26. BÖLÜM

BİR KAÇ ANI

Yöneticiler binasını terasında karanlık bir silüet, savrulan rüzgarda dalgalanan saçların arasında bir çift hüzünlü mavi göz, takımlar lideri Duruk Kuzey’in sessize karşındaki manzaraya bakıyordu. Aklında, gözünde canlanan anıda kaybolmuştu.

Güney Emsalsiz… Güney Yarışları’nın yapıldığı pistte yarışı sabırsızlıkla bekleyen seyircilerle hınca hınç doluydu. Yarışçılar başlama noktasında başlama işaretini bekliyordu. Midye kabuğu biçimdeki araçları yan yana dizilmiş on takım renklerle ayrılmış heyecanla başlama anını bekliyordu. Takımların renkleri ile boyanmış her yerde insanların çığlıklarından geçilmiyordu. Midye kabuğu araçlarının yanlarında son hazırlıklarını yapan yarışçılar birbirlerine son taktikleri veriyordu. Kırmızı takımda yer alan Onur ve takım arkadaşı sarışın, uzun boylu kız ondan taktikler alıyordu. Siyah takımda bulunan Dora ve Doruk birlikte çıkacakları yarışta ilk defa takım olmuşlardı. Dora uzun zamandır Güne Yarışları’nda Doruk’la takım olabilmek için her şeyi yapmış sonunda amacına ulaşabilmişti. Doruk yarışların tam bir usta kurdu olduğu için olabildiğince sakindi. Doruk uzun yıllardır Güney Yarışları’nda yarışmaktan yarışın en iyileri arasında bir numaraydı şüphesiz. Dora ilk defa onunla yarışacağı için hem onun kadar iyi olmadığı hem de ona ayak uydurmanın zorluğunu hissedip geriliyordu. Uzun zamandır ona olan hayranlığının yanısıra aşık olduğuda dikkatli gözlerden kaçmıyordu.

Son uyarılar yapılıp takımların hazır olmaları için birkaç saniye verilirken Dora’nın gerginliğini farkeden Doruk, “Sakin ol! Kazanacağız!” dedi.

Dora ona olan hayranlığının belli olmaması için yere bakarak, “Çok heyecanlıyım… Bu ilk yarışım değil. Ama yinede sana ayak uydurmam kolay olmayacak!” dedi.

Doruk son derece rahat ve karizmatik bir bakış fırlattı, “Bak Dora seninle ilk yarışımız olabilir ama seninle ekip olduğumuza göre bir bütün olduğumuz anlamına gelir. Bir bütün olmanın avantajını kullanmanı öneririm!” dedi.

Dora sanki biraz umutsuz, “Nasıl?” diye sordu.

Doruk ellerini onun omuzlarına koyup, “Bir yanın ilk defa yarışıyor gibi hissedilebilir ama diğer yarın tam bir profesyonel! Demek ki yüzde elli profesyonelsin! Bunun avantajını kullanarak hareket et!” dedi gözlerini Dora’nın gözlerine dikerek.

Dora’nın ona olan hayranlığı bir kez daha artarak aşık olduğunda saklamakta da güçlük çekerek, “Tamam! Dediğin gibi olsun. Elimden geleni yapacağım,” dedi.

“Hadi o zaman! Yarış başlasın!”

Dora ona gülümserken başlama işaretinin verilmesi ile tüm takımlar araçlarla bindi.

Gökyüzünde bir bulut parlaması ile birlikte yarışçılar hızla ormanlık alana doğru yöneldiler. Olabildiğince yüksek hızla birbirlerini geçmeye çalıştılar. Tüm takımlar birbirlerini ittirerek ilerlemeye devam ederken siyah takım öne geçti. Kırmızı takım hemen arkalarında onlara yetişti. Diğer takımlar onların ardında ip gibi dizilirken siyah takımda arayı açamaya başladı. Ormanlık alanı derinliklerine diğerinden önde vardılar. Heyecana kapılan Dora bir anda aracının kontrolünü kaybedip ağaca çarpacaktı ki Doruk bu durumu önceden fark edip hemen aracını onun önüne kırıp durumu hafifletti. Savrulan araçlarından ikiside inerken Doruk Dora’nın yanına koştu. Sendeleyerek kendi aracından inen Dora yapamadığı görünce utandı. Doruk’a göre düşük performanslı gördü kendini. Yapamayacağına emindi artık.

Doruk panikle, “İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu!”” diye Dora’yı kontrol etti.

Utanarak, “Hayır! İyiyim ama ben sana ayak uyduramayacağım gibi gözüküyor! Benim yüzümden yarışı kaybedeceksin!” dedi.

Doruk her zamanki kararlı ve dik duruşuyla Dora’nın yüzünü iki eliyle tutup, “Dora biz artık biriz… İkimiz bir… Ekip olmanın çok önemli bir kural vardır biliyor musun!”

“Ne?”

“Yarışta benimlesin… Hayatım diğer kalanında da benimlesin… İşte tam da bu sebepten, ya birlikte kazanırız bu yarışta, ya birlikte yeniliriz… Ya birlikte var oluruz, ya birlikte yok oluruz… Bunu sakın aklından çıkarma! Anladın mı beni!” dedi gözlerin içine bakarak.

Dora az önceki tüm olumsuz duygularından, düşüncelerinden sıyrılıp onun gözlerine bakarak, “Ama–” dedi sözü kesilerek yine de tereddüdü vardı.

Doruk, “Aması yok Dora! Sen benim yarıştaki, hayatındaki diğer yarımsın… Artık birlikte var olacağız! Anladın mı!” diye buna noktayı koyunca Dora artık emin olarak, “Ya birlikte var oluruz ya birlikte yok oluruz!” diye tekrarladı.

Birlikte gülümseyip doğruldular.

Doruk, “Hadi araçlara!” deyince yarım bıraktıkları yarışa döndüler.

Diğerleri çoktan ormanın derinliklerine ilerlemişken hemen peşlerine düştüler. Birkaç dakika sonra diğerlerine yetişebilmek ormanlık alanda hızla araçlarından indiler. Her ağacın dibine her ağacın tepesinde bakıp kupayı aramaya başladılar. Diğer takımlar büyük bir gayretle kupanın peşine düşerken Doruk diğerlerine göre daha farklı bir taktik izlemeye başladı. Uzunca bir ağacın tepesine tırmanıp tüm alanı gözüyle taradı. Dora onun ne yaptığını anlamaya çalışıp aşağıdan ona seslenerek, “Doruk ne yapıyorsun orada?Kupayı aramamız gerekiyor!” diye bağırdı.

“Ben de öyle yapıyorum!” diye Dora’ya seslendi ağacın tepesinden. Tüm alanı tatarken bir kaç metre uzaklığındaki ağacın dalları arasında mavi bir parıltı gördü ve gülümsedi. “Buldum bile!” dedi. Hızla ağaçtan inip koşmaya başladı. Dora da onun peşinden koşmaya başladı. Diğer takımlar onların hareketliliğini farkedip eşlerine düştüler.

Dora Doruk’un peşinde, “Buldun mu yoksa? Nereye gidiyoruz?” diye seslendi nefes nefese.

“Buldum evet! Acele et! Diğerleri peşimizde!”

“Tamam!”

Doruk ağacın tepesine hızla tırmanmaya başlarken Dora onu aşağıda beklemeye başladı. O beklerken diğerleri de peşlerinde artık onları yetişmişti. Doruk ağaca tırmanırken diğerleri peşinden ağaca tırmanamasın diye bileğindeki aracın ipini kırbaç gibi çekip diğer dalları kırdı. Çıkabilecekleri bütün dalları kıra kıra yukarı ilerledi.

Onur tam oraya çıkmak isterken kendi takım arkadaşı, “Bekleyelim! Ellerinden alırız,” deyince Onur, “Kendim kazanmayı tercih ederim!” diye durumdan rahatsız olduğunu belli eden bir cevap verdi.

Dora diğerlerinin arasından sıyrılıp Doruk’un ona kupa atma ihtimalini göz önünde bulundurarak aracına hızla binebilmek için eli bileğinde bekledi.

Doruk kupaya sonunda ulaşıp dalların arasından koparıp alınca , “Nihayet!” deyip öperek havaya kaldırdı. “Şimdi gidiyoruz!” diyerek aşağı baktı. Diğer ağaçlara atlayarak onu bekleyen rakiplerinden uzaklaşmaya çalıştı. Bunu yaparken yüzü, kolu, elleri her yeri dallardan yara bere içinde kaldı. Güç bela uzaklaşmaya başlarken Dora”ya seslendi, “İşaretimi bekle!” dedi.

Dora “Tamam!” diye seslenirken diğerleri Doruk’un peşine düşmüş birkaç tanesinde onun yanında kalmayı tercih etmişti.

Tam o sırada Doruk’tan bir çığlık, “DORA FIRLATIYORUM!”

“FIRLAT!” diye bağırdı Dora.

O anda Doruk kupayı Dora’ya atar atmaz Dora bileğindeki metal ipi bir kırbaç çekip yere aracını savurdu. Ormanlık alana savrulan aracına hızlı bindi. Ağaçların arasından savrularak bir panter gibi hızla ilerlemeye çalışırken yanındaki rakipleri de araçlarının ipini çekip onlarda savrulan araçlarıyla peşine düştü.

Doruk ağacın tepesinden hızla inerken havada biliğindeki aracın ipini çekip yere fırlattı. Aracının üzerine çuval gibi düşüp bindi. Onur hemen peşinde hızlı aracıyla onların peşlerine takıldı. Sıkı bir kovalamaca başlamıştı. Önde Dora, ona yetişmeye çalışan Doruk ve ellerinden kupayı almak için kendilerini paralayan diğer takımlar. Birkaç dakika sonra ormanlık alandan sıyrılıp patika yola vardıklarında Dora’ya ilk yetişen Onur oldu. Onur Dora’nın aracının önünü kesip daha fazla ilerlemesini engelledi.

Dora kaçamayacağını anlayınca aracından inip kupanın ellerinden almasını engellenmeye çalışırken Doruk sonunda yetişti.

Aynı anda diğer takımlarda kupaya hamle yaparken bir toz bulutu içinde kalan yarışçılar birbirlerine girdi. Doruk başarılı bir hamleyle tekrar kupayı alıp kendi aracına bindi.

Dora onun peşine takılıp kaçakları sırada Onur tekrar önlerini kesti. Bu defa Onur’un takım arkadaşının yaptığı bir hata yüzünden siyah takım en öne geçti. Bunu fırsat bilmeleri ile finali görmeleri uzun sürmedi.

Seyircilerin çığlıkları arasında birinciliklerini ilan ederken Dora Doruk’a zor da olsa ayak uydurmanın mutluluğuyla etrafına gülücükler saçıyordu.

Karanlık, uğultulu ıslık gibi bir rüzgar esti.

Doruk acıyla Emsalsiz manzarasına baktı. Yaşadığı eski günleri, Güney Yarışları’nı hayal ederken gözünde canlanan anı yanlız hareket etmesi gerektiğini bir kez daha anlattı ona.

Bu sırada arkasında asansörden henüz inen Okyanus Hanım ve karanlıkta kalan yüzüyle Dipsiz onu düşünceli halini görünce durdular. İkisi de birbirine baktı. Gözlerinde aynı anda canlandı.

Güney Emsalsiz…

Emsalsiz Avı’nın başlamasından sadece birkaç ay öncesi…

Güney Yarışçıları’nın düzenlendiği pistin hemen yakınlarında bir tepede iki karanlık silüet… Okyanus Hanım… Yine mavi elbisesi ve başlığı savrulan saçlarıyla rüzgarda piste bakıyordu.

Siyah paltosunun başlığını yüzünün tamamını kapatacak kadar çekmiş olan Dipsiz… Bugünü uzun zamandır bekler gibi pisti seyrediyordu.

Okyanus Hanım düşünceli ve bir o kadar da endişeli sesiyle, “Bunu yapmayı hiç istemiyorum! Dipsiz bu çok ağır! Onlar bunu taşıyabilecek kadar güçlü değiller!

Dipsiz son derece soğukkanlı sesiyle, “Ne kadar güçlü olup olmadıkları avda görürüz Okyanus! Ama illaki bir şeye üzülmek istiyorsan bu biz olmalıyız! Bunu yapmaya mecburuz!” dedi.

Okyanus Hanım piste umutsuzlukla baktı. “Ne olursa olsun bu çok ağır… Bunu herkes kaldıramaz Dipsiz!”

“Kimin neyi, nasıl kaldırılacağını bilemeyiz Okyanus! Ve biliyorsun ki onlar asla umrumda değil!”

“Senin için neyin önemli olduğunu gayet iyi biliyorum Dipsiz!”

“Madem biliyorsun onları neden seçtiğimizide artık anlamalısın!”

“Senin ihtirasların uğruna başka hayatları mahvetmek benim mutlu olabileceğim bir şey değil!”

“Olmalı Okyanus olmalı! Yoksa üzülen taraf biz oluruz! Unutma ki benim umrumda olan hiçbir şey yok… Kazanmak dışında!”

“Evet çok istiyorsun bunu! Çok da yaklaşmıştın! Ama önünün nasıl kesildiğini hatırlatmama gerek yok sanırım! Önünün nasıl kesildiğini ve nasıl tekrar bunun ihtimalini de göz önünde bulundur!” dedi gizemli öfkeli bir sesle.

“Okyanus o alandan bir defa emsalsiz olmadan çıkmayacağım!”

“Kendine rağmen mi, yoksa onlara rağmen mi? Yoksaaa–” dedi sustu.

Rüzgarın uğultulu sesiyle irkilip İkisi de anılarından sıyrılıp Emsalsiz manzarasına bakan Doruk’a bakarken bakışlarında birbirlerine anlattıkları çok fazla şey vardı.

Doruk onların geldiğinden habersiz kendi anılarında yine kaybolmuştu.

Güney Yarışlarının yapılacağı piste final günüydü… On takımdan sadece bir takım finali görebilmişti. İki asil, üç yedek takım olmak üzere beş takım vardı. Siyah takım ve kırmızı takım asiller arasında diğer üç yedek takımı gri olarak belirlenmişti. Yarış iki asil arasında geçecek yedekler bir sonraki sezon için kendilerine avantaj sağlamak için uğraşacaktı.

Siyah takım ile kırmızı takım önde diğerleri arkada başlama anını bekliyordu. Başlama anı bu defa daha heyecanlıydı. Kazanan belli olacağı için herkes çok heyecanlıydı.

Dora artık Doruk’la tam bir uyum içinde olmanın rahatlığıyla kendinden emindi. İkisi göz göze bakıp kazanmak için kendilerine söz verdiler.

Onur da takım arkadaşıyla aracının yanında beklerken onları şöyle bir sözdü. Onur Dora’ya gözleri takılmış beklerken başlama işareti gelmişti artık.

Hızla bir başlangıçla tüm takımlar toz bulutu içinde ormanlık alana doğru ilerlediler. Patikadan geçip kupayı aramaya başladılar. Hepsi araçlarından inip ağaçların dipleri, taşları, çakılırların arası ne varsa her yeri didik didik ettiler.

Dora ve Doruk kupanın peşindeyken Onur da tüm hırsıyla onlardan geri kalmıyordu. Diğer takımlar onların biraz uzağında kupayı ararken onun biraz uzağında Onur sanki karanlık bir silüet gördü. Devasa karanlık bir silüet ve sanki inceden Dora ve Doruk’u seyrediyordu.

Onur ona doğru yaklaştı. Sanki devasa bir aslan gibi duruyordu. Tam ne olduğunu anlayacaken gruptan bir ses, “KUPAYI BULDUM!!!”

Onur ve Doruk hemen sesin geldiği yöne yöneldi.

“Neredesin bulamıyorum!” diye bağırdı Doruk. Aracının ipini çekip bir işaret çaktı. Gökyüzünde ışıklar her yere havai fişek gibi saçılırken Dora hemen koşarak kendi aracıyla aynını yapıp gökyüzünde birleştirdi.

Birbirlerini buldukları anda hızlı araçlarına yönelip çıkışa yönerdiler. Kırmızı takımnda peşlerine takılması uzun sürmedi. Gri takımlarda onlara yetişmek için elinden geleni yaparken ormanlık alandan çıkıp patikaya ulaşmışlardı artık.

Bir anda Dora’nın yaptığı bir kaza sonucu yarış aninden durdu.

Dora aracının kontrolünü kaybedip savrulurken hızla takla atmaya hazırlanan aracı Onur’un sert ve ani bir manevrasıyla kesildi. Dora büyük bir kazanın eşiğinden Onur sayesinde kurtuldu. Sağlı sollu yalpalayan aracını güç bela durdurup nefes nefese aracından indi. Kazanın etkisiyle tüm yarışçılar da durmuştu. Neler olduğuna bakıyorlardı.

Dora kendini toparlamaya çalışırken Doruk panikle aracından inip onun iyi olup olmadığına baktığı sırada yaşanan kargaşadan faydalanan gri takımlardan biri kupayı kaptığı gibi kaçtı.

“BEN İYİYİM! DORUK KUPAYI ALMAYA ÇALIŞ!” diye bağırdı Dora.

Doruk Dora’nın iyi olduğunu görünce tekrar kupanın peşine düşerken geri alması ve finali görmesi sadece bir kaç saniye sürdü.

Alkışlar tüm pistte yankılanıp kalan yarışçılarda geldiklerinde Doruk elindeki kupayı Onur’a uzattı. Kaza olmasaydı Onur’un da kazanma şansının yüksek olduğunu bildiğinden Dora’ya yardım ettiği ve bu yüzden geç kaldığı için Onur’a, “Senin hakkın!” deyip verdi.

“Yakaladığımda benim olur!” dedi Onur gururla.

Doruk onun red edeceğini biliyordu. Kendiside aynı durumda olsa red ederdi.

Kazanan siyah takım olmuştu ama bu defa bir fark vardı. Seyirciler Onur’un centilmenliğinide görüp çılgınca alkışladılar. Bu durumda siyah takım ve Onur sezonun birincileri olarak kabul etmişti.

Doruk tekrar anılarından sıyılırken Emsalsiz manzarası karşısında sessiz bir fırsatı dudaklarından döküldü. “Ya birlikte var oluruz, ya birlikte yok oluruz… Mavi Rüyam…”

Okyanus ve Dipsiz onun ne söylediğini anlamasada hüznünün sebebinin kendileri olduklarının gayet farkındaydı.

 

BÖLÜM 27

İTİRAZ VE ÖFKE DOLU KONUŞMA

Doruk’un yanından uzaklaşan Okyanus ve Dipsiz asansörden inip Okyanus Hanım’nın odasına gittiler.

Dipsiz son derece sakin biçimde Okyanus Hanım’ın masasının karşısındaki perdenin önünde duran sallanan sandalye kendini bıraktı. Okyanus Hanım ona göre bir o kadar gergin ve korku dolu tavırla odanın bir ucundan diğer ucuna dolanıp durdu. Gözlerindeki endişeyle durup Dipsiz’e döndü. “Onların da hayatını bu şekilde mahvetmeye hakkımız yok!”

Dipsiz son derece rahat ve umarsız tavrını sürdürüp, “Kimin hayatı ne kadar mahvoldu bu beni hiç ilgilendirmiyor Okyanus,” dedi ayak ayak üstüne atarak.

Okyanus Hanım bu cevaptan rahatsız, “insanların hayatlarının mahvolması seni ilgilendirmiyor bundan eminim… Ama şunu unutma Dipsiz her zaman senin istediğin olmayabilir!” dedi. Sesinde garip bir ima vardı.

“Benim istediğim olacağım Okyanus olacak!”

“Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun anlamıyorum!”

“Anlamalısın Okyanus, ben kazanmak için yeniden başladım bunun için hiçbir şeyi umursamam hiçbir şeyi görmem!”

“Ya öyle mi! Belki gören duyan birileri vardır!” dedi karanlık sesle.

Dipsiz onun neyi kastettiğini hemen anlamış olacak ki birden öfkelenip, ” Kimse görüp duymayacak Okyanus! Çünkü avı ben başlattım… Kimsenin haberi olmayacak! Sadece ben..!” Dedi Son kelimeyi vurgulayarak.

Okyanus Hanım endişeli gözlerle, “Ama bu defa kararlı ses tonuyla, “Ne yaparsan yap Dipsiz Emsalsiz de seni engelleyen biri her zaman çıkabilir!” dedi.

Dipsiz bu defa ayağa kalkıp öfke kusarcasına, “O biri hiçbir zaman çıkmayacak Okyanus!” diye bağırdı.

“O zaman diğeri çıkar!”

“Diğeri zaten kayıp!”

“Kaybolanı bulmak da aynı kişiye düşer o hâlde!”

“Sen kimden yanasın Okyanus benden mi yoksa ondan mı?”

“Kimden yana olduğum konusu sadece beni ilgilendirir Dipsiz! Ama şunu bilmeni isterim O biri eğer yaptıklarından haberi varsa korkmak hatta geri adım atmak bile seni kurtarmaya yetmeyecektir!”

“Beni kimse durduramaz Okyanus!” dedi her kelimeyi heceleyerek.

“Yerinde olsam bu kadar emin olmazdım Dipsiz! Son yaşadığın hezimet hala aklımızda! Zafer, Galip ve tabii ben… Ne yaparsan yap onları, hatta en nefret ettiğini durdurabilecek gücün yok! Olsa bile başa çıkamassın!”

“İşte tam da bu yüzden onun haberi olmadan bu avı bitireceğim ve kazanan ben olacağım! Ve benimle kimse baş edemeyecek!” dedi öfkeyle. Arkasına dönüp perdeye gözlerinden ateş saçarak baktı. “Bu defa kazanan ben olacağım!” dedi hışımla odadan ayrıldı.

Okyanus Hanım korkuyla perdeye bakıp içini çekti. “Dora ve Doruk’un hayatını mahvettik… Onur ve Seçkin de buna dahil… Umarım senin yapabileceğin birşeyler vardır!”

Koltuğuna özenle oturdu. Düşünceyle pencereden dışarı baktı. “Seni ne kadar özledim! İkinizi de çok özledim çocuklar!” dedi kendi kendine. Perdeye tekrar gözlerini çevirdi. “Kimse sizin gibi olamaz, hiç kimse sizin kadar vazgeçilmez olamaz!”

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz