37. BÖLÜM

GERİ DÖNEN BOZAN

Okyanus Hanım’nın odasında tüm yöneticiler son bir toplantı halindeydi. Sezonun son avının yapılmasına saatler kala garip bir şekilde endişeli görünüyorlardı. Oldukça gergin olan Zafer ve Galip Bey, pencerenin dibinde derin derin nefes alıp sakinleşmeye çalışıyordu. Her zamanki karanlığında, sandalyesinde oturan Dipsiz bile bu defa eskisi kadar rahat olmadığı, sürekli salladığı ayağından belliydi. Okyanus Hanım gözeri tavanda, odasının ortasında gerginlikten dişlerini sıkıyordu. Karşılarını çatıp birden Dipsiz’e döndü. “Bu defa olmaz Dipsiz! Bu defa olmaz!”
“Bu defa zaten olmayacak Okyanus!” dedi Dipsiz.
Birdenbire çılgın bir öfkeyle Zafer Bey bağırdı. “DAHA ÖNCE NELER OLDUĞUNU GÖRDÜK! NASIL BU KADAR APTAL OLABİLİYOSUN!”
Galip Bey’de Zafer Bey’den aşağı kalmaz öfkeyle, “İLK AVIN NASIL SONUÇLANDIĞI ORTADA! SENİN HIRSIN YÜZÜNDEN ASLA ONAYLANMACAK BİR AV DAHA YAŞANDI. O AVIN DA EMSALSİZ’İ OLAMADIĞIN GİBİ NEREDEYSE TÜM EMSALSİZ’İN SONUNU GETİRİYORDUN.”
“TABİ BUNA SEBEP OLABİLCEK AVCILARI AVA DAHİL ETME BAŞARISI DA DENİLEBİLİR,” diye bağırmaya devam etti Zafer Bey.
“ZAFER ÇOK HAKLI. EĞER O İKİSİ GERİ DÖNERSE NELER OLABİLİR, NELER YAŞANABİLİR HİÇ DÜŞÜNDÜN MÜ?”
Okyanus Hanım iki yöneticiyi sakinleştirmek için elleriyle koltuğu işaret edip oturmalarını söyledi. Onlar homurdanarak ayakta kalmaya inat ederken pencereden dışarıya gözlerini dikti. “Beyler bence boşuna endişe ediyosunuz. Adlarını bile söylemekten korktuğumuz iki avcı geri dönecek olsaydı şimdiye kadar zaten dönmüş olurlardı. Av başlayalı uzun zaman oldu. İnanın bana, daha av başlamadan önce bunun endişesini ben de yaşadım. İkinci sezon sadece birkaç saat sonra bitmiş olacak ve hâlâ ortada yoklar. Bu da gösteriyor ki, onlar Emsalsiz Alan’da çoktan yok oldular. Tıpkı diğeri gibi…” Dedi derin derin içini çekerek.
Dipsiz sanki biraz sinirli ses tonuyla, “Yoksa onların geri dönmesini mi isterdin Okyanus?” diye sordu.
“Çok tehlikeli gidiyorsun Dipsiz… Hem de çok! Avı tekrar başlatmaktan yana olmadığımı daha en başında söyledim. Zafer ve Galip’de benimle aynı fikirdeydi. Söyleyebileceğim umarım bu defa av planladığın gibi gider. Bundan hoşlanmayacaksın belki, ama bazı söylentiler var.”
“Ne söylentisi?”
“Bozanlar arasında gergin bir hava dönüyormuş.”
“Bozanlar şu ara düşünmek isteyeceğim en son şey!”
“Bence düşünmelisin. Sonuçta onları sen yönetmiyorsun.”
“Ben onların yöneticisiyim!!!”
“Evet! Sedece yönetici! Ama yöneten değil!”
“Ne demeye çalışıyosun?”
“Geri dönmeyeceklerini düşünüyorum ama–”
“Ama ne Okyanus!” diyerek Zafer Bey Okyanus Hanım’ın sözünü kesti. “Daha biraz önce bunun olmayacağını söylemiştin.”
“Yoksa böyle bir ihtimal mi var?”
“Beyler, evet bunun olmayacağını söyledim. Ama yine de her ihtimali düşünmek zorundayız.”
“Herhangi bir duyum mu aldın?”
“Hayır! Sadece birkaç saat sonra ikinci sezon avı yapılacak ve bunun sorunsuz geçmesini istiyorum.”
Garip bir şekilde Zafer ve Galip Bey birbirlerine kaçamak bakışlar fırlattı. Bu sırada Dipsiz orayı terk ederken Okyanus Hanım Dipsiz’in ardından derin bir düşünceye daldı. Kapıya bakarak, “Dipsiz varken sormak bile istemedim! Peki sizce geri dönemleri mümkün mü?” diye sordu.
Zafer Bey kaçamak bakışlarını saklamaya çalışırken Galip Bey yüzü pencerede, “Saklamana gerek yok Okyanus, dönmelerini istediğini biliyoruz! Biz de kabul etmek zorundayız. Bu imkansız! Nasıl yok oldukları ve alanda nasıl kayboldukları ortada!” dedi.
Zafer Bey gıcık tutmuş gibi yalandan boğazını temizleyip zoraki ciddiyetle, “Okyanus onları içten içe nasıl sevdiğini biliyoruz. Sebebinde Dipsiz’i alt edebilecek tek avcıların onlar olduğunun farkında olman. Ama şunu unutmaki, üç kişi başladıkları avı, iki kişi kalmak uğruna alanı, avcıları ve hatta Dipsiz’i darmadağın ettiler,” dedi.
“Bunlar seni korkutuyor mu?” diye sordu Galip Bey.
“Eğer Dipsiz ve onlar arasında seçim yapacak olsaydım, emin olun O ikisini seçerdim.”
“Buna inanmamızı bekleme! Dipsiz’in senin için ne ifade ettiğini hepimiz biliyoruz.”
“Tam da bu yüzden onların geri dönmesi şart!”
“Neden?”
“Görmüyor musunuz!!! Dipsiz kontrolden çıkmak üzere ve elimizden hiçbir şey gelmiyor.”
“Eğer onlar dönerse işin tehlikesi kat be kat artar.”
“En azından bi şansımız olur!”
“Ne şansı?”
“Dipsiz’e karşı savaşma şansı!”
Biredenbire sohbetin karanlığı çöktüğü oda da üç yönetici pencereden yükselen parıltıya yöneldi.
Emsalsiz’in Kalbi’nde tüm binalar yine ekrana dönüşmüştü. Halk sezonun son avına ve av sırasında yaşanacak tüm çılgınlıklara hazır, cadde ve sokaklarda yerlerini almıştı. Karamel ‘de konuşma yapmak için yerini alırken, insanlar çığlıklar ve tezahüratlara avın bir an evvel başlamasını istiyordu. Karamel eliyle onların susmasını işaret edip konuşmaya başladı.
“HEPİNİZ HOŞGELDİNİZ! BUGÜN BURADA YİNE ÇILGIN BİR AVA ŞAHİT OLMAK İÇİN TOPLANDIK. ARTIK HEPİNİZİN BİLDİĞİ ÜZERE İKİ LİDERİN SAFİR ŞEHİR’DE BULUNMASINDAN DOLAYI AV ŞU AN SAFİR ŞEHİR’DE YAPILACAK. BİZLER, YANİ EMSALSIZ’İN KALBİ OLARAK BURADAN AVI SEYREDİP, YAŞAYACAĞIZ. SAKIN ENDİŞENİZ OLMASIN, ONLAR SANKİ YİNE BURADA GİBİ AVA TANIKLIK EDİP, YAŞANANLARA ORTAK OLACAĞIZ. SADECE BİRKAÇ DAKİKA SONRA AV YİNE BU SOKAKLARDA, YANSIMALARI İLE KARŞINIZDA OLACAK.”
İnsanlar çığlık çığlığa avın başlamasını beklemeye başlarken ortam birden karanlığa bürüdü.
Safir Şehir’de Cengaver’in evinde son hazırlıklarını yapmış olan Dora ve Onur, zırhlı kıyafetleri üzerlerinde girişe doğru yürüdüler. Son derece havalı kıyafetlerinden sonra aykırılarının da zırhlarını konrol ettiler. Bu sırada Ayşıl ve Cengaver yanlarına geldi. Cengaver hâlâ anlam vermeği suratıyla elindeki tavuk butunundan kocamam bir ısırık alıp, aykırılara dikkat kesildi.
“Hâlâ anlamıyorum!”
“Neyi anlamıyorsun Cengaver?” diye sordu Onur.
Cengaver ağzındaki tavuk parçasını yutmaya çalışırken Ayşıl, “Neden normal insanlar gibi masada değil de ortalık yerde yemek yediğinidir! Ama üzülme Cengaver, sen hiç normal olmadın,” dedi. Yine Cengaver’i delirtmek istiyordu.
Cengaver tavuk butunun kemiğini de dişleriyle sıyırıp, kenara fırlatıp atarken, “Ben de hiç senin kadar geveze olmadım,” dedi homurdanarak. Aykırılara tekrar dönüp zırhlarını gözüyle taradı. “Bu zırhları kendileri alıp, hatta sizinkileri de yanına ekleyip, kimseye fark ettirmemeleri gerçekten çok ilginç!”
Dora Asil’in tüğlerini okşadı. “O çok zeki bir aykırı! Benim için şaşırtıcı değil!” dedi.
Onur Gölge’nin zırhını düzeltirken, “Gölge her zaman bir adım önde onlan nadir aykırılardan. Bu çok doğal,” dedi.
Cengaver asla iknâ olamamış görünüyordu. “Yine de akla yatmıyor. Siz Emsalsiz’in Kalbin’de oradan oraya yakalamadan dönüp dolaşırken bu şeylerin Aykırı Korunağı’ndan çıkıp, takım binalarınızdan en ufak bir sorun yaşamadan bunları alıp tekrar Aykırı Korunağı’na dönmeleri, kulağa hiç mantıklı gelmiyor. Üstelik siz böyle bir emir vermemişken. Oradan ayrılmamalarını özellikle emretmişken!”
Ayşıl bir an gözerini kısıp şüpheci ifadeye büründü. Cengaver’in söyledikleri çok mantıklı gelmişti. “Buna katılmak istemem, ama Cenaver haklı olabilir,” dedi.
Dora ikisine birden, “Bakın arkadaşlar, aykırılar bize çok bağlı. Bunları yapmaları bize şaşırtıcı gelmiyor. Bırakın bu gereksiz konuşmayı da bizimle burda mı vedalaşacaksınız, yoksa alan yakınlarına kadar eşlik edecekmisiniz ona karar verin,” dedi.
Cengaver hızla mutfağa koşup önceden hazırladığı yiyicek çantasını sırtına aldı. “Tabi ki sizinle alan yakınlarına kadar geleceğim.”
Ayşıl’da aykırı bozması aracını çoktan girişe çıkartmış, “Ben hazırım bile,” diye seslendi.
Dora ve Onur gülerek aykırılarına binerken Cengaver’de Ayşıl’ın aracına binip onları takipe koyuldular. Daha önce gittikleri, sezonun son avının yapılacağı alana hızla yola çıktılar. Bir süre saat sonra alanın birkaç metre yakınlarına varınca hepsi birden aynı anda durdu. Aynı anda inip, karanlığın içinde alanı zar zor görebildiler. Alanın girişi bu defa sonuna kadar açıktı. İki yanında hazırolda bekleyen bozanlar vardı. Alana avcıların dışında en ufak birşeyin girmemesi için bekliyorlardı. Birkaç cılız yıldız ışığıyla aydınlatılmaya çalışılmış alanın etrafında garip bir sessizlik hakimdi. Sanki av gizli saklı başlatılmak istercesine etraf fazla suskundu.
Dora bu duruma anlam veremedi. “Onur sence de fazla sessiz değil mi?”
Onur alandan gözerini ayırmadan, “Gariplik bekliyorduk zaten, değil mi!” dedi.
“Bekliyor olsak da fazla sessiz!”
Cengaver birden ıslık gibi yükselen sesin geldiği yönde baktı. “Olmaz! Saklanın!” diye panikle yere yattı.
Diğerleri ne olduğunu sormadı. Hepsi durumun ne olduğunu tahmin edip yere yattı. Asil Ayşıl’ın aracını çalıların arasında itip kendisi de yanına pustu. Gölge’de çalıları kendine kalkan yapıp saklanmaya çalıştı.
Dora kafasını kaldırmadan, “Geliyolar mı?” diye sordu fısıltıyla.
“Hem de fena hâlde!”
O anda ıslığın yerini sert bir rüzgar dalgası aldı. Takımlar lideri en önde, peşi sıra ankalar, ejderhalar ve panter takımları, jet gibi süzülüp alana giriş yaptılar.
Onur kafasını yavaşta kaldırıp alana baktı. “Av başlıyor Dora! Takımlar alana girdi. Bizim de hemen girmemiz lazım!”
Dora hemen silkinerek ayağa kalktı. Asil’i yanına çağırıp hızla açılmış kapağından içeri girdi. Onur’da aynını yaparken Cengaver ve Ayşıl veda vaktinin geldiğini anlatıp ağlamaklı onlara baktılar.
Ayşıl, “Kendinize dikkat edin,” derken gözlerinden süzülen yaşlara engel olamadı.
Cengaver söylemekte kararsız görünse de bu defa kendini olabildiğince zorlayarak, “Alanda ikinizden ve Doruk’tan başka kimseye güvenmeyin!” Hatta o aykırılara bile!” dedi.
Ayşıl şok bir bakış fırlarken ne Dora’nın ne Onur’un bunu düşünmek için vakti kalmadığından, “Siz de ! Mutlaka geri döneceğiz!” dedi Dora.
“Ayşıl seni tanımak güzeldi! Cengaver, seninle yine Güney Yarışları’nda buluşacağız,” diye seslendi Onur uzaklaşırken.
Asil ve Gölge hızla çalıların arasından sıyrılıp alana doğru havalı bir giriş yaptı. Bozanlar onların gelmesini sabırsızlıkla bekliyor gibi hiç şaşırmadılar. Anka ve ejderha liderlerinin alana girmesinin ardından giriş kayalarla kapatılarak duvara dönüştü.
Ayşıl hâlâ şok içinde Cengaver’e bakarken, “Ne demek aykırılara bile güvenmeyin! Bu ne demek!” diye sordu.
Cengaver umutsuz, “O aykırılar ikisine ait değil bana kalırsa!” dedi.
“Kime ait?”
Birden korkunç bir kükreme duyuldu. Cengaver ve Ayşıl arkalarını dönüp baktığında karşılarında onu bulmayı hiç beklemiyordu. Yanık gibi görünen suratıyla Cengaver’in hizmetleri olan bozan, tam karşılarında duruyodu.
Cengaver soru sormaktan korksa da bunu yapması gerektiğinden titrek sesle, “Demek sen! Nasılsın görüşmeyeli? Seni çok özledim dostum!” diye yalan söyledi. Bozanın kendisine kızgın olmasından emindi.
Ayşıl Cengaver’in yanına sinmiş, “Bana kalırsa hiç de konuşmak, ya da sohbet etmek için gelmiş gibi durmuyor,” diye fısıldadı.
“Ne yapabilirim Ayşıl, söyler misin? Baksana ikimizi de şuracıkta yok edebilir!” dedi sessizce.
“Yalvarabilirsin mesela.”
“Onca köle muamelesinden sonra mı!”
“Seni yok etsin o zaman. Ben bişey yapmadım ona.”
“Kemiklerime kadar midesine indirirken bunları söylerim kendisine.”
Bozan korkundan sinmiş ikiliye sinsi sinsi güldü. “Boşuna korkmayın! Sizi efendim Sonsuz Son istedi! Sizinle ilgili kararı kendisi verecek. Oyalanmayın! Önüme düşün ikiniz de!” diye kükredi.
Cengaver ve Ayşıl sürükledikleri adımlarıyla elleri havada bozanın önünden giderken Cengaver kendini tutamayıp, “Sonsuz Son bize ne yapacak?” diye sordu.
Bozan homurdanarak, “Senin fazla şey bildiğini düşünüyor. Bu yüzden istedi,” dedi.
Onlar karanlıkta kaybolurken avın artık resmen başladığını gösterek yıldız ışıkları yanıp söndü.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz