11. BÖLÜM

SEÇKİN’İN KARANLIĞI

Dora, Onur ve Cengaver üçü birlikte dışarı çıktılar. Detaylıca konuşup, nasıl hareket etmeleri gerektiğine karar vermek istiyorlardı. Gölge ve Asil’e göz kulak olması için Ayşıl’ı evde bıraktılar. Ayşıl onlara söylense de Cengaver’in, Dora ve Onur’un onlarla görülmesi halinde, avcı olduklarının anlaşılmaların bir saniye bile sürmeyeceğini hatırlatınca, güç bela ikna oldu.

Dora, Onur ve Cengaver Safir Şehir’in, dar sokaklarından geçip, geniş caddelerinde yürüyüdüler. Yığınla oyunbozanın dolaştığı eğlence mekanlarının arasından geçerken Dora, oyunbozanlara dikkatlice baktı.

“Cengaver, oyunbozanları anladık, bu şehirde özgürce yaşıyorlar! Peki yaa, ezberbozanlar, onlar da dahil mi?”

“Tabii ki Dora! Ezberbozanlar da bu şehir de… Ama illegal olarak!” dedi son cümleyi fısıldayarak.

Onur şaşırıp, “Nasıl yani? Kimse engel olmuyor mu? Saklanıyor mu herkes?” diye sordu.

“Burada, Safir Şehir de, oyunbozanlar çok olduğu için kimse bunu söyleyemez! Daha doğrusu cesaret edemez! Bunlar ayrı ırk! Hem zaten Ezberbozanlar uluorta pek dolaşmaz! Daha çok gizli takılırlar. Gece dolaşıyorlar ve eğlenceye düşkündürler.”

Birkaç dakikalık sessiz yürüyüşün ardından bir köprünün ortasında durdular. Oymalı taşköprüden Emsalsiz Suları’nı seyrettiler.

“Hatırlıyor musun Dora? Güney Yarışları’nda, her yarıştan sonra Doruk ve sen dinlenmek için deniz kenarında vakit geçirdiniz.”dedi Cengaver eskiyi yad ederek.

Doruk ismini duyar duymaz, Dora’nın içi sızladı. Onu ne kadar özlediğini tekrar hatırladı.

“Evet! Doruk ve ben bunu yapardık..!” Dedi içini çekerek.

Cengaver birden hatırlayıp, “Karanlık sizi delirtmiş olduğu bir günse bile…” dedi.

“Karanlık, Emsalsiz’de de yaptı yapacağını!” dedi Onur ciddiyetle.

“Nee! Orada da mıydı? Bana avcı oldu demeyin sakın! Seçkin’den sonra ha..! Bir de sevgilisi mi?” diye itiraz etti.

“Dora ve Onur birden yüzlerine yumruk yemiş gibi bakıştı. “Sevgilisi mi?” dediler bir ağızdan.

Cengaver şaşkın, “Ne! Bilmiyor olamazsınız!” dedi.

“Hayır bilmiyoruz!” dedi Dora.

“Karanlık ve Seçkin sevgiliydi. Onlar yarış alanında olmadıkları için rastlamadığımız demek!” dedi gözerini kısıp.

“Sen nereden biliyorsun?” diye sordu Onur çatık kaşlarıyla.

“Güney yarışlarında araçların onarımında bazen sıkıntı olduğunda, bölge dışına yönlendirildi. Ben de araçlarla giderdim. O bölgede de Seçkin’i görmüştüm. Upuzun sapsarı saçlı, iri dudaklı ve sivri çizmeler hâlâ aklımda!” dedi gözünde canlandırdığı bakışlarıyla ellerini ceplerine soktu.

“Uzun saçlar dışında pek değişen bir şey o hâlde!” dedi Dora önemsemeyerek.

“Saçlarına ne oldu?”

“Dazlak artık!” diye cevap Onur’dan geldi.

“Olamaz! O güzelim saçlar..!”

“Yoksa aşık mıydın?”

“Tabii ki hayır! Öyle bir kadına aşık olmak saçmalık! Benimkisi bi çeşit vitrine bakmak gibi! Bakması güzel o kadar!”

“O halde?”

“Karanlık bile ona dayanamadı. Terk etmediyse bile mesafeleydi. O da Seçkin de karanlık işler peşindeydi. Ne olduğunu hâlâ bilen yok! Bu yüzden ilişkileri sona erdi. Kadınlar duygusallıktan veya nefretten saçlarını keserler… Seçkin de bu yüzden dazlak olmayı seçmiş olabilir.”

Dora bu durumdan şüphelendi. “Nasıl karanlık bir iş?”

“Bilmiyorum! Bu çok da aklı başında insanın isteyebileceği bir şey değil!”

“Bu durumu size etki etmiş olabilir mi? diye sordu Onur. Doru’nın aklından ne geçirdiğini biliyordu sanki.

Seçkin ve Karanlık ava gitmesi için bir tuzak kurmuş olabilmesi ihtimali… Seçkin daha önce buna benzeyen, şüphelendirecek konuşması olmuştu.

“Bilmiyorum Onur! Ama böyle bir şey varsa elimden kurtulamaz Seçkin!”

Cengaver, “Neler oluyor? Bana da anlatın! Seçkin düşmanınız mı?” diye sordu meraklı bakışlarla.

“Karanlıktı!” dedi Dora.

“Artık Seçkin’de!” diye tamamladı Onur.

Cengaver düşündü. “Dora eğer Karanlık’la olan düşmanlığını Seçkin biliyorsa, onlar ayrılsa bile ona yapacağın her hamleyi kendine yapılmış sayar! Seçkin saplantılı aşıklardan! Nefret de etse, zarar görmesine müsaade etmez!”

“O hâlde endişelenmeye gerek yok!” dedi Dora. “Karanlık’la çok alaka kuramaz!”

“Zaten kuramaz! Ortadan kalktı,”dedi Onur.

“Neeeee! Dora tebrikler! Kendine azılı bir düşman daha edindin demektir!” dedi Cengaver endişeli bakışlarla.

“Ha bir eksik, ha bir fazla..!” dedi umursamadan.

Üçü birden oradan ayrılırken artık hava yavaş yavaş kararıyordu.

 

BÖLÜM 12

 

BOZANLAR KONSERİ 

Sabah erkenden uyanan Dora, hemen Asil’in yanına gitti. Onun nasıl olduğuna baktı. En son Gölge’yi çağırdıklarında çok hırpalandığı için uzunca bir süre dinlenmesi gerektiğinden, elinden geldiğince buna dikkat edip onu uyumaya bırakıyordu.

O sırada Onur uyanmış yanlarına gelmişti.

“Günaydın Dora erkencisin!”

“Günaydın! Evet! Asil’le bakmaya geldim.”

“İyi mi bari? Beni çağırmak için onu bir hayli yorulmuş olmalısın!”

“Hırpalandım ama şimdi iyi görünüyor,” dedi Asil’in başını okşayarak.

Gölge’de hasar aldı ama Asil kadar değil!”

“En azından O iyi.”

“Ama siz ikiniz bundan sonra iyi olur musunuz bunu bilemiyorum!” dedi Cengaver, birden arkadan gelerek sohbete dahil oldu.

Dora ve Onur arkasına döndüklerinde karşılarında, açık, geniş kapıda, sabah erkenden alışverişten dönmüş, ellerinde torbaları ile Cengaver’i buldular.

Cengaver oldukça endişeli görünüyordu. Elindeki torbaları koltuğa atıp ikisinin yanına geldi.

Dora merakla, “Neler oluyor?” diye sordu.

“Tehlikedesiniz!”

“Ne demek bu?” diye sordu Onur.

“Şu demek..! Aranıyorsunuz!”

“Şunu doğru düzgün anlat,” dedi Dora.

Cengaver oldukça panikle baktı. “Kahvaltı için alışveriş yaptım. O sırada oyunbozanlar aralarında konuşurlarken duydum. Asil’in Gölge’yi çağırmasını bilmeseler bile, artık onların sizinle olduklarını biliyorlar! Bu da demek oluyor ki, sizi bulmaları an meselesi!”

“Bulsalar bile ne olabilir ki ?” diye umursamadı Dora.

“Ne mi olabilir? Dora çıldırdın mı? Siz ikiniz avdan kural dışı ayrıldınız! Onlara göre kaçtınız!”

“Ne olmuş yani?” dedi Onur. En az Dora kadar umarsız Gölge’yle ilgilenerek.

Cengaver hem korku, hem endişeyle, “Sizin kafalar yerinde mi? Anlamıyorum… Durumun ciddiyetinin farkında bile değilsiniz! Emsalsiz Avı’ndan kural dışı ayrıldığınızda göre, onlar için gönüllü birer avsınız! Yani artık sizi bitirmeye gelecekler! Hem takımlar, hem yöneticiler..!” diye anlatmaya çalıştı.

“Doruk orada! O buna izin vermez!” dedi Dora hüzünlü gözlerle.

“Doruk bunu bilmiyordur! Hatta yöneticiler bunu istiyordur ya da, takımlarla gizlice anlaşmış da olabilirler! Belki de Dora, inanmak istemeyebilirsin ama, bunu Doruk da yapabilir! Kim bilebilir ki!”

“BU SAÇMALIK!!! DORUK BANA ASLA ZARAR VERMEZ..! ONUR İÇİN DE BU GEÇERLİ!!!”

“Bu eskiden olsa belki… Şunu anlamasın, yanına gelemeyen bir Doruk var..! Ne yaşadığını bilemediğimiz bir Doruk! Bu yeterince açıklayıcı bir durum korkmak için…”

Onur o ana kadar umursamazken Cengaver’in son sözleri onu İkna etmişe benziyordu. “Cengaver haklı Dora! Doruk neden gelmiyor bunu bilmiyoruz! Tehlikeli olabilir.”

“SİZ İKİNİZ KAFAYI YEMiŞSİNİZ!!! DORUK BUNU ASLA YAPMAZ !!!” diye bağırarak azarladı onları.

Onur Dora’ya doğru bir adım atıp, “Dora! Doruk bunun dışında kalsa bile, kendi takımlarımıza, en kötü ihtimalle yöneticilere yem olabiliriz,” dedi mantıklıca.

Dora zorla ikna olmup. “Tamam! O zaman madem tehlikeli durum var savaşalım..! dedi kendini zorlayıp.

“Bu o kadar kolay olmaz,” dedi Cengaver.

“Bir fikrin mi var?” diye sordu Onur.

“Evet var,” dedi gözleri parlayarak.

İkisi de Cengaver’e gözlerine dikti.

“Sizlere eski liderler diyebilirim! Eski liderler olarak, avın kurallarını bilseniz de av alanını bilmiyorsunuz… Av günü geldiğinde muhtemelen sizi bir şekilde alanda avlamak isteyecekler,” dedi biraz düşündü. Kendi etrafına dönüp durdu. “Alana çekmek için tuzak bile kurabilirler!”

“Bunları biz de tahmin edebiliriz,” dedi Dora.

“Fikrin ne peki?” diye sordu Onur.

“Fikrim şu… Onların bir planı ya da hazırlığı vardır. Bunu önceden öğrenirsek şansımız olabilir.”

“Nasıl öğreneceğiz peki?” diye sordu Dora.

“Bir oyunbozan… Başka şansımız yok!”

“Oyunbozan mı?”

“Evet bir oyunbozan ve hatta, her oyunbozanın bildikleri sırlardan daha fazlasını bilebilen bir oyunbozan!”

“Nereden bulabiliriz böyle bir oyunbozanı?”

“Tabii ki konserden!!!”

“Ne konseri?”

“Oyunbozan konserleri! Hattâ illegal olarak ezberbozanların da katıldığı bir konser!”

“Ne yani yasa dışı bir konser mi bu?” diye sordu Onur.

“Sayılmaz! Sadece ezberbozanlar rahat katılabilirsin diye bozanlara ait bir yerde.”

“Peki ne zaman bu konser?”

“Bu gece!” dedi gözleri parlayarak.

“Nasıl gideceğiz ya da fark edilmeden bunu yapacağız?” diye sordu Dora.

“Tabii ki gece yarısı olmasından faydalanıp, oyunbozanlar gibi davranarak.”

Ayşıl birden mutfaktan fırlayıp, “Lütfen ben de geleyim…Yardım ederim size..!” diye yalvardı. Belli ki konuşmanın başından beri onları dinliyordu.

Çocuk bakıcılığı yapamayız Ayşıl!” dedi Cengaver aşağılayan gözlerle.

“Asıl sana bakıcı lazım! Kadınlara asılmaktan işe ya da plana konsantre olamazsın!”

Dora güldü. “Her zaman fazladan bir yardımcıya ihtiyacımız olabilir! Cengaver’e göz kulak olacak birinede,” dedi imayla dalga geçip.

“Ne yani, yapamaz mıyım sanıyorsunuz? Ben tek başıma bile halledebilirim!” dedi Cengaver alınmış görünüyordu.

Doru gülüp, “Bu gece bu işi halledelim o halde!” dedi Onur’a gözlerini çevirerek.

“Kesinlikle!” dedi Onur kararlılıkla.

Ayşıl’ın gözleri parladı. “Harika! Gece yarısı konsere dört oyunbozan daha katılacak desenize…”

Dora Onur ve Ayşıl gülerken, Cengaver alınmış bakışlarıyla mutfağa doğru gitti. “Akşam çok yorulacağız! Bir şeyler yiyip, depo yapmalıyım!”diye söyleniyordu.

 

 

BÖLÜM 13

 

SAKLI SOKAK

Dora ve Onur gece yarısı, evin girişinde, üzerlerine geçirdikleri uzun, siyah kapüşonlu, eski paltolarla bekliyordu. Yüzlerini olabildiğince saklayıp avcı olduklarını, hele ki lider avcı olduklarını saklamaya çalışmışlardı.

O sırada Cengaver odasından çıkıp Ayşıl’a baktı. “Hey! Bizimle gelmek istediğinden emin misin?”

Ayşıl da Dora ve Onur gibi üzerinde eski paltoyla çıkıp, “Evet! Neden sordun?” diye sordu kapıya yönelirken.

“Sordum, çünkü bozanlarla dolu bir ortamda yanımızda iki lider avcı ile yani, bir çeşit iki el bombasıyla konsere gidiyoruz… Bebek bakıcılığına vaktimiz olmayacak!”

“Senin bebek bakıcısına ihtiyacın var!”

“Yaaa..! Neden peki?”

“Korkuyorsun da ondan!”

Cengaver bu defa inanılmaz bozulmuş görünüyordu.

Doru ve Onur gülüştüler.

“Kimin korktuğunu konserde göreceğiz!” diye yüzünü buruşturdu Cengaver.

Dora Onur’a endişeli sesle “Onur bu yapacağımız şey tehlikeli biliyorsun… Asil ve Gölge’yi burada yalnız bırakmak hiç içime sinmiyor.” dedi.

“Benim de! Ama yanımızda onlarla gitmek, ben lider avcıyım diye haykırmaktan iki kat fazla etkiye sebep olur.”

“Bu doğru… Ama yine de Asil’i daha önce terk ettim, bu yüzden yalnız kalırsa Safir Şehir gibi oyunbozanların cirit attığı yerde başına bir şey gelmesini istemiyorum.”

“İki aykırı birbirine yardım eder,” dedi Gölge’yi gözüyle işaret ederek.

Gölge açık kapıdan Onur’u durdu. Başını aşağı eğip kükreyerek Onur’u onayladı.

Asil de Dora’ya bakıp kafasını kaldırdı, bunu yapabileceğini anlatır gibi.

Dora zorla ikna olarak, “Pekala! Asil, madem Gölge ve sen korkmuyorsun size güveniyorum,” dedi.

“Heyyy!!! Sohbeti kesin artık da konser bitmeden oraya varalım,” diye seslendi Cengaver.

Kapıda Ayşıl ile birlikte siyah paltolarının dışında, siyah gözlüleri ve eldivenlerini de ekleyip bekliyorlardı.

Onur onları böyle görünce güldü. “Hayrola? Soyguna mı hazırlanıyorsunuz?”

Dora kahkaha attı. Cengaver bozuldu.

“Tabii ki hayır! Ama konser siyah ağırlıklı insanlar, yani bozanların mekanı! Göze batmamak için yapıyoruz.”

Onur onları daha fazla utandırmadan, “Peki! Hadi beklemeyelim daha fazla,” dedi.

Birlikte yürüyerek çıktılar. Birkaç dakikalık yürüyüşün ardından karanlık bir sokağa vardılar. Dar, ıslak, pis, karanlık caddeden geçip, paslı demir parmaklıklı kapıdan geçtiler. Leş gibi kokan iki bina arasından geçip paslı kirli parmaklıklı merdivenlerden inip dar bir geçitten daha geçtiler.

“Cengaver nereye gidiyoruz böyle? Fazla şüpheli… Hayli tekinsiz…” diye sordu Ayşıl şüpheci tavırla.

“Oyunbozanlar, hatta ezberbozanlar böyle yerleri seviyor! Ne yapabilirim, onlara evimizin önünde konser verin dememi bekliyorsun herhalde!” diye söylendi.

“Bu kadar tekinsiz yere daha önce gelmiş olman saçmalık!”

Dora güldü. “Kesin kızlar için geliyordur,” dedi.

“Dansçıların hepsi..!” diye güldü Onur.

Ayşıl, “Sizin için şaşırtıcı değil mi?” diye sordu.

“Güney Yarışları!” diye bir ağızdan cevap verdi Dora ve Onur.

Cengaver, “Ah… ah..! Orada birlikte olmak istediğim bir kadın vardı,” diye eskiyi yad etti.

“Kesin senden hoşlanmamıştır,” dedi Ayşıl ters ters.

“Evet! Nereden bildin?”

“Bu senin kaderin… Kaderin bile seni beğenmiyor!”

“Seni de beğenen erkek görmedik daha..!”

Dora bu didişmeye bi son verip, “Tartışmayı kesin artık! Ne zaman varacağız?” diye sordu.

“Geldik sayılır,” diye cevap verdi Cengaver.

Yolun sonunda ki demir parmaklıklı kapıyı gürültüyle açıp, Cengaver buyur eder gibi, diğerlerine eliyle geçmelerini işaret etti.

Işıklı, geniş, kocaman bir sahnenin, mavi ışıkları onların gözlerini alırken, olabildiğince geniş bir meydana vardılar.

Dora bir bina beklerken, saklı bir caddede yapılan konseri görünce şaşkına döndü. “Saklı bir yer bekliyordum.”

“Öyle zaten! Burası Saklı Sokak! Safir Şehr’in Saklı Sokağı! Ezberbozanlar için… Sadece onlara ayrılmış yer… Başkaları yaşamıyor.”

“Vakit kaybetmeyelim gidelim artık,” dedi Onur.

Dördü birden içeri girip, geniş caddeden oldukça kalabalık oyunbozanların arasında durdular. Sokakta ki, konser alanı önünde, her yer olabildiğince çılgınca eğlenen oyunbozanlarla doluydu. Ellerinde içecekleri bağırarak şarkı söylüyorlardı. Sahnede iri yarı bir oyunbozan, beş karış suratıyla şarkı söylerken( Daha çok kükreme ve böğürme arası ses çıkarırken), onun arkasında duran beş oyunbozan gösteri yaptıklarını sanıp, aslında zıplayan ayı sürüsü gibi ona eşlik etmeye çalışıyordu. Korkunç danslarıyla sahnede mükemmel olduklarını sanıyorlardı.

Konser alanında oyunbozan dışında sadece, ellerinde tepsi ile içecek servisi yapan kızlar dışında her yer yaratık doluydu.

“Kapşonları asla çıkarmayın!” diye uyardı Cengaver fısıltıyla.

“Yoksa hepsi üzerimize saldırır!” dedi Ayşıl ürkek gözlerle.

“Lider avcılar onlar için iyi bir akşam yemeği olur!” dedi Onur etrafı incelerken.

“En iyi ihtimalle kendimizi diğer avcılara yem olarak bulabiliriz!” dedi Dora O da etrafı inceliyordu.

Dora, Cengaver ve Aşıl’a döndüğünde Cengaver’in önünden tepsi ile içecek servisi yapan kıza gözlerini çoktan takılmış olduğunu gördü.

Kırmızı, mini etekli, oyunbozan suratlı kukuletalı, abartılı makyajlı kızlar, ellerinde minik tepsilerle önlerinden geçerken, peşlerine takılması an meselesi gibi duruyordu Cengaver’in.

Ayşıl onu kolundan çekip, “Dora bir şey söyleyecek! Dikkatini buraya ver, seni gerizekalı!” diye azarladı.

Dora Cengaver’in yeterince yardımı olabileceğini emin değildi. Bu yüzden onun kontrolünü Ayşıl’a vermeye karar verdi. “Ayşıl siz Cengaver’le oyunbozanlara belli etmeden bilgi almaya çalışın,”

Ayşıl başını aşağı yukarı salladı.

“Hemen!” diye ekledi Dora. Onur’a dönüp, “Onur biz de ayrı ayrı arayalım oyunbozanların ağzını! Bakalım nasıl bir şeyler bulacağız!” dedi.

“Tamam! Daha fazla vakit kaybetmeyelim o halde.”

“Bakın girişteki görevli bize bakıyor,” diye uyardı.

“Dağılalım!”

Onur ve Dora ayrı ayrı yönlerede konser alanına ilerlediler. Ayşıl içecek servisi yapan kızlardan uzak tutmaya çalıştığı Cengaver’i alıp, konser sahnesinin yakınlarına doğru ilerledi.

Cengaver servis yapan kızların uzattığı tepsiden bir bardak alırken, “Hey tatlım! Harika görünüyorsun!” dedi ağzını yalayarak.

“Sen de midemi bulandırıyorsun,” diye terslerdi kız.

Ayşıl Cengaver’i tutmaya çalışırken, “Cengaver bak şu oyunbozan fazla içmiş… Kafası yerinde değil! Bir şeyler öğrenebiliriz,” dedi kafasıyla sahnenin önünde duran oyunbazanı işaret etti.

“Ne… Neden?” dedi, bu defa da kendini konsere kaptırmış, şarkı mırıldanarak ortama uymuş görünüyordu.

“Şurada bak..! Sahnenin önünde… Siyah kurt başlı gibi görünen oyunbozan!”

“Ayşıl o bir ezberbozan! Fazla siyah anlıyor musun?”

“En azından senin gibi yılışık durmuyor!” diye tersledi. “Neyse ne! Hadi neler biliyor öğrenelim,” dedi.

Oyunbozanın yanına gittiler. Cengaver onun ağzının içine girecek kadar yaklaşıp, “Hey dostum, ne güzel sürpriz !!!” dedi sanki yıllardır tanıyormuş gibi.

Ezberbozan somurttu. “Tanışıyor muyuz?” diye homurdandı.

“Evet! Seni daha önce gördüm.”

“Nerede?”

Cengaver beklemediği yerden gelmiş soru karşısında takılınca Ayşıl araya girdi. “Tamirhaneden!!! Cengaver’in tamir yeri sizin aracınızı tamir etti.”

“Benim aracım yok! Bir aracada ihtiyacım yok!” diye kükredi.

“O zaman arkadaşım karıştırdı demek!” diye geveledi. Ezberbozana yaklaşıp, “Arkadaşım fazla içti de, saçmalıyor…” diye fısıldadı.

Ezberbozan, Cengaver’in kızlara dürbünle gözetler gibi hevesle baktığını görüp, “İçmişe benzemiyor! Fazla uyanık hatta!” diye hamurdandı.

“Kız arkadaşından yeni ayrıldı! Eski bir ilişki ve çılgın bir oyunbozandı. Aşk acısı yaşıyor. Belli olmasın diye içinde yaşıyor acısını!” dedi sesine zorlama bir duygusallık vererek.

“Ne saçmalıyorsun anlamıyorum!Defolun başımdan!” dedi kükreyerek yanlarında uzaklaştı.

“Cengaver bu olmadı! Başka deneyelim!”

Cengaver bu defa sahnenin kenarında servis yapan kızlarla muhabbet etmeye çalışıyordu.

Ayşıl onun bu durumna artık iyiden iyiye sinirlenerek, “Cengaver bu kadar yeter!!!” diye azarladı.

“Tamam! Tamam! geliyorum…” deyip Ayşıl’ın peşine takıldı.

Ayşıl’a yaklaşıp, “Kadınlar bana bayılıyor!”dedi.

Ayşıl ona tiksinerek baktı. “Seni bu tipinle beğenecek birini bulursan kaçırma derim!”

O sırada Onur bir grup ezberbozanla oturmuş sohbet ediyordu. Dora da aynı anda karanlık bir tarafta ezberbozanlarla sohbete dalmış, ağızlarını arıyordu. Olabildiğince gürültülü ortamda sohbetleri ne kadar koyu gözükse de, işe yarayacak bilgi bulamadıklarını, oldukları yerden birbirlerine gözerini çevirip, kafalarını kaldırarak olumsuz olduğunu anlattılar.

Konser alanında onlardan bilgi alamayınca birbirlerini yanlarına geldiler.

“Ben hiç işe yarar bilgi bulamadım! Saçmalayıp duruyorlar,” dedi Dora

“Bir halt bildikleri yok!” dedi Onur.

“Boş konuşuyor hepsi… Emsalsiz’in Kalbi’nde neler olduğunu bilseler bile, iyi saklıyorlar…”

“Bu kadar bilgisiz olmaları pek ihtimal dahili değil..!” dedi şüpheci gözlerle.

“Biraz daha şansımızı deneyelim o halde!”

Sahnenin önüne yaklaştılar. İkisi de gözlerine kestirdikleri oyunbozanlarda şanslarını denemeye çalıştılar.

Konser, çılgın müziklerle devam edip ortamdaki tüm oyunbozanlar içeceklerini içip, delice eğleniyorlardı.

Dora ve diğerleri ellerinden geleni yapmaya devam ediyordu. Aynı anda, sahnenin tam önünde, bir ezberbozan dikkatlice Dora ve Onur’u süzmeye başladı.

Dora ve diğerleri o kadar işlerine odaklanmıştı ki bunu fark etmediler bile.

Ezberbozan yanındaki bir oyunbozana yaklaşıp fısıltıyla bir şeyler söyledi. Ezberbozan sonra diğer bir oyunbozanı gözüyle Dora’yı işaret etti. O anda Dora’nın karşısındaki oyunbozan onların konuşmalarını duymuş gibi gözleri yuvalarından çıktı.

Bir anda Dora’nın karşısında hışımla ayağa kalkıp, “LİDER AVCI !!!” diye haykırdı.

Onur hemen hışımla sesin geldiği yöne bakarken aynı anda diğer oyunbozanların ilgisini de Dora’ya yöneldi.

Cengaver, “Olamaz!!” diye korkuyla etrafa bakarken Ayşıl’ın gözleri yuvalarından çıkmış gibi baktı. “Bittik biz!!!” dedi yalvarır gibi.

Onur koşarak Dora’nın yanına geldi.

Konser alanında sadece bozanlar değil, müzikte susmuştu. Tam bir sessizlik hakimdi. Tüm gözler onların üzerindeydi. Etrafta sanki kimse nefes dahi almıyordu. Anlık bir kaç saniyelik sessizlik ve gergin bekleyişin ardından sahnenin önündeki bir ezberbozan, “İKİSİ DE LİDER AVCI !!!” diye bağırdı kolunu uzatıp parmağımla işret ederek.

Onur’un bileğindeki bilekliği görünce, garip bir şekilde onun da avcı olduğu anlatılmıştı.

“YAKALAYIN! YA DA SALDIRIN! ONLAR BİRER AV KAÇKINI… İSTER YÖNETİCİLERE VERİN, İSTER AVCILARA, YA DA SİZ AVLAYIN!!! HADİ!!” diye haykırdı.

Konser alanındaki tüm bozanlar saldırı için ağızlarını açmış, her yerde tiz çığlıklar ve kükremeleri yükselmişti.

Alanın girişindeki manzarayı görünce Ayşıl’ın gözleri parladı. Az önceki ürkek halinin yerini çılgın bir gülümseme aldı. “Aykırılar! Asil ve Gölge! Oradalar!!” dedi parmağıyla işaret ederek.

Asil tiz ötüşüyle, hızlı bir karar alıp Dora’nın yanına varmak için bozanların arasına daldı. Gölge de onun arkasından kükreyerek ilerledi.

Bozanlar ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan Asil Dora’yı esinden yakalayıp açıktığı kapaktan içeri attı. Hemen Ayşıl’la yönelip ensesinden tutup onu da sırtına attı. Gölge aynı hızla Onur’u kolundan tutup açık kapaktan içeri atarken, hızla Cengaver’i pençeleriyle yakalayıp çıkışa yöneldiler.

Bozanlar şaşkınlıklarını üzerilerinden atıp saldırıya geçti. Aykırıların peşlerinden birbirlerini ezerek çıkışa koştular.

Asil ve Gölge yakalanmamaya çalışıp, önlerine çıkan oyunbozanları çeneleriyle savura savura ilerlediler.

Gölge çıkışa yaklaşırken, pençesiyle tuttuğu Cengaver haykırarak, “Şu ezberbozanı almadan gitmem!” dedi.

En son konuştuğu sarhoş ezberbozanı ensesinden tutup, yerlerde sürükleyerek, yanında onuda götürmeye çalıştı.

Sahnenin önünde tam bir kargaşa yaşanıyordu artık. Birbirini ezerek ilerlemeye çalışan bozanlar, sinirlenip kendilerine saldırmaya başladı. Her şey birbirine karışmıştı. Çıkan kargaşadan faydalanan Asil ve Gölge çıkışa daha rahat ilerlemeye başladı.

Asil çıkışa varıp rahatça geçerken Gölge, Cengaver’in çarpa çarpa sürükleyerek götürmeye, (Kaçırmaya) çalıştığı ezberbozan yüzünden güç bela kapıdan geçti.

Kapının önünde duran oyunbozanlar, onların gitmesine engel olamazken, konser sahnesinden bir çığlık yükseldi. “AVCILAR…

AV TAKIMLARI… ONLAR BURADA, SAFİR ŞEHİR DE, ONLAR TAKIM AVCILARININ AVI!” diye bağırdı bir oyunbozan.

Cengaver elinden kaçırmamaya çalıştığı ezberbozanla, “Dora, Onur bunlar sizin takımlara, geldiğinizi haber verecektir! O yüzden olabildiğince hızlı gidelim… Açıkçası kaçalım!!” diye bağırdı.

Alanda bütün bozanlar birbirlerine saldırırken onlar da yakalanmamaya çalıştı.

Asil ve Gölge kendilerini olabildiğince zorlayarak, tüm güçleriyle, hızla ilerlemeye devam ettiler.

Onlar uzaklaşırken konser alanında birden bire gözleri kör edecek bir ışık patlaması oldu. Her yer çılgınca elektrik mavisi ışıklara boyadı. Aynı anda üç takım ve aykırıları sahnede göründü.

Korhan, Seçkin, Yaman önde, diğerleri arkada, Safir Şehir de konser alanının sahnesinde…

Onlar da Dora’nın Onur’u çağırmasına benzer şekilde gelmişlerdi. Hızlı yöntemleri aynıydı…

Takımlara diğerlerinin haberi anlaşılan, daha Dora ve Onur alana girdikleri anda girişteki görevli tarafından verilmişti. Ama biraz geç kalmıştı.

Asil ve Gölge çoktan oradan kaçmış, peşlerinde birkaç bozanla kovalamaca başlamıştı bile.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz