22. BÖLÜM

SAFİR ŞEHİR’İN ANAHTARI

Cengaver yatağında uyurken, hizmetkârı yaptırdığı ezberbozan hışımla odasına girdi. Kükreyerek onu yatağında sarstı.

Cengaver baygın gibi uykudan kalkarken yarı açık gözleriyle, “Senin derdin ne haa! Ne yaptığını sanıyorsun böyle! İnsan böyle mi uyandırılır?” diye haykırdı.

Salkım saçak pijamaları ile tekrar yatağa kendini bırakırken ezberbozan onu omuzlarından tutup tekrar kaldırdı.

Kukuletası kafasından düşerken, “Ne istiyorsun benden seni ucube yaratık!” diye azarladı.

Ezberbozan kulağına yaklaşıp uzunca bir şeyler fısıldadı.

“NE? NE ZAMAN? HAYIR!!! OLAMAZ! BUNU DORA’YLA ONUR’A HEMEN SÖYLEMELİYİM! ÇEKİL ÖNÜMDEN!” diye ezberbozanı itip yatağından fırladı.

Gürültülere uyanmış olan Dora ve Onur neler olduğunu anlamaya çalışırken Cengaver, “Ben de sizi uyandıracaktım!”dedi panikle.

“Cengaver haykırışların uyandırdı zaten! Neler oluyor?” diye sordu Dora.

“Durum çok ciddi! Konuşmalıyız!”

Cengaver’le birlikte hepsi koltuğa otururken Ayşıl da artık uyanmış onların yanına gelmişti.

“Az önce hizmetkârım olan ezberbozan bana birşeyler söyledi.”

“Senden ayrılıyormuymuş?” diye dalga geçti Ayşıl sırıtarak.

“Kes sesini Ayşıl! Senin böyle bir hizmetkârın olmadığı için beni kıskanma artık!” suratını aştı.

Dora sabırsızlanarak, “Hadi anlat artık! Sorun ne?” diye duruma odakladı.

“Sorun şu ki Dora, ikiniz, hatta diğer avcılar, ama bana kalırsa daha çok liderleri ilgilendiriyor bu durum!”

“Ezberbozan ne söyledi tam olarak?” diye sordu Onur ciddiyetle. Kaygılanmış görünüyordu.

“Ezberbozanım, yani hizmetkârım eski arkadaşlarından aldığı bilgiye göre, biraz önce de bana söylediği kadarıyla önümüzdeki ilk av için bazı avantajlar, daha doğrusu avantaj olabilirmiş!”

“Ne avantajı?” diye sordu Dora.

“Av’da avantajlı konuma geçmek isteyen Seçkin tahmin edeceğiniz üzere karanlık işlere girişmiş! Avı kazanmayı şansa bırakmak iştemediği için bir yol aramış ve bulmuştu da… Henüz ona ulaşamasada ne yapıp ne edip bunu yapmamın peşindeymiş!”

“Niye böyle bir şey yapmak istiyor ki? Zaten lider! Bu ona yemiyor mu?” diye Onur şüpheyle baktı.

“Bunu duyduğunuza inanamayacaksınız ama geçerli bir sebebi var!”

“Ne?” diye sordu Dora.

“Sıkı durun! Doruk, yani Takımlar Lideri Doruk, onun liderlerliğini elinden almış!”

“NEE!!!”diye haykırdı Ayşıl hepsinden önce hayrete düşerek.

“Şaşırmakta haklısın Ayşıl ama, evet, bunu yapmış!”

“Neden peki?” diye sordu Dora. Ayşıl gibi bağırmadı ama gözlerinde çılgın bir merak vardı.

“Kurallar! Daha doğrusu Doruk’un kuralları destek abartmış olmayız! Doruk onun kuralları çiğnediği için liderliğini aldığını söylemiş ama, herkes sana saldırdığı için olduğunu söylüyor! Av sırasında seni avlayan sadece kendisi olması kuralını koymuş, diğerlerini Onur’a yönlendirmiş…. Seçkin de seni düşmanı kabul ettiği için tabii rahat durmamış ve sonuç… Artık lider değil!”

“Ooo çok romantik!” dedi Ayşıl hayran hayran. Birdenbire yumuşacık olmuştu sanki.

“Onu avlaması mı romantik?” diye Cengaver hayretle baktı.

“Hayır tabii ki! Koruması!”

“Onu yaraladı farkında mısın?”

“Dora onu daha ağır yaraladığıdan şüphemiz yoktur herhalde! Onun Dora’ya ne kadar önem verdiğini görmüyor musun?”

“Neyse ne! Kesin artık! Konumuz bu değil! Önemli olan Seçkin’in liderlikten atılması! Neyin peşinde olduğu!” dedi Onur. Garip bir şekilde durumdan rahatsız olmuştu ve saklamakta zorlanıyordu. Cengaver’e dönüp, “Hadi anlatmaya devam et!” diye konuya dönmeye çalıştı.

“Anlatayım… Seçkin liderliği elinden gidince kafayı Dora’ya iyice takmış! İlk avda Dora’yı alt etmeyi kafaya koymuş ama lider olamadığı için bu şekilde yapamayacağının farkında! O yüzden durumu avantaja çevirecek bir çözüm aramış ve bulmuşta!”

“Ne bulmuş?” diye sordu Dora.

“Safir Şehr’in anahtarı!”

“O da ne?” diye sordu Onur merakla.

“Safir Şehr’in anahtarı… Bir çeşit zor durumda joker! Onu almak isteyen Seçkin, avda eğer bir şekilde köşeye sıkışırsa, onunla kurtulmanın peşinde… Avda iyi bir kurtarıcıda denilebilir!”

“Bulmuşmu onu yoksa?”

“Onu bulmak kolay değil! Bulduğunu sanmıyorum! Ciddi riskler barındırıyor! Bu riskleri göze almadan onu bulması imkansız!”

“O halde biz ondan önce davranıp bulalım anahtarı!” dedi Onur ayağa kalkıp.

“Aynı fikirdeyim!” dedi Dora da ayağa kalkarak.

“Ne! Delirdiniz mi? O hiç kolay değil! Duyuyor musunuz beni?” diye Cengaver itiraz etti hemen.

Onur Dora’ya kararlı gözlerle baktı, “Biz yaparız!”dedi.

“Biz yaparız!”diye karşılık geldi Dora’dan aynı kararlılıkla.

Cengaver ayağa kalktı. “Bana bakın! Siz İki deli, bu hiç kolay değil! Anlıyor musunuz söylediklerimi? Duyuyor musunuz? Hem önemli bir detay var! Onu yanlız bir kişi alır ve bir kere kullanılabilir!” dedi inatla.

“Fark etmez! Ha ben ha Onur! Biz de kalsın yeter!”

Aykırıların olduğu odaya yönelirlerken Cengaver arkalarından bağırdı. “Hey, hey, hey, hey, durun bakalım! Ne yapmaya çalışıyorsunuz!”

“Asil’i alacağım! Vakit kaybetmeden yola koyulmuş oluruz!”

“Böyle olmaz!”

“Neden?”

“Asil ya da Gölge’yi alamazsınız! Anahtar Safir Şehr’in binalarından birinde! Bu şehrinde aykırılarla birlikte görüldüğünüz anda anahtarın peşindeyken sizi bulmaları on kat daha kolay! Seçkin de orada olacaktır! İkiniz de aykırılarla yapamazsınız!”

Onur durumu umursamadan, “Sorun yok! Çok da zor olmasa gerek! Daha önce onlarla dolaştık görünmeden! Yine yapabiliriz!” dedi.

“Bu defa ben gelmem ona göre! Madem beni dinlemiyor tehlikeleri umursamıyorsunuz beni karıştırmayın!” dedi çocuk gibi yalvaran gözlerle bakıp, dudağını büzdü.

Onur güldü. “Dora ve ben hallederiz! Sen aykırılara göz kulak ol yeter! Maden daha riskli onlarsız yaparız bu defa! Aykırıları almaktan vazgeçtim!”

Dora Asil’e gözerini dikerek, “Onu riske atmak ben de istemem! Almayalım pekala!”

“Harika! İşte bu güzel haber! Size kolay gelsin o halde!” dedi mutlulukla.

“Dora, ben gelebilir miyim?” diye sordu Ayşıl hevesle.

“Hayır olmaz! Sen burada kal! Cengaver’e göz kulak olmalısın! Asıl, Gölge ve Cengaver sana emanetler!” dedi sırıtarak.

İmalı bir bakış fırlattı Cengaver, gözlerini kısıp yüzünü buruşturdu.

Ayşıl istemeyerek kabul edip, “Peki! Haklısın sanırım!” dedi.

Onur ve Dora yola çıkarken Onur Cengaver’in ezberbozanını çekiştirerek yanlarına alıp yola koydular.

“Bunu ödünç alıyorum!” diye seslendi Onur.

“Fazla hor kullanmayın! Bana gerekiyor!” diye arkalarından bağırdı.

“Kimse senin kadar kötü kullanmaz!” diye itiraz etti Ayşıl.

Cengaver somurtarak uyumaya gitti.

“Bir de buna aykırı emanet ediyorlar!” diye söylendi Ayşıl, Asil ve Gölge’nin olduğu odaya bakıp.

23. BÖLÜM

BOZANLARIN ARASINDA

Dora, Onur ve yanlarında zorla sürükleyerek aldıkları ezberbozanla yola çıktılar. Boş bir sokağa geldiklerinde onu karşılarına aldıp durdular.

Onur ezberbozana gözerini dikip tehditkâr bakışlarla, “Evet! Söyle bakalım nasıl alacağız anahtarı! Bize avda avantaj sağlayacak o şeye nasıl ve nerden ulaşabiliriz?” diye sordu.

Ezberbozan etrafına baktı. Şüpheli ve tedirgin bakışlarıla, “Bunu sır olarak aldım… O yüzden biraz sessiz ol… Yoksa bozanlar arasında ihanet olarak kabul edilir ve sonum olur!” diye hırladı.

“O zaman söylemekte acele et! Onu Seçkin’den önce almalıyız! Ne yapmamız gerekiyor?” diye sordu Dora.

“Beni takip edin!”

Ezberbozan önde Dora, Onur arkada Safir Şehr’in karanlık sokaklarında ilerlediler.

“Birazdan bozanların sıklıkla yaşadıkları aynı zamanda saldırgan oldukları mekâna varacaksınız… Oraya varınca siz küçük dükkanlar ve evler arasından ilerleyip puslu bir binaya ulaşacaksınız… Dışarıdan bakınca bina yanıp sönüyor! Zaten hemen anlayacaksınız onun aradığınız bina olduğunu! Çatı katına çıkıp, orada odalardan birinde!”diye fısıldayarak kükredi.

“Sen neden bizimle gelmiyorsun?” diye sordu Dora şüpheyle.

“Onlara ihanet ettiğim anlaşılmasın diye tabi ki!”

“Başka bir sebebi yoktur umarım!”

“Nasıl başka bir sebebim olabilir ki?”

“Cengaver’in sana güveniyor olması benim de güveniyor olduğumu göstermez! Nede olsa kendi ırkın!”

“Geldik sayılır!” dedi ezberbozan karanlık sokaktan pis, ışıklı meydane vardıklarında!”

“Hangi oda? Bilmiyor musun?”diye sordu Onur meydanı gözleriyle tarayıp.

“Bunu ben de bilmiyorum! Bulmak sizin yeteneğinize kalmış!” dedi hafifçe sırıtarak.

Dora sinirlenmiş suratı ile ona bakınca, “Sadece şaka! Yol konusuna gelince, gideceğiniz zaman ayrı ayrı ilerlemenizi öneririm, konserde o kadar çok kendinizi gösterdiniz ki bozanlar sizi yan yana görünce hemen hatırlar, yüzünüzü saklamanızı söylememe gerek yok sanırım!” diye sırıttı yine.

Onur Dora’ya döndü.”Bu defa haklı!” dedi gözüyle etrafı tararken.

“Yüzümüzü saklasak yeter! Ayrı ayrı ilerlesekte orada buluşacağız zaten!’

Eberbozan yağlı, eski yırtık çantasından çıkardığı uzun, pislik içindeki iki paçavrayı onlara uzattı. “Bunları da giyin! Onlara daha çok benzersiniz! Yeterince eski, iğrenç ve pisler!” diye hırladı.

Dora iğrenerek baktı. “Yırtık sökük ve oldukçada iğrenç kokan uzun paltoyu tiksinerek alırken, “Niye bu kadar pis olmak zorundasınız?” diye söylendi.

Onur sırıttı. “Koklamamaya çalış!” dedi. Kendiside tiksinerek giyince bu defa da Dora güldü. “Sen de bakmamaya!” diye karşılık verdi.

“Yola çıkalım!” dedi başlığını kafasına geçirerek. Yüzünü saklamaya çalıştığı başlık, pislikten kalıp gibi olmuştu ve kafalarında kafes gibi duruyordu.

“Sen binanın orada bizi bekle!” dedi Dora ezberbozana.

“Siz önden gidin! Şüphe çekmeyelim!”

“Tamam!” dedi Dora. Onur’la sokaktan birlikte çıkıp ezberbozanın söylediği gibi karanlık mekana ayrı ayrı yol aldılar.

Saklı Sokak, sadece ismiyle değil, gerçekte de her yerden saklanmış gibiydi. İnsan kırıntısı yoktu. Her yer ucube yaratık bozanlarla doluydu. Gözün alabildiği her köşe başında cirit atıyorlardı. Pislikten kokuşmuş yollar, balçıklı gibi camlara sahip dükkanlar, kırılmış lambaraların titrek ışıkları arasında dikkat çekmeden yürümeye devam etti Dora. Karanlık dar yoldan ilerlerken önünden geçen bir kaç bozandan yüzünü iyice saklayarak geçti. Nefes dahi almamaya özen gösterirken onlardan biri fazla yakınından geçerken bir an için bozan onu kokladı. Dora elini bileğine götürüp aracını çıkaracakken diğerlerinin bozanı çağırması üzerine dikkati dağılıp uzaklaştı. Dora derin bir nefes alıp sokaktan geniş caddeye ulaştı.

Onur’da o sırada başlığıyla yüzünü saklayarak ilerlerken binayı aramaya son derece dikkatle devam ediyodu. Kafasını çevirdiği her yer bozan kaynıyordu. Bu yüzden onların arasından gizlenerek ilerlemekte güçlük çekiyordu. Sakinliğini bozmamaya çalışıp gözüyle binaları tarayıp nerde olduğunu bulmaya çalıştı.

Dora, cadde de ilerken karşı yolda bir oyunbozanın ona dikkatli baktığını fark edince hemen yönünü değiştirdi. Her ihtimale karşı hızla gözden kayboldu.

Onur hızlı adımlarla yürüken karşı caddenin ilerisinde beyaz kıyafetli dazlak birinin hızla yan sokağa geçtiğini gördü. Paltosuyla saklamaya çalışsa da o kişi Seçkin’di.

Onur hızla Seçkin’in peşinden koşmaya başladı. Seçkin Onur’u fark etmeden hızlı adımlarla yürüken az sonra yanıp sönen ışıklı binayı buldu. Belliki önceden yerini öğrenmiş eliyle koymuş gibi bulmuştu. Seçkin koşmaya başladı. Onur onun binaya girdiğini görünce iyice hızlandı. Dora yan yoldan aynı yere ulaşınca hareketliliğin ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Duruma ayak uydurması bir saniyeden az sürdü. Koşuya O da dahil olup peşlerine takıldı.

Üç avcı hızla ard arda binaya girince, fazla dikkat çektiler. Birkaç oyunbozanda peşlerinden binaya girdip mavi ışıkla yanıp sönen yüksek binaya ava koşan sürü gibi daldılar.

Arkasındaki hareketliliği henüz fark eden Seçkin dönüp baktığında iki avcı lideri ve bir düzine kadar oyunbozanda peşlerinde hediye olarak geldiklerini görünce öfkeyle tısladı. Hızla merdivenlerde çıkarken, “Gerizekalılar! Burada da mı karşıma çıktınız! Lider bozuntuları, boşuna uğraşmayın!” diye haykırdı.

Peşpeşe merdivenlerden koşan Dora ve Onur, plan değişikliğine gitti. Önce bozanlardan kurtulmayı düşündüler. Ama nasıl bir değişiklik konusuna kendilerininde bir fikri yoktu.

“Ne yapıyoruz? Bir planın var mı?” diye sordu Dora.

“Hayır! Senin var mı?”

“Yok! Ama bunlardan kurtulmak yerine Seçkin’in üzerine salmamız işimize oldukça yarar!”

“Çok iyi fikir! Yapalım!” dedi Onur arkasına bakıp.

Tam bozanlardan biri saldırmaya niyetlenirken Onur onu ensesinden tutup öne fırlattı. Arkadan geleni Dora tekme ile düşürüp kendini geriye attı. Öne attıkları birkaç oyunbozan gerisinde kalıp onlarla uğraşmayı Seçkin’e bıraktılar.

Onur geride kalan iki bozanı tekme ile merdivenlerden düşürünce Dora açılan boşluktan sıyrılıp Seçkin’in tartaklamaya başladığı bozanlarıda geçip en öndeydi artık.

“ONUR HADİ!” diye bağırdı Dora.

“GELİYORUM!” diye seslendirken peşindeki son oyunbozanıda karnından yumrukladı.

Üst kata ulaştıklarında Seçkin hala bozanlarla uğraşıyordu. Ama onun elinden kurtulan oyunbozanlar etrafta yoktu. Birbirlerini bertaraf ettiklerini düşündüler önce…

Dora hemen üst kata ulaşıp, koridordaki odalara girip çıkmaya başladı. Açtığı her kapı boş çıkıyordu. Kapılardan bir diğerine yönelip tam açtığı anda, belinde inanılmaz bir acı hissetti. Seçkin’in tekmesiyle sendelerken Dora öfkeyle haykırıp kendini toparlamaya çalıştı. Yere düşmeden bir tekme de Seçkin’in karnına o yapıştırdı.

Seçkin tekmenin etkiyle yere savrulurken acıyla çığlık attı.

Dora yerde yatan Seçkin’in boynundan tutup, “Boşuna uğraşma, sana böyle bir şeyi alma fırsatı verir miyim!” diye tehdit etti.

Seçkin kin dolu bakışla çığlık attı. “Asıl ben sana böyle bir şeyi almam için izin verir miyim?” diye hırladı.

Birbirlerini ittiler. İkisi de karşı taraflara savrulurken koşarak kapıları açmaya devam etti.

Onur onlar kapışırken kapıları açmaya başlasada her defasında eli boş dönüyordu. Üçü birden bütün kapıları açıp kapatırken Seçkin koridorun sonundaki kapıyı açınca bu defa hızla içeri daldı. Dora ve Onur Seçkin’in girdiğini görünce hızla onlarda aynı odaya yöneldi.

İçerisi oldukça geniş, karanlık oda bomboştu. Sadece karşı duvarda siyah, örümcek ağlarıyla dolanmış, uzun, boydan boya, dikdörtgen bir dolap duruyordu. Dolabın içinde mavi ışıklı metal bir anahtar duruyordu.

Seçkin hızla almaya yönelirken Onur da vitrine doğru koştu. İlk ulaşan Seçkin oldu. Seçkin anahtarı almak için elini uzattığı anda Onur da aynı anda onun eline yapıştı.

O sırada birden bir gürültü duyurdular. Kendini toparlamış olan oyunbozanlar odaya daldı. Odaya ilk giren oyunbozanı Dora yumrukla savururken diğer iki oyunbozanı Seçkin ve Onur’a doğru konuştuğunu gördü. Onur çıkan kargaşa arasında Seçkin’in dikkatinin dağılmasını fırsat bilip, anahtarı onun elinden aldı. Dora’ya doğru fırlatıp, “YAKALA!!!” diye haykırdı.

Havada savrulan anahtarı zıplayıp İki eliyle yakalayan Dora, aynı anda üzerinde koşan oyunbozanı dekmesiyle savurdu. YAKALADIM!!!” diye bağırdı.

“SEN KAÇ! BURASI BEN DE!” diye bağırdı Onur.

“TAMAM!”

Dora hızla odadan çıkıp merdivenlere yöneldi. Hızlı bir koşu koparıp binanın çıkışına ulaşmaya çalıştı. Anahtarı cebine koyup elinden geldiğince hızlı hareket etmeye çalıştı. Başka oyunbozana yakalanmadan hızla ilerleyip merdivenlerin sonuna ulaştı. Binadan çıkıp caddede fazla dikkat çekmemek için paçavrayı üzerine iyice çekip hızlı ama dikkat çekmeyen adımlarla karşı caddeye geçti. Karşı caddede onu bekleyen Cengaver’in ezberbozanını görünce hemen yanına gitti. Ona yaklaşıp, “Binaya git ve çabuk Onur’a yardım et!”diye uyardı.

“Onun benim yardımıma ihtiyacı olmaz! Gayet yetenekli, senin gibi! Biz gidelim o bize yetişir!” dedi umarsızca.

Dora öfkelendi. Ona küfredip, zorla göndereceği sırada Onur’un sesini duydu.

“Hala burada mısınız?” diye seslendi onlara.

Dora arkasına dönüp baktığında, nefes nefese olan Onur’u görüp rahatladı.

“Çabuk olun! Hemen uzaklaşalım buradan! Oyunbozanlar peşimizdeler! Yanlarında hediye olarak Seçkin de var!”

Onlar daha kaçmaya başlamadan iki oyunbozan üzerlerine doğru geliyordu bile. Diğer bozanlar şüphelenmesin diye hızla kaçmaya başladılar.

Dora hemen “Daha hızlı gidelim!” dedi.

Üçü birden hızla bozanların mekanından çıkıp Safir Şehir’in kısmen sayılabilecek güvenli sokaklarına vardılar.

Ezberbozan, “İkiniz başardınız!” diye kükredi.

“Sayılır!” dediler aynı anda Cengaver’in evine giderken. Seçkin’i alt etmenin mutluluğu ile ikisi de gülümsüyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz