndüğünde alandan kükreyerek bir grup bozanın onlara çok yaklaştığını gördü.

Ayşıl korkuyla, “Olamaz! Geliyorlar!” dedi.

“Yetiştiler! Kahretsin!” dedi Cengaver.

Onur, “Hadi acele edelim!” dedi Gölge’ye binerken.

Dora da Asil’le binerken Cengaver aşağılayan bakışlarıyla, “Fikrimi değiştirdim!” deyip Ayşıl’la Emsalsiz Aracı’na bindiler.

Hızla kaçmaya başladılar. Ezberbozanlar kükreyerek peşlerine takıldı. Ezberbozanlar onlara çok fazla yaklaşınca Dora, Cengaver ve Ayşıl’ın yakalanacağı ihtimalini düşünerek, “Onur biz diğer yönden gidelim. Ezberbozanları peşimize takalım. Cengaver ve Ayşıl’ı kurtarmış oluruz!” dedi.

“Haklısın! Yoksa bu hızla yakalayacaklar!”

“Diğer yönden gidip bozanları peşimize takalım! O sırada Ayşıl ve Cengaver boşluktan faydalanıp kaçar.”

Cengaver duyduklarına inanamaz mutlulukla, “Evet! Evet! Böyle yapalım!” dedi.

Yol ikiye ayrılınca aykırılar ışıklar saçarak yan yola saptarken Ayşıl aracı karanlık tarafa çevirdi. Bozanlar aykırıların peşine düşerken onları fark etmediler. Cengaver ve Ayşıl patika yoldan çıkıp evlerin arasına dalarken Asil ve Gölge patika arazide hızla ilerleyip, bozanlardan olabildiğince hızla kaçmaya devam etti.

Bir süre sonra Asil ve Gölge bozanları atlatmış olarak Cengaver’in evine girdiler.

Cengaver ve Ayşıl, çoktan eve gelmiş, onları sapasağlam görmenin verdiği mutlulukla, “Neyse ki iyisiniz… Kurtulmuşsunuz onlardan!” dedi Ayşıl.

Cengaver yayıldığı koltuktan kalkıp, “O ucubelerden nasıl kurtuldunuz?” diye sordu.

Asil ve Gölge’yi odalarına gönderirken, “Biraz kovalamaca yaşadık… Ama onları atlatmayı başardık,” dedi Dora.

İkisi de yorgunlukla koltuğa kendini bıraktı.

Ayşıl hemen, “İçecek bir şeyler getireyim,” deyip mutfağa gitti.

Onur dalgın görünen Dora’ya bakıp, “Sen iyi misin?” diye sordu. Onun dalgın gözlerinde ne düşündüğünü merak ediyordu.

“İyiyim! Sadece yorgunum…”

Cengaver meraklı gözlerle, “Alan da işinize yarayacak bir şeyler bulabildiniz mi bari? Bunca tehlikeyi boşuna almadık umarım!” diye sordu.

“Ben bir kovalamaca ve oyalamanın peşindeydim… Birşey bulamadım tabi… Ama Dora’nın bulduğunu umuyorum… Doruk’la göz göze geldiler!”

Cengaver inanamayan gözlerle, “Konuştunuz mu?” diye sordu.

Dora umutsuz sesiyle, “Ben konuştum, ama Doruk benimle konuşmadı. Geri getirmek için uğraştım… Gelmedi…Ne olursa olsun bundan vazgeçmeyeceğim… Beni ava çağıran oydu… Bu yüzden geri döndüm! Burada olmamı istiyor… Bu av da belli ki değil, ama bir sonraki av da onu mutlaka geri alacağım!” dedi.

Cengaver gözlerini kısıp, “Seni O mu çağırdı? Madem çağırdı neden kendisi gelmedi?” diye sordu.

Onur araya girdi. “Peki, Doruk eskisi gibi miydi?”

“Ne biçim soru bu?”

“Yani sormak istediğim şey, eskisi gibi hareket ediyor muydu? Uzun zamandır görmüyorsun… Belki değişiklik olmuş olabilir! Bıraktığın gibi olmayabilir! Neden gelmediğini bilmiyoruz hâlâ…”

Dora ayağa kalkıp, “Neden gelmediğini bilmesekte beni onun çağırdın biliyorum! Bu yüzden bu av sadece bir başlangıçtı! Bir sonra ki av onu alacağım!!!” dedi kararlılıkla.

“Dora, Doruk sana saldırdı!”

“Ben de onu yaraladım!!!”

Onur onun koluna bakıp, “Birbirinizi yaralayacak seviyeye geldiniz! Korkmuyor musun?”

“O’nsuz olmak daha korkutucu!”

Onur pes ederek, “Pekala! Doruk’un neden gelmediğini bilmesekte, onlarla, yani avcılarla birlikte hepsine karşı nasıl bir şansınız olduğunu gördük! Diğer avcıları bertaraf edip bir sonraki av da onu alıp çıkacağız!” dedi.

Kararlılık dolu ifade ve gözlerinden ateş saçarak, “Bundan başka seçeneğim yok!” dedi.

Ayşıl mutfaktan pansuman için birkaç parça merhem ve bez getirince, Onur onun yaralı kolunu sardı.

Dora ayağa kalkıp, “Asil’in de yaraları var! Gidip ona da bakalım!” dedi Asil’in odasına yürüdü.

Onur’dan aldığı bezle onun kanadını sardı. Onur’da Gölge’nin yaralarına bakarken Ayşıl, “Av da iyi iş çıkardınız!”dedi.

Onları teselli ederek.

ikisi de zoraki bir tebessümle başlarıyla onayladılar.

Cengaver o sırada bozanının yaralarını sararken, “Bir hizmetkâr kolay kazanılmıyor! Bir daha asla onu bu şekilde kullanmanıza izin vermeyeceğim!” diye söylendi.

Cengaver bozanın yaralarını sararken bozan kedi gibi sesler çıkararak Cengaver’e minnettarlığını gösterdi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz