24. BÖLÜM

ANAHTARIN YENİ SAHİBİ

Cengaver’in evine dönen Dora, Onur ve onun hizmetkârı olan ezberbozanla birlikte kendilerini yorgunlukla koltuğa bıraktılar. Cengaver ve Ayşıl ortalarda gözükmüyordu. Sadece Asil ve Gölge onları sevinçle karşıladı. Asil mutlu mutlu öterken onun sesini duyan Cengaver ve Ayşıl hızla içeriden koşup yanlarına geldi.

“Sonunda gelebildiniz!” dedi Ayşıl. Merakla, “İyi misiniz?” diyerek gözlerini Onur’a çevirdi. Onur kafasını salladı.

Aykırları odalarına gönderirken Dora ve Onur üzerlerindeki paçavralardan kurtulup tekrar koltuğa oturdular. Cengaver hemen yanlarına gelip karşı koltuğa oturdu. Ayşıl’da onun yanında yerini aldı.

Cengaver, “Hadi anlatın bakalım! Neler oldu?” diye sordu. Oldukça sabırsızlanan bir hali vardı.

Ayşıl Cengaver’e gözlerini çevirdi. “Hayret ! Bu defa ezberbozanını, yani hizmetkarını önemsemedin!”

Cengaver bozulmuş suratıyla, “Benimle uğraşmaz mısın!” deyip tekrar Dora ve Onur’a döndü. “Anlatacak mısınız artık neler olduğunu! Siz gelene kadar gözümü bile kırpmadım!”

“Ben’de ona göz kulak oldum!” dedi Ayşıl. Yine kendini tutamayıp. “Siz gelene kadar huzurlu huzurlu uyudu!” dedi gözlerini devirerek.

Dora güldü. “Anlatacak bir şey yok!” dedi. Cebinden mavi ışıklar saçan esnek, hareketli anahtarı çıkarıp, “Tabii ki her zamanki gibi biz kazandık!” dedi gururla.

Cengaver yumruğunu havaya sallayıp, “Evet! Her zamanki gibi Dora… Yine şampiyon!” dedi sevinçli.

“HARİKA!!!” diye çığlık attı Ayşıl.

Cengaver gözlerini kısıp, “Seçkin’den bunu alması çok zor olmadı umarım!” diye şüpheci bir bakış attı.

“Fazla uğraştırdı denemez!” dedi Onur. “Ama yine de son anda aldığımızı söyleyebilirim!”

“Ama sonunda aldınız,” dedi Ayşıl mutlulukla.

“Aldık evet! Bunu Seçkin’e kaptıramazdık,” dedi Dora anahtarı saklayarak.

“Harika! Peki şimdi anahtar kimde kalacak?”

Onur eliyle Dora’yı işaret ederken Dora’da aynı anda anahtarı Onur’a uzatıp, “Tabii ki Onur’da kalacak!” dedi net tavırla.

“Saçmalama! Bu senin,” diye itiraz etti.

“Hayır senin!”

Onur anahtarı Dora’nın eline koyup sıkıca tuttu. “Hayır! Bu sende kalmalı… Sen kazandın!”

“Sen olmasaydın alamazdım. Aslında sen aldın. Sonra bana attın… Ve senin hakkın… Sen kazandın…”

Cengaver araya girdi. “Kimde kalacağına şu an karar vermelisiniz ve bunun ne anlama geldiğini biliyor olmalısınız!”

Ayşıl kaşlarını çattıp, “Ne anlama geliyormuş?” diye sordu.

“Şu anlama geliyor Ayşıl… Bu gördüğün şey avda büyük bir avantaj sağlayacak şey aslında… Eğer bununla ava çıkarsan ve avda köşeye sıkışırsan bununla kendini çok rahat kurtulabilir, ya da rakibini bununla avlatabilirsin! Av olmasını sağlayabilir, kendin ve bir kişiyi alanın dışına atabilirsin. Bu nasıl kullanacağına bağlı! Yani kısacası bir tür joker! İstediğin gibi kullanmakta özgürsün! İster kendini kurtarırsın, ister rakibini avlatırsın! Hayal gücüne bağlı da denilebilir!” dedi gözlerinden ateş saçarak.

Dora artık emin olarak anahtarı Onur’un ellerine koydu. Eliyle Onur’un elini kapattı. Sıkıca tutup, “Onur sen de kalmalı! Zaten senin hakkın! Ben Doruk olmadan oradan çıkmayacağım! Bunu nasıl başaracağım tam olarak ben de bilmiyorum! Ama anahtarı sen alırsan kurtulma şansın olur! Zaten benim için geldin. Seni çağırmasaydım gelmeyecektin… Bu yüzden senin almanı istiyorum. Köşeye sıkıştığında kullanmanı istiyorum! Sakın itiraz etme!” dedi kararlılıkla.

Onur onun kararlılığına saygı duyup, “Peki alacağım… Ama sen de bana söz ver, o alandan üçümüz birlikte çıkacağız! Tekrar Güney Yarışları’na döneceğiz! Söz mü?” diye gözlerinin içine baktı.

“Söz!”

“Aranızda karar verdiğinize göre o zaman mutfağa gidip bir şeyler yiyebilirim. Siz gelene kadar ağzıma lokma girmedi,” dedi Cengaver mutfağa doğru giderken.

Ayşıl ona acıyarak baktı.

Dora ve Onur tebessümle Ayşıl’ın ne demek istediğini konuşmadan anladı.

 

25. BÖLÜM

ELİ BOŞ DÖNÜŞ

 

Seçkin hava kararırken Safir Şehir’den Emsalsiz’in Kalbi’ne dönebilmişti. Eli boş dönmekten daha çok Dora ve Onur’a anahtarı kaptırmanın öfkesiyle çılgınca dönmüştü. Panter Binası’na gitmeden ona anahtar hakkında bilgi veren ezberbozanın yanında aldı soluğu. Nota’nın Kalbi’nin biraz uzağında insanlara farkettirmeden ezberbozana tehditler fırlattı.

“Nasıl oluyorda senin sadece bana verdiğin bilgiyle daha ben oraya adım attığım anda iki lider bozuntusu benden önce haber alıp oraya gidiyor haaa !!! Cevap ver, seni gerizekalı!” diye tısladı.

Ezberbozan kafasını yere eğerek, “Efendim nasıl olduğunu inanın ben de anlamadım. Nasıl haber almışlar en ufak bir fikrim yok!” diye yalvaran sesle.

Seçkin onun boğazına yapışıp tırnaklarını geçirerek, “Yalan söyleme! Bana verdiğin bilgiyi yoksa onlara da mı verdin?” diye tıslamaya devam etti.

Ezberbozan yalvararak Seçkin’in ellerini tutup boğazından çekmeye çalışarak güçlükle yutkundu. Nefes almaya çalıştı. “Hayır efendim! Böyle bir şey asla olamaz! Ben sadece size verdim bu bilgiyi!”

“Peki nasıl oluyor da öğreniyorlar haa!” diye dişlerini sıktı.

Ezberbozan hatırlayarak, “Efendim sadece bir yolu var!”

“Neymiş o?”

“Bozanlar arasında bir kuraldır! Bir bozanın bildiğini Emsalsiz’in diğer ucundaki bozan da haber alır! Bozanlar birbirlerine asla yalan söylemezler! Bu şekilde çalışırız! Ayrıca her ne kadar ben bu bilgiyi sadece size versem de, bozanlar arasında sır tutmak da bir kuraldır! Ama aramızda bazı fireler oluyor!”

“Senin gibi mesela!”

“Hayır efendim! Demek ki benden başkaları da var. Benden başka bir bozan da olabilir! Ben size nasıl size bu bilgiyi ulaştırdıysam başka bir bozan da onlar için bunu yapmış olabilir!”

“Kahretsin! Sizi gerizekalılar! Sizin boşboğazlığınız yüzünüzden anahtardan oldum. İki lider bozuntusuna onu vermiş oldum!”

“Çok özür dilerim! Bu konuda benim yapabileceğim hiçbir şey yok!” diye yalvardı.

Seçkin sivri tırnaklarını iyice onun boğazına geçirirken, “Yapabileceğim bir şey vardı gerizekalı! Onların haber almasını engellemek gibi…” Diye öfke kustu.

“Bir şey yapamazdım efendim! Nerede hangi bozandan haber aldılar bunu bile bilmiyorum.”

“Sen ne işe yararsın haaa!” diye onu yere savurdu.

Ezberbozan yerden doğrulup onun ayaklarına kapanarak, “Efendim lütfen beni ele vermeyin! Eğer bozan olarak benim bir avcıya çalıştığım duyulursa beni bitirirler!” diye yalvardı.

Seçkin onu ensesinden tutup kaldırarak, “Bana başka işe yarayacak bilgiler vermezsen onlardan önce seni ben bitiririm kuş beyinli!” diye yere savurdu.

Ezberbozan bu defa yerden doğrulmadan, “Sizin işinize yarayacak bir şey mutlaka getireceğim efendim!” deyip oradan kaçarcasına ayrıldı.

Seçkin öfkesine daha fazla yenilmeden insanların fark etmemesini sağlayıp binasına döndü.

Panter Binası’na daha girer girmez takım arkadaşlarından bazıları oradaydı. İçlerinden sıska, uzun, sarışın bir avcı, “Hoş geldin Seçkin!” dedi.

Seçkin umarsız ama öfkesini bastırmaya çalışarak, “Sana ne bundan!” diye tersledi.

“Banane mi bundan! Ah Seçkin unutuyor olmalısın… Artık takım lideri değilsin! Ama yine de takıma karşı sorumlulukların var! Nerede olduğunu ve ne zaman geleceğini kimseye söylemedin. Galip Bey de buna dahil! Bir açıklama yapacak mısın?” dedi. Artık lider olmadığı için Seçkin’ni ciddiye almıyordu.

Seçkin güç bela bastırmaya çalıştığı öfkesini takım arkadaşından çıkarırcasına onun boğazına yapışıp yere savurdu. Üstüne çıkarak, “SANA NE BUNDAN!” diye bağırdı.

Diğerleri onu kurtarmaya çalışırken hepsini tekmeyle yere savurdu.

“BANA  BAKIN  TAKIMIN  LİDERİ  OLMASAM DA HEPİNİZ  BENİM  EMRİMDESİNİZ ! BEN  NE  DERSEM  ONU  YAPACAKSINIZ !!! İTİRAZI  OLANI  DAHA  AVA  ÇIKMADAN  AVLARIM !” diye tehditler savurdu.

Takıma tehditler savururken takım arkadaşları suspus hâlde durumu zorla kabul etti. Seçkin yere tükürüp binaya yöneldi. Panter Binası artık kendi içinde bir av yaşıyor gibiydi. Karanlığı çökmüş avcıları ile, tehdit kokan bir bina…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz